
Darwin's Paradox! (PS5)
Darwin’s Paradox!, tembel bir nostalji sunmaktan öteye geçemeyerek ne yazık ki yüksek potansiyelini kullanamayan bir yapım.
Video oyunu endüstrisi de çoğu kültürel alan gibi gün geçtikçe evrim geçiriyor. Bu süreçte pazar payı ile orantılı olarak hedef kitlelerinin de değiştiğini gözlemliyoruz. Mesela artık hiçbir stüdyo saf bir türe odaklanmaz oldu. Hatta çoğu oyunun yeni trendlerden esinlenip karma bir yapı sunduğunu gördük. Sinemada sadece bilim kurgu veya komedi türüne ait filmler bulmakta zorlandığımız gibi, yalnızca platform ya da bulmaca odaklı işleri de daha az görür olduk.
Bunun temel sebeplerinden biri, oyuncuların daha doyurucu ve dolu yapımlar görmek istemesi olabilir. Stüdyolar da türlere olan yaklaşımlarını geliştirdi ve başlı başına ayakta durabilen değil, birer eklenti olarak çalışan yaklaşımlar üretti. Örneğin roguelike türünün neredeyse hep yakın dövüş ve nişancı türleri ile beraber anılması bir tesadüf değildi. Zira, oyun döngüsünü baştan yaratmak yerine onu tazeleyen bir unsur olarak konumlanmıştı. Var olan türleri optimize etmeye yarayan alt türler keşfedilirken, hiçbir şeyin türevi olmayan o eski usul işlerin sayısı gitgide azaldı.
“Tür oyunu” tanımına ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde Astro Bot gibi oyunlar, endüstriye olan inancımızı tazeledi. Ancak çok zaman geçmeden büyük stüdyoların mütevazı ve aynı zamanda yaratıcı işler üretebilmek için halen yeterince cesur olmadığını gördük. Dolayısıyla, Konami bünyesindeki ZDT Studio tarafından geliştirilen Darwin’s Paradox! sektör açısından oldukça beklenmedik bir yerde konumlandı. Side-scroller platformer türünü Limbo ve Inside gibi yenilikçi, ton olarak ise Planet of Lana gibi naif bir yerden yorumlayan oyun, özellikle yeni nesil grafikleri ve detaylı mekan tasarımları ile dikkat çekiyordu. Bu yüzden, bize Konami tarafından sağlanan ön inceleme kopyasını heyecanla oynamaya koyuldum.

Yaşayan Bir Dünyada Ahtapot Olmak
Darwin’s Paradox!, çoğu platformer gibi basit bir hikayeye sahip. Şehre yeni kurulmuş UFOOD adında tuhaf bir gıda şirketi var ve arkasında gizli planlar olduğuna dair bir sürü ipucu bulunuyor. Konserve yiyecekler üreten şirket, bir gün deniz mahsulleri toplarken bir ahtapot olan ana karakterimiz Darwin’in arkadaşını yakalıyor. Biz de hem onu kurtarmak hem de UFOOD’un planlarını öğrenmek için yola koyuluyoruz. Sunuma gelecek olursak, oyunda herhangi bir diyalog yazımı yok; dolayısıyla tamamen görsel bir anlatım seyrediyoruz. Genel olarak oyun içi sahneler yerine sinematikleri tercih eden oyun, bu geçişlerdeki keskinlik ile 2010’lardan fırlamış bir bağımsız oyun gibi hissettiriyor.
Eski usul bir deneyim olduğunu her bölümünde hatırlatan Darwin’s Paradox!, aslında göründüğü kadar küçük olmayan bir yapım. Zira, bir side scroller platformer oyununun gördüğü en kalabalık ve detaylı mekan tasarımları ile karşı karşıya olabiliriz. Esasen bir animasyon ve görsel efekt şirketi olan ZDT Studio, bu alandaki maharetlerini en açık şekilde gösteriyor. Denizlerden fabrikalara, ofislerden laboratuvarlara kadar birçok mekanda dolaştığımız oyun, hem arka planda seyrettiğimiz dünyanın canlılığı hem de etkileyici modelleme kalitesi ile bir hayli dikkat çekiyor. Oyunun – görsel tarz ve prodüksiyon kalitesi açısından – Konami gibi büyük bir firmanın çatısı altında geliştirildiği her sahnede hissediliyor.
İlk kez oyun geliştiren ZDT Studio‘nun oynanış konusundaki en büyük buluşu, ahtapotun yapışma mekaniği olabilir. Gördüğümüz neredeyse tüm yüzeylere yapışabildiğimiz oyunda, sıradan bir platformer oyununun olmazsa olmaz “yer çekimsiz alan” sekansının uzatılmış bir versiyonunu deneyim ediyor gibiyiz. Geliştiriciler, burada belli eklemelerde bulunmayı da ihmal etmemiş. Örneğin UFOOD’un ürünlerine katılan fosforlu yeşil madde, Darwin’in kemirgenlerden korunması için kısa süreli bir kalkan görevi görüyor; ancak yüzeylere yapışma özelliğini tamamen ortadan kaldırıyor. Dolayısıyla, platform sekanslarında yeşil maddeyi doğru şekilde kullanıp gerekli anlarda yıkanarak bu iki özellik arasında geçiş yapmamız gerekiyor. Aynı zamanda mürekkep fırlatma, mancınık gibi savrulma ve içimize hava alıp uçma gibi özelliklerimiz de var. Ancak maalesef ki, geliştiricilerin ellerindeki mekanikleri oynanış süresine ne kadar iyi dağıtabildiği büyük bir soru işareti.

Yüksek Prodüksiyon, Bayat Tasarım
Darwin’s Paradox!’un en büyük sorunu, modern bir prodüksiyon kalitesine sahip olmasına rağmen inanılmaz derecede demode hissettirmesi. Oyun tasarımı açısından son derece az orijinal fikir mevcut ve bölüm tasarımları asla bu açığı kapayamıyor. Öncelikle, onca süslü mekan arasında dolaşırken asla hiçbiriyle ilginç bir etkileşimde bulunamıyoruz. Konsept bölümlerin az sayıda olması ise var olan mekanikleri daha sinematik bir şekilde deneyimlememize engel oluyor. Nitekim, oyunun güvenli bölüm tasarımları, sınırları zorlamak yerine daima en sıkıcı yolu tercih ediyor. Bu yüzden hiçbir mekanik derinleşemiyor ve yüksek prodüksiyonun potansiyeli doğru şekilde değerlendirilemiyor.
Öte yandan, ZDT Studio‘nun eski usul platform anlayışını sahiplenirken “dene-yanıl” felsefesini benimsediği açıkça görülüyor. Çoğu alanda beklenmedik şekillerde ölüyor ve bir önceki kayıt noktasına atılıyorsunuz. Ancak, oyun asla bu tercihini oyuncuyu cezbeden bir faktöre çeviremiyor. Zira, yaşadığınız ölümlerin neredeyse hepsi, yetersiz refleksleriniz yerine kötü bölüm tasarımını suçlamanıza neden oluyor. Bunun en büyük nedenlerinden biri, UX açısından dünyanın oyuncuya doğru şekilde tanıtılamaması. Mesela bir alanda kesici olmayan ve dairesel şekilde dönen bir engele değdiğinizde hemen ölüyorken, üzerinize kayalar yağan bir su altı bölümünde engellerin altından kolayca sıyrılabiliyorsunuz. Veya ızgara kapakları gibi etkileşime geçmeniz gereken alanlar kimi zaman sizden komut beklerken kimi zaman ise otomatik bir şekilde açılabiliyor. Tutarsız bölüm tasarımlarının yaşattığı çelişkiler, özellikle oyunun hızlandığı sekanslarda cidden sinir bozucu olabiliyor.
Kaybettiğinizde – ölüm animasyonu ve loading ekranı dahil olmak üzere – 10 saniye kadar bir süre beklemeniz gerekmesi de cabası. Oyunun okuması zor elementleri zaten deneyimi düşürürken, “anında yeniden oynama” özelliğinin olmaması ise resmen üzerine tuz biber oluyor. Üstüne üstlük, platform mekanikleri asla öğrenmeye teşvik eden bir tasarıma sahip değil. Mesela, oyunu tek oturuşta bitirmiş biri olarak, zıplamalarda nasıl ivme kazanıldığından halen emin değilim. Nitekim Darwin’s Paradox!, henüz ilk bölümünde daha sonra edineceğimiz tüm özelliklerin tutorialını vermesine karşın, onların üstüne hiçbir katman ekleyemiyor ve yalnızca onları elimizden almakla yetiniyor. Bu açıdan Konami, bölüm tasarımları ve oyun felsefesi konusunda Sony gibi yeni nesil bir tecrübe vadetmek yerine, temposu sıklıkla bölünen yavaş ve keyifsiz bir akış sunuyor.

Tutarsız Oynanış Tercihleri
Oyun, aynı zamanda Konami’nin bir diğer markası olan Metal Gear Solid’in ünlü “Tactical Espionage Action” sloganını tanıtımlarında “Tactical Octopus Action” olarak güncelliyor. Bu parodi tonunu orduda geçen bölümlerdeki marş müziklerinden de anlayabiliyorsunuz. Gelin görün ki, Darwin’s Paradox! çokça kez gördüğümüz “devriye gezen NPC” ve “hareket sensörlü kamera” gizliliğini tercih ederek oyuncudan sıradan bir örüntü okuma yeteneği istiyor. Sıkıcılıklarını bir kenara bırakacak olursak, bu alanlarda NPC’lerin bizden şüphelendiklerinde yer değiştirmelerini ve hatta birbirleriyle çarpışmalarını beğendim. Böyle küçük ihtimalli senaryolarda yapay zekalarının bozulmaması oldukça takdire şayan.
Gizlilikte basit saklanma özellikleri hariç en büyük yeteneğimiz ise bir ahtapotun temel kabiliyetlerinden olan kamuflaj. Bulunduğumuz alanın texture’unu karakterin üstüne giydiren kamufle olma mekaniği, konserve kutularına çarptığımız veya NPC‘lerin aniden görüş alanımıza girdiği spontane anlarda yardımımıza koşuyor. Ancak maalesef ki, Darwin’s Paradox! bu gizlilik sekanslarını mizahi sahnelerle (karate idmanları, dünyayı ele geçirme toplantıları, fabrika devriyeleri…) çoğaltmak dışında yeni bir yaklaşım geliştiremiyor. Dolayısıyla, gizlilik sekansları genelde yürüme veya yüzme anlarını daha interaktif hale getirmek için kısa bir mola niteliği görüyor; temel mekaniklerden birine dönüşemiyor.
Aslında Darwin’s Paradox! sadece vasat bir oyun olarak da anılabilirdi, bu durumda potansiyelinin harcanmasına üzülür ama sektörde önemli bir girişim olduğunu söyleyip geçerdik. Ancak ZDT Studio, bununla kalmayıp – tempo yönetimi ve karakter gelişimi konusunda – anlaması gerçekten zor kararlarla karşımıza çıkıyor. Örneğin, iki ahtapotu paralel olarak yönetmemiz gereken bir kısımda karakterler birbirlerini görmeden aralarında geçiş yapamamamız, insan giysisi giydiğimiz bir bölümde ise aslında kolay olan platformların karakter kontrollerinin kaygan olmasından dolayı zor hale gelmesi, bulmaca çözme deneyimini ciddi anlamda bozuyor. Lineer olması nedeniyle en azından bir ilerleme hissi aşılayan oyun, böyle anlarda anlamsız kararlar yüzünden iyice çekilmez hale geliyor.
Darwin’s Paradox!, son zamanlarda karşımıza çıkan türdeşlerinden Keeper gibi aşamalı karakter gelişimi ya da Planet of Lana II gibi yoğun mekanik çeşitliliği sunamıyor. Aksine, istikrarsız bir bölüm tasarımı ve yaratıcılıktan uzak oynanış fikirleri ile gittikçe düşüyor. Devam oyununa pas atan sonuyla ise halihazırda düzensiz giden temposunu beklenmedik seviyede ani bir final ile mahvediyor. İşin tuhafı şu ki, Darwin’s Paradox! tutkulu bir ekip ile sektörde gerçekten mihenk taşı olabilecek bir yapım. Arkasındaki sanat/çevre tasarımı ve mühendislik, sektör standartlarının gerçekten üstünde. Ancak maalesef oyun dizaynı ve mekanikler hem yetersiz düzeyde kalmış hem de doğru miktarda cilalanmamış.
Her şeye rağmen, platformer türünün boş bir sayfa olarak görüldüğü ve üzerine yapılacak eklemelerin öncelendiği günümüz endüstrisinde, bu ve bunun gibi oyunlar sade yaklaşımlarıyla her zaman değerli bir yere sahip. Ancak “eski usul” olmanın getirdiği konfor, prodüksiyonun kendisi kadar oyun tasarımının da güncellenmesi gerektiğini stüdyolara unutturmamalı. Bu açıdan Darwin’s Paradox!, tembel bir nostalji sunmaktan öteye geçemeyerek ne yazık ki yüksek potansiyelini kullanamayan bir yapım.
Tunahan İbiş’in diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.






















Yorumlar