85
YAZARIN PUANI

Sinema tarihinde çektiği neredeyse tüm filmlerle kusursuz bir filmografi inşa etmiş yönetmen sayısı sanırım bir elin parmaklarını geçmez. Benim için bu yönetmenlerden biri de Stanley Kubrick’tir. O, çektiği tüm filmlerle birbirinden farklı türlerin sınırlarını zorlamayı bilmiş ve adından hep söz ettirmiştir. Korku türüne ait olan ve uzun yıllar tartışma yaratmış filmi ise The Shining (1980) filmidir.

85
YAZARIN PUANI

Stephen King’in Medyum romanından uyarlanmış kitap hem uyarlanma hem de konusunu ele alış biçimiyle gösterime girdiği günden bu yana sürekli tartışma konusu olmuştur. Bu tartışmalar onu vasatlığa çekmemiş, kült film seviyesine çıkarmıştır. İşte bu kült film 45. yılında ülkemizde IMAX teknolojisiyle yeniden vizyona girecek. Onu 1980’de sinemada izlemiş kaç insan vardır bilemiyorum. Bu açıdan Jack Nicholson’ın deli tavırlarını ve Shelley Duvall’ın çığlıklarını sinema salonunda deneyimlemek sinema severler için iyi bir fırsat olacak.The Shining Film İncelemesi Arakat Mag IMAX Ozel Vizyon Stanley Kubrick Jack Nicholson Shelley Duvall Danny Lloyd TME Filmleri Warner Bros

Tartışmaların Gölgesinde Bir Korku Filmi

Stanley Kubrick’in The Shining’i sinema dünyasında yerini almadan önce dahi yoğun tartışmaların odağındaydı. Bu tartışmaların başında ise filmin uyarlanmış olduğu romanın yazarı Stephen King geliyordu. King, Kubrick’in romanı “aile trajedisi ve yavaşça çözülen bir alkolizm hikâyesi” olarak ele alıp özüne sadık kalmadığını, bunun yerine duygusal altyapıyı söküp atarak daha soğuk, zihinsel bir kabus evreni yarattığını savunuyordu. Özellikle Jack Torrance’ın (Jack Nicholson) romanın aksine filmde baştan itibaren “tehlikeli bir karanlık” taşıması, Wendy’nin çok daha pasif bir karaktere dönüştürülmesi ve hikâyenin alkolizmle yüzleşme temasının arka plana itilmesi, King’in sert eleştirilerine neden oldu. King, yıllar boyunca Kubrick’in uyarlaması için “soğuk, boş ve karakterleri umursamayan bir film” nitelemesini yaparak bu görüşünü sürdürdü.

Filmin üretim süreci de en az uyarlama tartışması kadar sansasyonel bir atmosfer yarattı. Kubrick’in oyunculara uyguladığı aşırı tekrarlar, set koşullarına dair etik tartışmaları ateşledi. Bu tartışmalı sahnelerin başında Shelley Duvall’ın Here’s Johnny sahnesi gelir. Bu sahnenin çekimler sırasında yüzden fazla tekrar edilmesi o günden bu yana hep tartışılagelmiştir. Zaman içerisinde kimi sinemaseverler bu yöntemi “sanatsal bir zorunluluk”, kimileri ise “psikolojik bir yıpratma” olarak yorumlamıştır. Öte yandan Kubrick’in senaryoda sürekli değişiklik yapması, King’in orijinal kurgusundan kopuşunu daha da belirginleştirmiştir. Bu da filmin çıkışından önce bile “kaynak metnin ruhuna ihanet eden” bir yapım olduğuna dair bir algı oluşmasına sebep olmuştur. Böylece The Shining, perdede görünmeden önce bile hem sadık King okurları hem de sinema otoriteleri arasında kutuplaştırıcı bir fenomen hâline gelmişti.

Filmin bir diğer önemli ilginç özelliği ise çekim planlamasının senaryodaki sahne sıralamasına göre yapılmış olmasıdır. Olayların geçtiği otelin tüm ışıkları yanık bir vaziyette her an yeni bir sahne çekilecekmiş gibi hazır bekletilmektedir. Sırası gelen sahne için oyuncular, teknik ekip ve tüm set yer değiştirir. Bu çok alışılmış bir yöntem değildir, çünkü kolay değildir ve buna pek gerek yoktur. Neredeyse tüm yönetmen mekanlar üzerinden ilerlenen bir çekim planlaması tercih ederken Kubrick oyuncuların senaryoyu içselleştirmiş olmasını istemiş olsa gerek ki (benim aklıma başka bir sebep gelmiyor) böyle bir yöntem tercih etmiş.

Tüm bu ilginç tartışmaları düşündüğümüzde Kubrick’in hemen her filminde öne çıkan “mükemmelliyetçi” tavrı bu filminde de oldukça öne çıkmıştır.The Shining Film İncelemesi Arakat Mag IMAX Ozel Vizyon Stanley Kubrick Jack Nicholson Shelley Duvall Danny Lloyd TME Filmleri Warner Bros

Otelde Patlak Veren Delilik

The Shining, yüzeyde izole bir otelde çözülmeye başlayan bir aile yapısını ele alıyor gibi görünse de aslında mekân, bilinç ve şiddet arasında kurduğu katmanlı ilişkiyle psikozu mimari bir yapı olarak inşa eder. Film, Jack Torrance karakterinin çöküşünü dramatik bir gerilimden ziyade zihinsel bir dağılmanın mekânsal dışavurumu şeklinde konumlandırır. Kubrick, romanın daha psikolojik ve duygusal gerilim odaklı çizgisinden ayrılarak Jack’i filmin başlangıcından itibaren huzursuzluk, bastırılmış öfke ve kontrolsüz bir enerji taşıyan bir figür olarak kurar. Bu nedenle delilik, filmde ilerleyen süreçte edinilen bir durumdan ziyade, karakterin zaten içinde taşıdığı karanlık eğilimlerin uygun koşullar altında dışarı vurulması biçiminde görünür.

Jack’in deliliğinin temsilinde Overlook Oteli belirleyici bir rol oynar. Otelin geniş koridorları, geometrik olarak tekrar eden desenleri ve mekânsal mantığı yer yer bozan düzeni, Jack’in zihnindeki düzensizliği somutlaştıran bir mimari haline gelir. Jack’in yazı makinesinin başındaki yalnızlığı, giderek artan tıkanıklığı ve mekânın çevresini saran baskısı, karakterin zihinsel kırılganlığını güçlendirir. Bu bağlamda otel, yalnızca bir mekân değil, Jack’in bastırılmış dürtülerinin yankılandığı ve büyütüldüğü bir ara yüz olarak işlev görür.

Filmin belirleyici sahnelerinden biri olan “Sadece çalışıp hiç eğlenmeyen Jack sıkıcı olur” tekrarları, Jack’in zihinsel çöküşünün hem içerik hem biçim üzerinden görünür kılındığı bir an olarak öne çıkar. Sayfaların düzenindeki tutarsızlıklar, düşünsel sürekliliğin çözüldüğünü ve karakterin tekrarlayan zihinsel döngülere sıkıştığını gösterir. Bu sahnede Wendy’nin Jack’in arkasından yaklaşan tehdidi fark edişi, aile içi şiddetin filmin dramatik ekseninde nasıl konumlandığını da belirginleştirir. Jack artık yalnızca kontrolünü yitirmiş bir figür değil, çevresi için gerçek bir tehdit haline gelmiş bir zihinsel çöküntünün temsilcisidir.

Jack’in balo salonunda barmen Lloyd (Joe Turkel) ile karşılaşması, filmde akıl ile hayal arasındaki sınırın silindiği kritik bir eşiktir. Lloyd’un sanki her zaman varmış gibi davranması ve Jack’in bu karşılaşmayı hiçbir sorgulama olmaksızın kabullenmesi, karakterin gerçeklik duygusunun parçalanmış yapısını gösterir. Bu sahne aynı zamanda Jack’in geçmiş bağımlılıklarıyla kurduğu ilişkinin yeniden devreye girdiğini ve çöküşün yalnızca mekânsal değil, tarihsel bir geriye dönüş içerdiğini ima eder.

Bu açılardan bakıldığında The Shining, deliliği yalnızca bireysel bir trajedi olarak değil, mekânın ve tarihsel şiddetin etkilerini de içeren çok katmanlı bir süreç olarak ele alır. Kubrick, Jack Torrance’ın zihinsel çöküşünü hem mimari düzenlemeler hem de karakterin geçmişiyle kurduğu gerilimler üzerinden şekillendirir. Sonuç olarak film, psikolojik çöküşü estetik bir sorunsalla ilişkilendirerek korku sinemasının sınırlarını genişletir ve Jack Torrance’ı modern sinemanın en güçlü delilik temsillerinden biri haline getirir.The Shining Film İncelemesi Arakat Mag IMAX Ozel Vizyon Stanley Kubrick Jack Nicholson Shelley Duvall Danny Lloyd TME Filmleri Warner Bros

Geriye Kalmış Birçok Kült Sahne

Kubrick’in The Shining’de başardığı şeylerden biri de sinema tarihinde kolektif belleğe yerleşmiş birçok sahne kazandırmış olmasıdır. Bu sahnelerin çoğu, hem anlatının gerilimini ileri taşır hem de karakterlerin psikolojik durumlarını sembolik düzeyde görünür kılar. Örneğin ailenin küçük oğlu Danny’nin (Danny Lloyd) koridorlarda bisikletiyle dolaştığı sekans, gerek kameranın mekânla kurduğu ilişki, gerek ritmik sessizlik ve aniden gelen ses kırılmalarıyla filmin gerginlik inşasının örnek bir modelini sunar. Kameranın, Danny’nin arkasından yere çok yakın bir konumda ilerleyerek oluşturduğu perspektif, izleyiciyi çocuğun bakış düzeyine indirir. Böylece otelin koridorları devasa ve tehditkâr bir labirent niteliği kazanır. Danny’nin bisikletiyle çizdiği tam dairesel rota, Overlook’un mekânsal döngüselliğini ve filmin zaman algısını belirleyen tekrar duygusunu pekiştirir. Bu bağlamda sahne, yalnızca bir takip planı değil, mekânın kendisinin bir “kapan” olduğunu hissettiren bir duyusal deneyimdir.

Bu sahneye dair değinmem gereken bir nokta da kameranın bu hareketinin o tarihe kadar filmlerde pek görülmediğidir. Kubrick ve görüntü yönetmeni John Alcott ellerinde kamera ile Danny’nin arkasında koridoru tam tur atıyor. Bu arada kameraya (bir süre) Danny dışında hiçbir şey girmiyor. Film setinin büyük bir bölümünü 1980 yılında steadicam kullanırcasına bu kadar uzun süre hareket ettirmek gibi bir delilik öyle sanıyorum ki ancak Kubrick’e yakışır bir hareket olsa gerek.

Bu uzun bisiklet takibinde sonra Danny’nin ikizlerle karşılaşıp “Bizimle oyna Danny” cümlesini duyduğu sahne ise sinema tarihinin en unutulmaz sahnelerinden biridir. Bu sahne, masumiyet ile travma arasında kurulan ani bir çatlağın görsel karşılığıdır. İkizlerin hareketsiz duruşu, mekânın neredeyse steril sayılabilecek aydınlığı ve aniden görünen kanlı hayal görüntüsü, çocuğun zihinsel algısında bir kırılmanın yaşandığını gösterir. Bu karşılaşma, filmin “ışıltı” yeteneğini yalnızca bir doğaüstü güç olarak değil, travmatik zamanların ve mekanların izlerini taşıyan bir hafıza biçimi olarak konumlandırır. Danny’nin bu sahnedeki sessizliği, filmin genelinde çocuğun ruhsal yükünü ifade eden en güçlü dramatik araçlardan biridir.

Filmin en bilinen bölümlerinden biri de şüphesiz kırılan kapı sahnesidir. Bu sahne, Jack Torrance’ın deliliğinin fiziksel bir şiddet performansına dönüştüğü zirve noktasıdır. Kubrick’in uzun planlar, yüksek gerilim ritmi ve Shelley Duvall’ın kırılgan, panikle dolu beden dili aracılığıyla kurduğu gerilim, sahneyi aile içi şiddetin sinematik bir alegorisi haline getirir. Jack’in baltayı kapıya her vuruşunda mekânın kırılganlığıyla kontrolsüz öfkesi arasında doğrudan bir ilişki kurulur. Nihayet “Here’s Johnny!” repliğiyle birlikte Jack’in delilik hâli teatral bir dışavuruma dönüşür. Bu sahne, yalnızca korku türünün değil, sinema tarihinin en çok referans verilen anlarından biri olmuştur. Deliliğin hem fiziksel hem de sembolik bir kırılma edimiyle temsil edildiği bir ikon haline gelmiştir.

Kanla dolup taşan asansör sahnesi ise filmin en soyut, en metaforik görüntülerinden biridir. Bu sahnede otelin geçmişteki şiddetinin görünür bir akışkanlık formuna bürünmesi, mekânın bir hafıza taşıyıcısı olarak nasıl işlediğini ortaya koyar. Asansör kapılarından taşan kan, otelin bastırılmış tarihinin bir anda yüzeye çıkması olarak düşünülebilir. İzleyiciye doğrudan yönelen bu görsel, hem imgelerin hem mekânın “hikâye anlatma” gücüne işaret eder.

Tüm bu sahneler, The Shining’i yalnızca bir korku filmi olmaktan çıkararak, görsel hafızaya kazınmış imgelerle çalışan bir sinema deneyimine dönüştürür. Kubrick, hem mimari hem ritmik hem de psikolojik düzeyleri aynı anda harekete geçiren bu ikon sahneler aracılığıyla mekân, delilik ve aile içi gerilim ekseninde benzersiz bir sinemasal dil kurar.Cinnet Film İncelemesi Arakat Mag IMAX Ozel Vizyon Stanley Kubrick Jack Nicholson Shelley Duvall Danny Lloyd TME Filmleri Warner Bros

45 Yıl Sonra Hala Söyleyecek Çok Şeyi Var

Bugünün seyircisi için The Shining, yalnızca bir korku filmi değil; zamanın aşındıramadığı bir atmosfer deneyimi. Film, bilindik korku filmlerinde sıkça karşılaştığımız jumpscarelarla değil, zihne sızan bir tedirginlikle hikayesini anlatmaktadır. Bu, günümüzün hızlı tüketilen korku filmleri arasında oldukça nadir bir yaklaşımdır.

Stanley Kubrick’in mekân kullanımındaki matematiksel titizlik, simetrik kompozisyonları ve uzun planları, izleyiciyi Overlook Oteli’nin içsel mantığına -daha doğrusu mantıksızlığına- maruz bırakmaktadır. Modern seyirci, hâlâ bu filmin yarattığı “mekânın bozulmuş gerçekliği” hissine kolay kolay denk gelemez.

Tüm bunların ışığında The Shining gibi bir filmi 45. yılında imkanı olan her sinema severin IMAX teknolojisiyle sinema salonunda deneyimlemesini tavsiye ederim.


Can Ahmet Çelik‘ın diğer yazılarına bakmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Seven: Nietzsche, Ahlak ve Yedi Ölümcül Günah Üzerine

Interstellar: Bilim ve Duyguların Çarpışma Noktası

 

CAN AHMET ÇELİK
Selçuk Üniversitesinde Radyo Televizyon ve Sinema bölümünden mezun oldu. Aynı üniversitede aynı bölümde yüksek lisans yapıyor. Düzenli olarak okuyor, izliyor ve yazıyor.

Jingle Bell Heist: Beceriksizce Bir İntikam

önceki yazı

Ensar Altay ile Kanto Filmi Üzerine Röportaj

sonraki yazı

Yorumlar

Yorumlar kapatıldı.

Bunlar da ilginizi çekebilir