Invincible 3. Sezon
Prime Video‘nun çok sevilen animasyon yapımı Invincible, 13 Mart’ta yayınlanan bölümü ile 3. sezonunu noktaladı. 2. sezonun aksine neyse ki bu sezonda bir sezon arası verilmedi. Böylece bu müthiş sezonu kopmadan düzgün bir şekilde izleyip, bu diziyi neden bu kadar sevdiğimizi tekrardan hatırlamış olduk. 6 Şubat’ta yayınlanan ilk üç bölümün ayrı bir incelemesini yazmıştım. Bu yazıda da sezonu genel olarak ele alırken, aynı zamanda o üç bölüme de ufak dokunuşlar yapacağım.
Yazının devamında Invincible‘ın 3. sezonuna dair oldukça fazla spoiler yer alacaktır.

Mark’ın Yaşadığı Çelişkiler
Invincible, karakterleri acele etmeden ilmek ilmek işleyen bir dizi. Bu konuda uyarlandığı esere oldukça sadık kalıp, işleri aceleye getirmek için uğraşmıyor. Bu bazı insanlar için biraz can sıkıcı olabilir. Fakat karakterler ile bağ kurabilmek ve kendimizi daha fazla o dünyada hissedebilmemiz için oldukça önemli şeyler bunlar. Ki bu sezonda da 5. bölüm hariç kimsenin çok sorun yaşayacağını düşünmüyorum. Aksiyonu ve olayları bol bir sezondu çünkü.
Mark’ın yolculuğu biraz sancılı ve uzun. İlk sezonda güçlerini keşfedip, babasıyla yüzleşti. İkinci sezonda babasının bıraktığı yıkım ve boşluk ile yüzleşirken süper kahraman olmanın sorumluluklarıyla birlikte hayatını dengede tutmaya çalıştı (pek beceremedi). 3. sezonda ise bir süper kahramanın etik sınırlarını ne kadar zorlayabileceğini gördü. Bu süreçte ekip arkadaşlarını kaybetti, ailesi neredeyse öldürülüyordu ve bu durumlar onu çizgiyi geçip geçmemekle alakalı ikilemde tuttu. Çünkü bu çizgiyi geçtiği takdirde babasından bir farkı olmayacağını düşünüyordu.
İlk üç bölümde yaşanan Mark ve Cecil gerilimi de tam da bu olaylar yüzünden yaşanıyordu. Cecil’ın söylediği “Hem Dünya’yı kurtarıp, hem de iyi adam olamayız.” cümlesi aslında sezonun özeti gibi bir cümle. 2. sezonda bu çizgiyi geçmesinin sancılarını oldukça fazla yaşayan Mark, Cecil ile de çatışınca Eve harici onu anlayacak kimsesi kalmıyor. Ahlaki değerleri oldukça farklı pencerelerden ele alan bir sezon aslında 3. sezon. Oliver, Cecil ve Powerplex hepsi bu ahlaki değer sorgusuna katkı veren önemli karakterler. Evrenin en güçlü ırkının genlerine sahip olan bir süper kahramanın böyle insani yönlerini görmek, seyirci ile Invincible arasında da bağ kurulmasını sağlıyor.

Yan Karakterlerin Sezondaki Rolleri
Bu sezona dair en büyük şikayetlerimden birisi bu olabilir. Her ne kadar Rex, Robot, Monster Girl gibi karakterlerin normal hayatlarına yer verilse de, yaşanan büyük çaplı olaylarda diğer süper kahramanların biraz arka planda kaldığını hissediyorum. Özellikle 3. sezonda hiçbir olayda katkıları yoktu. Sadece var olmak için varlardı. Oliver, Eve ve Powerplex dışında önemli sayılabilecek bir yan karakter izlediğimizi düşünmüyorum dizide.
Powerplex, Aaron Paul‘un karakteri inanılmaz derecede iyi yaşaması ile inanılmaz bir seviyeye çıkıyor. Özellikle 6. bölümdeki title card, belki de dizinin şu ana kadarki en iyi title cardlarından birisiydi. Omni-Man ile girdiği savaşta aslında Powerplex’in ailesini kurtarmaya çalışan Invincible, şehirde yaşanan kargaşalardan dolayı, dolaylı yoldan ölümlerine sebep oluyor. Invincible, sırf Dünya’nın en güçlü kahramanı diye yaptıklarının hesabını verip vermeyeceğine dair bir sorgulamaya giriyoruz. Powerplex ise bu sorguya inanılmaz derecede iyi hizmet ediyor. Kendisine bir koca bölüm ayrılması belki garip gelebilir. Ancak Invincible‘ı özel yapan şeylerden birisi de bu zaten.
Eve, sezon boyunca Mark’ın en büyük destekçisi. Amber ile ayrıldıktan sonra Eve ile çok daha iyi bir ilişki yaşayacağını herkes tahmin edebiliyordu zaten. Mark’ın yaptıklarını sorguladığı kısımlarda her zaman sırtını yaslayabileceği birisi olarak bulunuyor Eve. Eve’e dair en büyük şikayetim, son savaşa kadar neredeyse sadece duvar açarak düşmanları engellemeye çalışması oldu. Yine Prime Video‘da yayınlanan ve tamamen kendisine odaklanan filmden, onun aslında ne kadar güçlü bir karakter olduğunu biliyoruz. Fakat sezon genelinde güçleri ciddi oranda kısılmıştı. Son bölümdeki Conquest dövüşünde kendisine güzel bir sekans yazılmış olması beni sevindirdi.

Çizgi Romanın En Büyük Olaylarından Birisi
Invincible War ve Conquest’in gelişi o kadar büyük olaylar ki bunları direkt olarak farklı başlıklar altında ele almak lazım. Benim beklentim son iki bölümün Invincible War’a ayrılıp, son sahnede Conquest’in görünmesi ve 4. sezona bomba gibi bir giriş yapılmasıydı. Fakat üçüncü sezon bitmeden bu iki olayı da aradan çıkarmak istemişler ve dördüncü sezona direkt olarak Omni-Man ve Allen ile başlayacağız gibi duruyor.
Ton olarak oldukça farklı bir bölüm izletti bize dizi. Üç güne ayrılmış üç perdelik bir anlatım vardı 7. bölümde. Olayın ne kadar büyük, ne kadar kasvetli ve korkunç olduğunu fazlasıyla göz önüne serdiler. Dizinin aynı zamanda ilk defa Amerika dışına çıktığını da gördük. Bu kadar kötü karakter geliyor hepsi de Amerika’yı mı hedef alıyor? gibi sorulara noktayı koyan bir bölümdü. Özellikle çizgi romanın en etkileyici panellerinden birisi olan, Invincible varyantlarının Dünya’daki önemli başkentleri yok ettikleri sahne çok güzel aktarılmıştı. Angstrom Levy, Invincible’dan nefret eden bir karakter. Özellikle 2. sezonda gördüğümüz flashback sahnesinde Sinister Mark’ın Levy’ın ailesini öldürdüğünü görüyorduk. Aslında ondan daha fazla nefret etmesi gerektiğini düşünebiliriz. Fakat Angstrom Levy’ın en büyük nefreti her zaman onu bu hale getiren, bizim dünyamızdaki Mark.
Bütün varyantlara ciddi derecede değinilmiyor olsa da bazılarının karakterleri için ipuçları da verildi. Mohawk Mark ve Sinister Mark ile ileride yine bir şeyler yaşanacak. Onlar zaten en çok ekran süresi verilen varyantlardı. Rex geçirdiği çok iyi karakter gelişimi ile maalesef kendisini feda ederek bir tane varyantı öldürmeyi başardı. Buradaki hiçbir varyant bizim Invincible’ımız kadar güçlü değil. Hepsi kötü şeyler yapmış Marklar. Belki de bizim Mark’ı onlardan daha güçlü yapan şey kötü tarafa henüz teslim olmamış olmasıdır. Angstrom Levy’ı yine öldürmenin eşiğinden döndü ki aslında burada öldürmeye hazırdı. Bu da kendisinin karakteri adına önümüzdeki sezonlar için önemli bir göz kırpmaydı aslında.

Jeffrey Dean Morgan ve Steven Yeun’un İkinci Buluşması
7. bölümün inanılmaz final sahnesiyle birlikte beklentiler zaten final bölümü için oldukça artmıştı. Beklentilerimizin de üzerinde bir sezon finali izlediğimizi düşünüyorum. Jeffrey Dean Morgan ve Steven Yeun‘un inanılmaz performansları bölüme resmen seviye atlatıyordu. Yıkımın etkileriyle yüzleşirken Mark’ın karşısına bu denli güçlü bir karakterin çıkması, inanılmaz bir savaş izleyeceğimizin sinyallerini zaten vermişti. Çünkü öldürmediği Angstrom’un Dünya’ya neler yaşattığını gördü. Artık elini korkak alıştırmayacaktı. Öyle de oldu aslında. Fakat karşısındaki kişinin evrenin en güçlü 2. kişisi olduğunu da unutmamak lazım.
Conquest bir manyak. Hayatı gezegenleri fethetmekle geçen (isminden de anlaşılacağı üzere), dövüşmekten zevk alan birisi. Bu yüzden Mark’ı direkt dövüp kurtulmak yerine onu daha da kışkırtmaya çalışıyor hep. Mark zaten bu sezon durmadan dayak yedi fakat kendisi dayak yedikçe güçlenen bir karaktere sahip. Tüm çizgi roman boyunca tökezleyip, devamında daha güçlü bir şekilde ayağa kalkmaya çalışıyor. Bu hali onun şu ana kadar gördüğümüz halinin zirvesi.
İnanılmaz bir animasyon kalitesiyle çok iyi bir dövüş izliyoruz fakat burada karakterler için de önemli şeyler yaşanıyor. Özellikle Conquest’in Mark’a söylediği sözler, çizgi romanlarda olmayan ve diziye eklenmiş bir sahne. İnanılmaz derecede etkileyici ve karaktere derinlik katan bir sahne olmuş. Seslendirmelerin de bu sahnelerin etkileyiciliğini arttırmada çok önemli payı var. En önemlisi ise Mark’ın artık çizgiyi tamamen geçmeye hazır olduğunu söylemesiydi. Sevdiklerine bir zarar gelirse eğer, öldürmekten çekinmeyeceğinin altını çizdi. Gelecek sezonlar için oldukça önemli bir karakter gelişimi.

Sonuç
Sonraki sezon direkt olarak Omni-Man ve Allen ile başlayacak. Bu sezonun son iki bölümünde gördüğümüz büyük çapta bir olay olmayacak gibi duruyor. Bu anlamda temposunu bir tık kaybedecek olan dizi, aslında duygusal ve karakter gelişimleri açısından da oldukça önemli şeyler izletecek bizlere. Bunların hepsinden sonra da daha büyük bir Viltrum tehdidi muhtemelen bizleri bekliyor olacak.
İnanılmaz iyi bir sezonu geride bıraktık. Bazı yan karakterlerin dövüşler sırasında geri plana atılması ve animasyon kalitesi dışında hiçbir sorunum yoktu. Ki animasyon kalitesi son iki bölümde müthişti. Invincible özel bir yapım ve kolay kolay bu tarz işlere denk gelmiyoruz. Artık her sene çıkacağını da bilmenin rahatlığı ile diziyi unutmadan hevesli bir şekilde bekleyebiliriz. Seviye olarak birinci sezonla neredeyse kafa kafaya ve ikinci sezonun da üzerinde bir sezon izledik. Umarım bu seviyeyi koruyarak devam ederler. YouTube’dan spoilerlı incelememize de ulaşabilirsiniz. Bir sonraki sezonda görüşmek üzere.
Poyraz Akyol‘un diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.





















Yorumlar