60
YAZARIN PUANI

How to Make a Killing, benim John P. Ford ile ilk temasım. Yönetmenin bundan önceki filmlerini izlemedim. Filmin başına oturmadan önce, yönetmene dair fikir edinmek için küçük bir araştırma yaptım. Özellikle Emily the Criminal‘ın çok isminin geçtiğini gördüm. Elbette o anın heyecanıyla, “Bu biter bitmez onu da izlerim.” dedim. Herkes Ford‘un ahlaki sınırları nasıl genişlettiğinden, suça sürüklenen insanı ne kadar güzel anlattığından bahsediyordu. How to Make a Killing‘i izledikten sonra şunu çok rahat bir şekilde söyleyebilirim ki, eğer bu bahsedilenleri her iki filmde de aynı kalitede anlatıyorsa ne Emily the Criminal‘ı ne de How to Make a Killing‘i izleyin.

60
YAZARIN PUANI

Yönetmene karşı ilk başta sempati besledim, yalan olmasın. Bu kadar beceriksiz olup da böyle güzel yükselmesi nedendir merak ettim. Adam büyük işlere imza atıyor, çok büyük isimlerle çalışıyor. Ailesi zengin değil, sektördeki büyükbaşlarla bir akrabalığı da yok. Tamamen kendi emeğiyle; kısa filmler yaparak, deneyerek, yanılarak bu günlere gelmiş. Biraz daha yolu varmış da biraz kestirmeden gelmiş gibi duruyor. Filmin yönetmenliği tamamen başka başarılı yönetmenlerin kurdukları oyunlardan ibaret. Kurgusu bir saat kırk beş dakikalık bir filmi dört saatlik The Irishman ile aynı akıcılıkta kılıyor. Peki ya senaryosu? Hiçbir şeyin yeteri kadar açıklanmadığı başlangıçlar, “Bu olmasa da olurdu.” dedirten olaylar… Günün sonunda bir o yana bir bu yana, izleyiciyi alıp duvardan duvara vuran bir final.

Tüm bunlardan uzun uzadıya bahsedeceğiz. How to Make a Killing için “Boşa harcanmış bir potansiyel.” bile diyemiyorum maalesef. Hikaye, normalde olması gerektiği gibi karakterlerin ve evrenin yaratımıyla başlamıyor. Bir durum belirleniyor ve buna uygun karakter portreleri çizilmeye başlanıyor. Gel gelelim, günün sonunda ortaya çıkardığın eserin ağızda bıraktığı tadı izah etmek imkansız. “Keşke izlemeseydim.” demedim, “İyi ki izledim.” de diyemem. Filmi izledim ve o anki hislerimi ancak şu şekilde ifade edebildim: “Olan oldu.”

How to Make a Killing Film İncelemesi Arakat Mag 2026 John Patton Ford Glen Powell Margaret Qualley Jessica Henwick

Bu Kadar Bariz Olma

“İçinde pek çok filmden esintiler var.” denmeyecek film yok, bu bir gerçek. Açık konuşmak gerekirse, sinemada anlatılmamış insan hikayesi kalmadığını söylesek başımız ağrımaz. Herkes birbirinden araklıyor, bu ayıp bir şey değil. Önemli olan şu, sen harcına bir tat kattın mı? Kendince bir baharat eklemeyi becerdin mi? O zaman benim gibi açabilirsin hamurunu, hiç problem değil. Ama bir kendi pideme bakıyorum, bir seninkine bakıyorum. Bunların tipleri aynı, malzeme aynı, gevrekliği aynı. Tadını becerememiş olabilirsin, tamam. Ama o kadar bariz ki benden aldığın, azıcık çaba göster lütfen. How to Make a Killing izlerken sanki üç ya da dört yönetmenin beynini bir miksere koymuşlar, ortaya çıkan karışımı sütle karıştırıp bana servis etmişler gibi hissettim.

The Wolf of Wall Street filminden esintiler var, özellikle parti sahnelerinde. Hatta genel olarak direkt ‘zenginlik’ meselesini anlattıkları anlarda hissediliyor diyebilirim. Ana karakterin aynı anda yaşadığı iki hayat meselesinde ise The Departed filmindeki Collin Sullivan karakterini çok kez anımsadım. Filmde Rian Johnson‘dan Matthew Vaughn‘a kadar pek çok iz vardı, ekipte konsept yöneticisi olarak çalıştıklarını söyleseler hiç şaşırmam.

Demem o ki tüm bunlar yetmemiş. Kendi estetik algısı, güzellik anlayışı, sanat kaygısı yetmemiş. Esinlenirsin, yeni bir karakter yazarken başka bir karakterin öfkesini ya da neşesini ekleyebilirsin. İki karakterin de çorba içişini aynı yazamazsın ama, bu ahlaksızlık olur. Misal vermek gerekirse, Coen Kardeşler‘in No Country for Old Men filmindeki Anton. Bozuk para detayına özgün diyebilir miyiz? Hayır. Peki ya karakterin özgün olmadığını söyleyebilir miyiz? Tabii ki hayır. Bilakis, sinema tarihinin en şahsına münhasır karakterlerinden biridir.

How to Make a Killing Film İncelemesi Arakat Mag 2026 John Patton Ford Glen Powell Margaret Qualley Jessica Henwick

Ne Gerek Vardı?

Normal bir film incelemesinde iş senaryoya bakmaya geldiğinde, çoğu zaman yapılmayan şeylerden bahsederiz. “Bu yoktu”, “şu eksikti” gibi ifadelerle hikayenin noksanlarından bahsederiz. Bu, aslında bir bakıma filmin ortalama ya da üstü olduğunu belirir. Kötü hikayelerde ise genelde fazlalıklardan bahsediyoruz. “Şu kısma ne gerek vardı?”, “Bu kısmı neden izledik?”, “Neye hizmet etti?”, “Hangi parçayı değiştirdik bu sahne sayesinde?” vs. Bunlar, bir hikayeyi eleştirirken sorulacak en acımasızca sorulardır.

Bu film özelinde değerlendirecek olursak, karakter serüvenini kırkıncı dakikada bitirdi. Bu cümleden itibaren filmi spoiler vererek inceleyeceğim. Becket Redfellow (Glen Powell) çok zengin bir ailenin dışlanmış veliahtı olarak dünyaya geliyor. Annesi, henüz on sekiz yaşındayken hamile kaldığı için aile evini terk etmek zorunda kalıyor. Tek başına büyüttüğü çocuğuna, genç yaşta yakalandığı amansız hastalık sebebiyle ölmek üzereyken bir nasihat veriyor: “Ne yap et, hakkın olanı al!”

Becket mutlu, aslında istediği her şeye sahip bir çocukken annesinin ölümüyle hayatı tepetaklak oluyor. Sevdiği kızdan uzaklaşıyor, hiç tanışmadığı ailesinden yardım istediğinde çok soğuk bir şekilde geri çevriliyor. Uzunca bir zaman atlamasından sonra, karakteri yetişkinliğinde gayet düzgün bir işte çalışıp hayatını kazanırken görüyoruz.

Film İncelemesi Arakat Mag 2026 John Patton Ford Glen Powell Margaret Qualley Jessica Henwick

Her Şey Onunla Başladı

Margaret Qualley‘in canlandırdığı Julia karakteri Becket’in çocukluk aşkı aslında. Annesi vefat ettikten sonra tamamen birbirlerinden kopuyorlar. Seneler sonra, adeta Türk dizisi tadında bir karşılaşma görüyoruz. Oğlan eğilmiş yerdeki takımları toplarken içeri giren zengin güzel kız, şüpheli bakışlarla “Becket?” diyor. Bu karşılaşmada ana karakterimiz acı gerçeği tüm çıplaklığıyla görüyor: aslında sahip olabileceği hayat ve bugün sahip oldukları arasındaki derin uçurum. Bir de üstüne çalıştığı mağazadan kovuluyor. Hem de patronun oğlu, sırf babasının şirketi diye gelip Becket’in pozisyonunu elinden alıyor diye.

Buradan sonrası azıcık eğlenceli saçmalıklar silsilesi. Becket, hak ettiği mirası almak için ailenin yedi mirasçısını öldürmeye karar veriyor. İşin içindeki en büyük saçmalığı söylüyorum size, ilk kurbandan sonra kimseyi öldürmesine gerek yok. Becket’in ilk hedefi olan kuzeni öldükten sonra, elini kolunu sallaya sallaya cenazesine katılıyor. Tıpkı öldürdüğü kuzeninin partisine elini kolunu sallaya sallaya girdiği gibi. Redfellowlar o kadar da ulaşılması zor insanlar değillermiş demek ki. Cenazede tanıştığı amcası, Becket’a şirkette bir koltuk (öldürdüğü kuzeninin, amcasının oğlunun koltuğunu) teklif ediyor. Becket’in hayatı buradan itibaren adım adım yükselişe geçiyor. Artık statü sorunu yok, para derdi yok, ailesi tarafından dışlanma derdi de kalmadı. Zaten bu nasıl bir dertmiş açıkçası anlamadım, film boyunca yanına gidip “Ben senin akrabanım.” dediği herkes ona aşırı sıcak davranıyor.

Adamın hayatında ters giden bir şey kalmamasına rağmen cinayetlerine son hız devam ediyor. Annen sana git herkesi öldür demedi ki, “Hak ettiğin hayatı yaşa.” dedi. Gayet bilindik bir şirkette güzel bir pozisyondasın, şehir merkezinde yaşıyorsun artık; yakışıklı adamsın ve aşk hayatın da hareketli. Burada dursana, niye herkesi öldürmek istiyorsun? İkinci cinayetten sonra ensesine federaller çöküyor bir de; öyle rahat da değil yani, kelle koltukta yapıyor tüm bu işleri. Demem o ki hikaye çok manasız. Filmin yüzde yetmişinin bir anlamı bile yok. Yapılan belli başlı küçük hatalardan bahsetmiyorum burada. Filmin kırk beşinci dakikada bitmesi lazım diyorum.

How to Make a Killing Film İncelemesi Arakat Mag 2026 John Patton Ford Glen Powell Margaret Qualley Jessica Henwick

Ne Oldu Şimdi?

Bütün film boyunca kendi kendime “Bu buraya nasıl geldi?”, “Bu bunu nasıl becerdi?” diye sorular sordum. Adam çok ama çok özel partilere nasıl elini kolunu sallayarak girdi? Adamın tek elle kaldırdığı çapa, nasıl oldu da koca bir insanı suyun dibine çekti? Adam nasıl son derece zengin birinin özel uçuş ekibine girip suikast düzenledi? Adam nasıl bu kadar iyi kimya biliyor? Hayır, filmin içine yerleştirilmiş – güya – küçük sürprizler sayesinde böyle ufak pürüzler göze batmaz sandılar muhtemelen. Ne yazık ki, sürprizler son derece tahmin edilebilirdi. Film hapishane hücresinde başlıyor ve Becket idam mahkumu. Bütün film boyunca nasıl kurtulacağını düşünerek izledim. Aklımın bir köşesinde devamlı olarak yönetmenin filmi ters köşe yapmadan bitirmeyeceği geçti.

Yeteneksiz sinemacılar her daim “kısır döngü”, “ters köşe” gibi kavramların aşığıdır. Onlara sorsanız bir filmde ne kadar ters köşe varsa o film o kadar iyidir. Bilirsiniz o tipleri, 90’larda “aslında her şey adamın rüyasıydı” klişesini yapanlardır bunlar. Filmin son yarım saatinde ibre elli kere tersine dönüyor. Karakter sürekli kargaşaya girdi ve bir şekilde oradan çıktı. Hayatının aşkı geldi tehdit etti, sonra onu içeri attırdı, hayatını alt üst etti, sonra hayatını kurtardı, en sonda birlikte oldular. Başka bir kıza da aşıktı, aslında o kızı seçmişti ama o da çekti gitti. Karakter yedi cinayetten yargılanmadı da elini sürmediği adamın ölümüyle yargılandı vesaire. Son yarım saat sürekli bir şeyler değişti durdu. Tüm bunlara neden gerek duyulduğunu anlamak zor.

Aklım ambale oldu ama senaryo karışık olmaktan fersah fersah uzak olduğu için aslında her şeyi anladım. Sadece yordu, hiç şaşırtmadı. Yazar ve yönetmen Ford; kafa karıştıracak beceriden yoksun, pek çok kez kafa karıştırmayı deneyecek kadar çocuksu bir cürete sahip. Umarım bu izlediğim ilk ve son filmi olur.

Dünya üzerindeki tüm iyi film ve dizileri izlediniz mi? Ailenize ve dostlarınıza yeteri kadar vakit ayırdınız mı? İşinizle ya da evinizle alakalı halletmeniz gereken bir şeyler var mı? Market alışverişi yaptınız mı? Günlük egzersizinizi tamamladınız mı? Kırk yaş üstü erkekseniz kolonoskopi, kadınsanız mamografi çektirdiniz mi? Evet, tüm bunları yaptıysanız bu filme vakit ayırabilirsiniz.


Mehmet Tezcan’ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

They Will Kill You: Senaryosuz Kan Banyosu

Sarı Zarflar: Haklılığın Yükü Altında

Mehmet Tezcan
Arakat Mag'in sesi ve yazarı.

    They Will Kill You: Senaryosuz Kan Banyosu

    önceki yazı

    Darwin’s Paradox!: Ahtapotun Kaçış Rotası

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Leave a reply

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Bunlar da ilginizi çekebilir