0

Don’t Breathe; son yıllarda yapılmış en başarılı gerilim filmlerinden biridir. Fede Alvarez’i Evil Dead’den sonra takip etmeye başlayan biri olarak Don’t Breathe’i sabırsızlıkla bekliyordum ve beklediğime de değmişti. Sinemadan ayrıldığımda Fede Alvarez’in bize sunduğu şova hayran kalmıştım. Fakat ben sinemadan çıkarken, devamının geleceğini hiç düşünmeden çıktım. Zaten devamı da gelmemeliydi. Artık bazı şeylere dur demeliyiz, her filmin devamı olmamalı. Don’t Breathe de onlardan biriydi. Çünkü devama açık olmayanı devam ettirdiğinizde, zorlama oluyor.

Kısaca konusuna değinelim… İlk filmimizin antagonist karakteri, görünen o ki kurtulmuş ve nasıl olduysa çok uzun süredir istediği çocuğu bulmuş. Onunla mutlu mesut yaşamasına rağmen küçük kızımız, babası ile yaşadığı “kapalı” hayatı pek sevmemektedir. Kendine bir çıkış kapısı ararken kapıyı ona başkası açar. Fakat bu kapıyı açan kişi evin kapısını sökmeden geri çıkmayacaktır.

Genelde izlediğim filmleri neden beğendiğimi biraz spoiler ile yazardım ama bu film için spoiler kullanmaya gerek yok. Hatta filmin derinlemesine konuşulacak bir şeyi de yok bence. En kısa özetle film, kötüyü kötüye kırdıran klişelerle dolu ve bağlamından tamamiyle kopmuş vasat bir yapım. İlk film, türü olan gerilimin hakkını sonuna kadar veriyorken ikinci filmin ucuz bir kahraman projesinden başka bir şey olmadığı aşikar.

Tabii ki ilk film ile karşılaştırmalı yazacağım çünkü aradaki kopukluklar sebebi ikinci filmin kalitesi düşüyor. İlk film, kör bir adamın evine giren hırsızlardan kendini koruması ve sakladığı sırrın açığa çıkmaması için verdiği mücadeleyi anlatıyordu. İkinci film ise tepeden inme bir kızı korumaya çalışan adamın, süper kahraman dönüşmesini anlatıyor. İlk film, kendi içerisinde oldukça mantıklıydı. Eski bir donanma, evini en ince ayrıntısına kadar tanıyan kör bir adam. İçerideki her şeyi elini koyduğu gibi bulması kadar normal bir şey yok. Fakat ikinci film karakterimizi evin dışına çıkarıyor ve bir yerden sonra karakterimiz Norman Nordstorm’u sanki kör değilmiş gibi izlemeye başlıyoruz. Filmin ortasından sonra “körlük” anlamını kaybediyor ve film sıradan bir aksiyona dönüşüyor.

Filmin içerisinde Fiona O’Shaughnessy’yi görmek beni çok mutlu etti ama keşke daha iyi bir filmde karşılaşsaydık. Hikayesi daha güçlü bir filmde. Sapık antagonistin çocuk sevdalısı bir kahramana dönüştürülmediği bir film mesela. Kötüyü kötüye kırdırma fikri kimilerinin hoşuna gidecek olsa da şahane bir film olan ilkinin devamı için maalesef oldukça kötü ve talihsiz bir seçim.

Sözün özü… İlk film, dar alanda köşe kapmaca oynayan kör bir adamla 3 hırsızın gerilim dolu hikayesiydi. Hikaye bir noktadan sonra bambaşka bir evreye yönelse de özünde hikaye sadece kovalamaca üzerineydi ve bunu hakkıyla yapıyordu. Fakat ikinci film, hikayesine eklediği gereksiz twist ile temelinden uzaklaşıyor ve abartılı bir aksiyona dönüşüyor. Zaten çok bir şey beklemiyordum ama en azından güzel bir aksiyon ile tatmin olup ayrılmayı isterdim. Fakat klişe kahraman adam hikayesi göreceğimi de hiç düşünmemiştim. Yazık oldu.

4

Valerii Ege Deshevykh
Ukraynalı videographer ve fotoğrafçı. Korku Filmi Delisi. Aynı zamanda sinema yazarı.

My Life Long As My Revenge: Kate

Previous article

Clash of Bad Guys: Don’t Breathe 2

Next article

You may also like

Comments

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *