Bu yazı bir Terminator 2: Judgment Day incelemesi değil. Zira hiçbirinizin, amatör bir yazarın sinema tarihinin en önemli filmlerinden biri hakkında kim bilir kaçıncı kez farklı kelimeler seçmeye çalışarak “Görsel efektleri çığır açıcı, kurgusu mükemmel vs.” demeye çalışmasını okumaya ihtiyacı olduğunu da sanmıyorum. Hal böyleyken “Çıkışının üstünden 34 yıl geçmişken neden hala Terminator 2 hakkında konuşuyoruz?” anlamlı bir soru haline geliyor, bu yazıda da kendimce bu soruyu cevaplamaya çalışacağım zaten.
Sanat Eserlerini Ne Unutulmaz Kılar?
Hangi medyumda yaratıldıkları fark etmeksizin, iyi sanat eserlerinin ortak özelliklerinden biri akılda kalıcılıklarıdır. Herkes Mona Lisa’yı gözünün önüne getirebilir, Ayışığı Sonatı’nı mırıldanabilir, ya da Kafka’dan bir alıntı hatırlayabilir. Genelde ait oldukları medyumun hitap ettiği ana duyuyla ya da baskın unsuruyla hatırlarız bu eserleri. Ama sinema gibi zaman algısını eser deneyiminin bir parçası haline getiren, gördüklerimiz ve duyduklarımızı manipüle edilebilir bir şekilde sunan bir medyumda “akılda kalıcılık” farklı bir boyut kazanıyor. Sevdiğimiz bir yazarın alıntısını hatırladığımız gibi, “Play it again, Sam” repliğiyle de Casablanca’yı hatırlıyoruz. Ya da John Williams’ın bestelediği birkaç notayı duymak Schindler’in Listesi’ni aklımıza getirmeye yetiyor. Aşağıdaki karenin hangi filme ait olduğunu bilmeyen var mı?
Tabii bu durum, filmlerin kolaylıkla akılda kalıcı eserler olduğu yanılsamasını yaratmasın. Tam tersine, ortalama izleyicilerin azalan dikkat sürelerinin de etkisiyle izledikleri şeylerin çoğunu hatırlamadığı bir dönemdeyiz. Yine sinemanın erişilebilirliği ve diğer sanat dallarına kıyasla daha geniş bir kitleye hitap etmesi dolayısıyla istisnalar dışında birinin hayatı boyunca en çok tükettiği eser türünün filmler olduğunu söyleyebiliriz. Hal böyleyken bazı filmlerin tüm detaylarıyla aklımızda kalması büyük bir başarının yakalandığını gösteriyor.
İlk Günkü Gibi Aklınızda!
Terminator 2: Judgment Day’i düşünün. İddia ediyorum, üstünden ne kadar zaman geçtiğinden bağımsız olarak, filmi izlemiş herkes en az 10 sahneyi tüm detaylarıyla hatırlayacaktır. Klasikleşmiş bazı replikler ya da bugün hala aynı başarıyla tekrarlanamayan görsel efektler bu sahnelerin sayısını arttırmada büyük bir rol oynasa da, görsel hafızanızın dehlizlerinde kalan bazı karelerin de bu listeye girebileceğinden eminim. Çorak topraklardaki bir kafatasını ezen metal bir ayak, nükleer bir patlamayla alevlere boğulan bir çocuk parkı ya da T1000 sıvı metal formuyla parmaklıkların arasından geçtikten sonra parmaklıklara takılan silah filmi özel kılan detaylardan sadece birkaçı.
İşin daha da ilginç tarafı, bu detayların birçoğunun yönetmen James Cameron’ın da aklına takılmış anlar oluşu. Tüm zamanların en kârlı aksiyon filmlerinden birine 7 yıl sonra bir devam filmi yaparken, kullandığı pek çok unsur yönetmenin terk edemediği fikirlerden oluşuyor. Pek çok büyük sanatçının da belirttiği, yeterince iyi bir fikrin zihni asla terk etmediği gerçeği bu filmde son derece net görülebiliyor. T1000’ın tasarımının izlerini Cameron’ın Terminator konseptine dair ilk çizimlerine kadar sürmek mümkün. Yine iki film arasında çektiği The Abyss filmindeki su formları da fikri kafasında evirip çevirmeye devam ettiğini belgeliyor.

Devam Filmlerinin Ustası: James Cameron
Bugün Aliens, Terminator 2: Judgement Day ve Avatar: The Way of Water gibi filmleri görüp James Cameron’ın devam filmi yapmaktaki başarısını kabullenmek çok kolay. Ama Terminator 2’nin başarısı, oldukça riskli bir sürecin çıktısı aslında. Yine peşine durdurulamaz bir makine takılmış bir karakteri o makineden korumak için görevlendirilen başka bir karakter etrafında şekillenen devam filmi, olay örgüsündeki tekrarcılığını karakter çalışmalarıyla gizliyor.
İlk filmle arasına belli bir zaman koyan film, hem yeni karakterler tanıtıyor hem de eski karakterlerini olabildiğince değiştiriyor. “Tech noir” titrine yakışır şekilde, başrolleri arasındaki ilişkiyi alabildiğine yüzeysel tutan ilk filmin aksine, bu kez karakterlerinin etkileşimlerini karmaşıklaştırmaktan korkmayan bir anlatı var karşımızda. Buraya gösterilen özen, filmin unutulmaz aksiyon sekanslarının arasında bile sıkıcılaşmamasını ve ortalama bir aksiyon filminden neredeyse yarım saat daha uzun olan süresini hissettirmemesini sağlıyor.
Aksiyon filmleri için bugün hala aşılması zor bir çıta koyuyor Terminator 2: Judgment Day. Birçok farklı sette, her biri boyunca tansiyonun giderek yükseldiği aksiyon sekansları sunan Cameron, sahneleri giderek kalabalıklaştığında bile her karakteri etkili kullanmayı başarıyor. Özünde bir bilim kurgu slasher olan serinin ruhunu koruyarak aksiyon ve gerilim arasındaki dengeyi mükemmel bir şekilde kuruyor. Her sekansta tarafların kendine has özelliklerini ve içinde bulundukları çevreyle etkileşimini de aktif unsurlar haline getiren film, dinamik kurgusuyla tüm detayları açıkça göstererek aksiyonu kaosa kurban etmiyor.
Terminator 2: Judgment Day, ait olduğu türü tanımlayan filmlerden. 4 Oscar’ının hakkını sonuna kadar veren film, bugün hala en ufak bir eskime emaresi göstermiyor. Dikkatinizi ve ilginizi hak eden, bu yatırımınızın karşılığını da sinemaya duyduğunuz sevgiyi arttırarak veren bir film. Cameron’ın başyaptılarla dolu kariyerinde bile parlamayı başaran Terminator 2: Judgment Day, sinema tarihinin de gelmiş geçmiş en iyi filmlerinden.
Tuncer Haydarlar‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.






















Yorumlar