Şeyhmus Altun’un ilk uzun metrajı Aldığımız Nefes (As We Breathe), Anadolu’nun kasaba gerçekliğini tedirgin edici bir sadelik içinde buluşturuyor. 2000’lerin başında geçen bu hikaye, yüzeyde bir endüstriyel felaketi merkezine alsa da, gerçekte insan ruhunun görünmez çöküntülerini anlatıyor. Yönetmen, kimya fabrikasında meydana gelen büyük patlamayı anlatının başlangıç noktası olarak kullanırken, felaketin gerçek ağırlığını fiziksel yıkımdan çok karakterlerin iç dünyasında konumlandırıyor; yangının bıraktığı kül, toprakta olduğu kadar insanların üzerinde çöken bir gölgeye dönüşüyor. Dışarıdaki duman dağılsa bile, insanların içinde dolaşan o zehir tam olarak kaybolmuyor.Aldığımız Nefes Film İncelemesi Arakat Mag 2025 Antalya Altın Portakal Film Festivali Şeyhmus Altun Defne Zeynep Enci Hakan Karsak Sacide Taşaner

Esma’nın Boşluk Hissi

Filmin ana karakteri 10 yaşındaki Esma… Bu boşluğun en berrak taşıyıcısı. Defne Zeynep Enci içe dönük performansını, karakterin erken büyümeye zorlanan ruhunu beden diliyle, sessizlikleriyle, bakışlarının kenarında biriken tedirginlikle kuruyor. Annesinin yokluğu film boyunca açıklığa kavuşmuyor; ölüm mü, terk mi, kaçış mı, belki hepsi birden… Bu belirsizlik hâli yönetmenin en kritik tercihlerinden biri. Çünkü anne, bir karakterden çok bir eksiklik formuna dönüşüyor; her sahnede hissedilen ama asla görünmeyen bir karanlık boşluk.

Esma’nın hayatındaki asıl felaket, fabrikanın patlaması değil; o kaybolmuş anne figürünün yarattığı boşluk aslında. Bu boşluk, Sartre’ın “hiçlik” kavramını andıran soğuk bir gerçeklik gibi yokluğuyla şekil veren, insanın anlam arayışını sürekli kemiren bir hiçliğin tezahürü… Filmin varoluşsal damarını da burası besliyor zaten. Altun, fiziksel yıkımı ruhsal bir çöküntünün metaforuna dönüştürürken, Camus’nün absürdünü andıran bir atmosfer kuruyor. Kasaba halkı, ne olduğunu tam anlayamadıkları bir felaketin içindeyken bile hayatlarını sürdürmeye çabalıyor; bu sürdürme hâlinin içinde umutsuzluk kadar küçük direnişler de var. Bunların hepsi, hayatın büyük anlamsızlığına karşı geliştirilen küçük ama dirençli ritüeller.

Şeyhmus Altun’un kamerası, kasabayı bir mekândan çok bir ruh hâline dönüştürüyor. Zehirli dumanın toprağı kurutması, hayvanları hastalandırması, ekonomiyi çökertmesi çevresel bir trajedi ile birlikte atmosfere klostrofobik bir boyut katıyor. Mekânın bu sıkışmışlığı, karakterlerin içsel sıkışmışlıklarının fiziksel yankısı gibi işliyor. Esma’nın babası Mehmet’in kır kanaat bir hayatta kalma çabasına gömülmüş hâli, bu boğuculuğu daha da ağırlaştırıyor. Geçim derdi, yoksulluk, kasabanın içine gömülen yılgınlık… Tüm bunlar, Esma’nın ruhunda açılan boşluğu büyütüyor ama aynı zamanda onun dayanıklılığını da şekillendiriyor. Aldığımız Nefes, çocuk karakteri acımasızlığa kurban etmiyor; aksine, onun dünyayı kavrayışındaki o keskin açıklığı, yetişkinlerin gözden kaçırdığı ayrıntıları fark edişini, felaketi sessiz bir sabırla taşıyışını ön plana çıkarıyor.Aldığımız Nefes Film İncelemesi Arakat Mag 2025 Antalya Altın Portakal Film Festivali Şeyhmus Altun Defne Zeynep Enci Hakan Karsak Sacide Taşaner

Yönetmenin Olgunlaşma Umudu

Sonuç olarak Aldığımız Nefes, ilk film olmanın taşıdığı kaçınılmaz pürüzlere rağmen düşünsel açıdan hatırı sayılır bir yoğunluk barındırıyor. Altun‘un ağır tempoyu tercih etmesi, kimi anlarda hikâyenin akışını sekteye uğratarak duygusal ivmenin düşmesine yol açıyor. Filmin en güçlü tarafı kuşkusuz sinematografisi; ancak bu görsel üstünlük, kurgu ile eşit bir ritimde çalışmadığında, anlatının yer yer hantallaşmasına sebep oluyor. Böylesine ritim ve denge gerektiren bir yapıyla ilk filmde yüzleşmek ciddi bir cesaret; bu cesareti takdir etmek gerekir. Yine de Altun’un bu tercihlerinde bir parça fazla özgüven seziliyor.

Umarım sonraki filmlerinde hikâye ile sinematik öğelerin birbirini destekleyen bir uyumda buluşmasının önemini daha güçlü kavrar; çünkü gerçek bir sinema dili, ancak bu içsel ahengin zamanla olgunlaşmasıyla ortaya çıkacaktır. Filmin metaforlarla kurduğu dünya kimi yerlerde etkili olsa da, burun kanaması gibi sinema tarihinin fazlaca tüketilmiş sembollerine yaslanması, yapımın özgünlüğüne gölge düşüren bir tekrar hissi yaratıyor ve referansını saklamayan bir taklit imgesi doğuruyor.

Şeyhmus Altun’un Aldığımız Nefes filmine baktığımda, yetenekle cesaretin kesiştiği ama henüz tam olarak olgunlaşmamış bir sinemasal arayış görüyorum. Bu arayışın zamanla daha rafine, daha kişisel bir dile dönüşmesini umut ediyorum.


Güney Birtek‘in diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Sahibinden Rahmet: Köy Kapitalizmle Tanışınca

Barselo: Erkekliğin Karanlık Döngüsü

 

GÜNEY BİRTEK
Cinema = mc²

    All That’s Left of You: Nesillere Yayılan Eziyet

    önceki yazı

    The Love That Remains: Hangimiz Normaliz Ki?

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Yorumlar kapatıldı.

    Bunlar da ilginizi çekebilir