70
YAZARIN PUANI

Pulp Fiction, Face/Off, Hairspray gibi filmlerden aşina olduğumuz aktör John Travolta; bu kez 1997 tarihli, aynı adlı çocuk romanını filme uyarlayarak ilk kez yönetmenlik koltuğuna oturuyor. Filmin prömiyeri bu yıl Cannes Film Festivali’nde yapıldı ve Travolta‘ya Onursal Altın Palmiye ödülü takdim edildi. Film, geçtiğimiz günlerde ise Apple TV üzerinden seyircilere sunuldu. Havacılığın mimarisini ve altın çağını sekiz yaşındaki havacılık tutkunu bir çocuğun gözünden anlatan Propeller: One-Way Night Coach, oldukça sade ve sofistike anlatımıyla, yönetmenin kendi anı defterinden izler bulabileceğiniz bir yapım.

70
YAZARIN PUANI

Anıların Merkezine Sarsıntılı Bir Uçuş

Propeller: One-Way Night Coach, bir saatlik süresi boyunca, Travolta’nın havacılığa olan hayranlığına dair bir saygı duruşu sunuyor. Nitekim yönetmenin kendi çocukluğu, ailesi ve diğer insanlarla olan ilişkilerinin yanında uçaklarla olan bağı da ele alınıyor. Anlatı, 1962’lerin New York’unda yüksek sosyete sınıfından meraklı bir çocuk ve annesinin havaalanındaki görüntüleriyle başlıyor. Sekiz yaşındaki Jeff’in (Clark Shotwell) ileride hayatının en büyük macerası olarak tanımlayacağı bu çok aşamalı yolculuk, dönemsel detaylarla dolu bir çekicilik yaratıyor. Annesi Helen’in (Kelly Quinnet) Hollywood’dan aldığı bir oyunculuk teklifi, yolculuğa Jeff’in de dahil olmasını sağlıyor.

Görgü kuralları, aksan ve niş zevklere aşırı düşkünlüğü olan Helen’in, oğlu Jeff’in gözündeki imajı – bunların yanı sıra – gösterişe önem vermesidir. Çok varlıklı olmamasına rağmen öyle gözükme çabası, film boyunca anlatıcı Jeff’in sığ ve gülünç bulduğu durumlardandır. Jeff ise gözlerini parlatan hayali için tüm uçuş programlarını ve durak güzergahlarını adım adım ezberlemeyi başarmıştır.

Uçak yolculuğu için, dönemin teknolojisinin elverdiği pervaneli uçuşu, bütçelerine daha uygun olduğu için tercih ederler. Pervaneli motorların vızıltılı sesi eşliğinde ilk kez uçma hayalinin gerçekleştiğini gören Jeff’in havacılığa dair tutkusunu görmemek imkansız. Anlatı, olay örgüsü yerine çoğunlukla Jeff’in yaşadığı büyülü anlara tanık olmamızı istiyor. Çocuksu heyecanıyla uçağın bölümlerini keşfe çıkması, pilot-kabin görevlileri ile tanışması ve çekici bulduğu bir hostese hemen aşık olması, filmin doğrusallığına keyif katan anlardan bazıları.

Öte yandan, İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerikan havacılığının altın çağına dair övgü dolu göndermeler de mevcut. Filmin atmosferi ise, 60’lar sinemasının kendine özgü parlak/sıcak analog estetiğiyle birleşerek güçlü bir görsellik yaratıyor. Ancak filmin neredeyse tamamının iç mekanda geçmesi, dış mekan ve gökyüzü görüntülerinin zayıf kalmasına yol açarak sinematografiyi sönükleştiriyor. Anlatı, ara sıra Jeff’in uçaktaki diğer yolcular ve yan karakterlerle olan sınırlı diyaloglarına yer veriyor. Filmin çocukluk anılarından oluşan kesitlere odaklandığı düşünüldüğünde, bu diyalogların ayrıntıdan uzak ve iki-üç cümlelik konuşmalar halinde ilerlemesi oldukça anlaşılır.

Jeff’in annesiyle yaptığı aktarmalı uçuşlar esnasında hoşlandığı hostese tekrar denk gelmesi ve onu etkilemek için söylediği gerçek olmayan şeyler, Travolta’nın kendi hayatından alınmışçasına spesifik ayrıntılar içeriyor. Ayrıca Jeff’in uçakta olan bitenleri gözlemlemesi, örneğin uçuş korkusu olan bir adamın geçirdiği panik atak, çocuk gözüyle çok canlı bir şekilde yansıtılıyor. Zaten filmin büyülü özünü oluşturan etmen, çocuksu anlatımın da etkisiyle, biz yetişkinleri yeniden çocukluğumuza götürmesi. Bu açıdan Propeller: One-Way Night Coach, geçmişe bakmamızı sağlamasının yanı sıra, geçmişte kalan güzel zamanların hüznünü de taşıyor.

Propeller One Way Night Coach Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Apple TV John Trovalta Clark Shotwell Kelly Eviston-Quinnett Ellen Travolta

Personaların Çarpışması

Jeff’in uçuş boyunca annesinin insanlara karşı taktığı farklı maskelere dair gözlemleri kötü niyetten uzak, sadece betimleyici olarak öne çıkıyor. Annesinin, güçlü bağlantılar edinmek için aşırı girişken tavırları ise Jeff’i utandırıyor. Kürklü paltolar, şık kadınlar, şapkalar ve purolar eşliğinde devam eden film, 60’lar cazibesini canlı tutuyor.

Aynı zamanda o dönemki havayolu kurallarının günümüzden fazlasıyla esnek olduğuna şahit oluyoruz. Uçakta içilebilen sigaralar, emniyet kemeri zorunluluğunun olmayışı, yolcuların kokpite serbestçe girebilmesi, bu ögelerin içinde bulunduğumuz dönemde ne kadar farklılaştığını gözler önüne seriyor.

Sinematografiye baktığımızda ise, genellikle sıcak ve soğuk renklerin dengeli kullanımıyla beraber, sarı ve bej ağırlıklı bir renk paleti tercih ediliyor. Bu estetik dünya, filme zenginlik katarak görsellik olarak adeta The Grand Budapest Hotel havası estiriyor.

Propeller: One-Way Night Coach’ın duygusal olarak dikkat çekici yanları da var. Özellikle, uçuştaki hosteslerden Liz’in (Olga Hoffman) Helen ile kurduğu arkadaşlık ve Nazi esintili hayat hikayesi dokunaklı anlar yaşatıyor. Ayrıca Jeff’in aşık olduğu hostes Doris (Ella Travolta) ile evlenme hayali kurması, çocuksu masumiyeti gerçekçi bir şekilde işliyor. Filmde kullanılan müzikler ise Frank Sinatra’dan Come Fly With Me şarkısı gibi olabildiğince duygusal ve caz esintili parçalardan oluşarak dönemin retro atmosferine ayna tutuyor.

Propeller One Way Night Coach Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Apple TV John Trovalta Clark Shotwell Kelly Eviston-Quinnett Ellen Travolta

Geçmişten Gelen Bir Hediye

Propeller: One-Way Night Coach filminin, genel olarak bizleri Travolta’nın gençlik tutkusuna eşlik etme girişimi olduğunu söylemek mümkün. Ancak anlatının merkezinde, büyük bir oyuncu olma ümidiyle ülkeyi baştan başa aktarmalı uçuşlarla geçen Helen ve oğlu Jeff’in farklı coşkuları işleniyor. Uçuş görüntülerindeki aksaklık ve yapaylık ise sanki bilgisayar grafikleri izliyormuşuz gibi hissettiriyor. Bu tekniğin, 60’ların efektlerine gönderme olarak bilinçli şekilde tercih edildiği göze çarpıyor.

Sekiz yaşındaki bir çocuğun gözünden ilk kez uçmanın büyüleyici hissi, yepyeni bir yere varmanın heyecanı ve gökyüzünde tanışılan ilginç insanlar, nostaljik ve güçlü izlenimler bırakıyor. Jeff/Travolta‘nın uçuş esnasında, henüz içinde bulunduğu anı yaşarken sonradan bunu çok özleyeceğini fark etmesi, filmin duygusal merkezine de vurgu yapıyor. Yine de film, geçmişi ve nostaljiyi inkar etmeden, onları bir arşiv olarak görmeyi seçiyor.

Filmin 61 dakikalık süresi, uçakta karşılaşılan yan karakterlerin daha derinlikli bir şekilde tanıtılması konusunda birtakım eksiklikler yaratıyor. Anlatının dramatik açıdan hiç risk almayışı ise karakter gelişimlerinin yer yer sığ kalmasına yol açmış gibi gözüküyor. Yine de Travolta’nın finalde emekli bir pilot olarak yer alması, hikayenin kişisel hedefleri olduğuna vurgu yapıyor. Muhtemelen Travolta’nın kendi ve yakınları için icra ettiği bir hediye olarak değerlendirildiğinde, film daha anlaşılır hale gelerek yüzlerde bir gülümseme bırakıyor.


Fatma Kıpçak‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Backrooms: Kayıp Katlar Labirenti

Shame and Money: Çaresizlikten Doğan Sessiz Öfke

Fatma Kıpçak
İstanbul Cerrahpaşa Üniversitesi Okul Öncesi Öğretmenliği mezunu. Sinema ve edebiyat tutkunu.

    Euphoria 3. Sezon (Final): Bir Dizinin Kendini Tüketişi

    önceki yazı

    007 First Light: Bir Efsanenin Doğuşu

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Leave a reply

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Bunlar da ilginizi çekebilir

    daha fazla APPLE TV