0

İsim olarak kendisini tanımıyorsunuzdur büyük ihtimal ama yönetmenliğini yaptığı filmlerini izlediğinizi, duyduğunuzu ve sevdiğinizi biliyorum, eminim. Pembe renkli saçlarıyla James Wan, Leigh Whannell ile imza attığı her çalışma ile muhteşem bir başarı elde etti, harikalar yarattı. Korku filmlerindeki klişelerden uzak duran James Wan, yenilikçi ve klişe kıran senaryolarını muhteşem kamera tekniği ile birleştirince ortaya sinema tarihine altın harflerle yazılacak filmler çıkıyor. Senaryoda yenilikçi olmak, üstüne klişe kırmak, farklıyı oluşturabilmek cidden zordur. Günümüzde popüler sinemada orijinal iş yapabilen Tarantino ve Nolan dışında kimse kalmadı. James Wan da artık bu orijinal tayfasının yeni bir üyesi.

James Wan, 27 Şubat 1977 Malezya doğumlu Avustralyalı bir yönetmendir. Genel itibariyle korku filmleri ile tanınır. Kariyeri de zaten korku ve gerilim sineması ile başlar, ardından farklı türlere geçiş yapar. Kendisi: “Ben korku filmi sevmem, ben film severim” diyerek her tarza el atabileceğini açık açık söylüyor zaten. Malezyalı yönetmenin ilk filminin 2000 yılında çeker. Shannon Young ile ortak çalışmaları olan Stygian, Melbourne Film Festivalinde “En İyi Gerilla Film” ödülünü alır. 2000’den sonra 3 sene ortadan kaybolan Wan ardından sinema tarihine altın harflerle yazılacak bir uzun metraj ile geri döner: Saw, nam-ı diğer Testere. 2003 yılında Leigh Whannell’ın yazdığı kısa filmden yola çıkan James Wan ileride 7 filmlik bir seriye dönüşecek Testere’nin ilk filmini yönetir. Yalnız James Wan bu serinin sadece ilk filmini yönetir; geri kalanının yapımcısı olmaklar kalır. Paragrafı bitirirken de dipnot geçeyim: Şimdilerde Testere’nin 8. filminin hazırlıklarını yapıyor. Saw: Legacy adıyla geri dönecek serinin yönetmen koltuğunda James Wan olacak mı henüz belli değil.

2007 yılına kadar tekrar inzivaya çekilen yönetmen çığlık atarsan ölürsün temalı Dead Silence ile geri döner. Özellikle finali sinema tarihindeki en iyi finaller arasında yer alabilecek türdendir. Dead Silence başarısını aynı sene Dead Sentence ile taçlandıran yönetmen bir 3 sene daha ortadan kaybolur ve geri döndüğünde sinema tarihinin -bence- en iyi korku filmlerinden birine imza atar: Insidious. Prömiyerini Toronto Film Festivali’nin “Gece Yarısı Çılgınlığı” köşesinde yapan film, Sony tarafından 7 rakamlı bir fiyatla satın alınmıştı. Uyurken istemsiz bir şekilde astral seyahate çıkan bir çocuğun boş bedenine yerleşmek isteyen şeytanları ve onlarla savaşmak zorunda kalan aileyi anlatan filmin birçok konuda sinema tarihine yazılması gerekiyor. Klişe kırmayı seven James Wan, olaylara rağmen inatla evden taşınmayan aile klişesini değiştirerek buna bir son verir. Aile taşınır fakat bu sefer esasında evin lanetli olmadığı, ortada başka bir sebep olduğu anlaşılır ki filmin 30. dakikasında plot twist yapmak da ayrı bir başarıdır. Yine aynı filmde şeytanları gece-gündüz ayırt etmeksizin gösteren yönetmen gün ışığında bile korkutmayı başararak nadir görülür bir tercih yapar.

Bir 3 senelik inzivaya daha çekilen yönetmen ileride çok konuşacağımız bir film ile geri döner. Warren Dosyalarının en dikkat çeken hikayesinin anlatıldığı The Conjuring, koca koca insanları gün ışığı bekletecek kadar ürkütmeyi başarır. Film; 5 kızlı bir ailenin onlara musallat olan şeytanlar ile mücadelesini anlatıyor. Gerçek bir hikayeye dayanan film korku literatürüne Warren ailesini kazandırır. Warren ailesini Patrick Wilson ve Vera Farmiga canlandırır ki hakkını da sonuna kadar verirler.

Amityville korku filmlerinin yenilenmiş bir versiyonu olan The Conjuring, Insidious’da olduğu gibi gece gündüz ayırt etmeden korkutmaya çalışan bir film. Filmi daha izlenebilir kılan şey ise James Wan’ın kamera tercihleridir. Korku sinemasında kamerası ile kendisini bu derece belli eden başka bir yönetmen hatırlamıyorum. Her filminde ben buradayım demeyi başarıyor.

Devam filmi çekmeyen çekmek de istemeyen yönetmen 2013 yılında bu ısrarından vazgeçerek, aynı sene içerisinde The Conjuring ile beraber Insidious 2’ye de imza atar. İlki kadar ikinci film de seyirci üzerinde büyük bir etki bırakır. Sadece bir kere bozduğu devam filmi tutumuna da Insidious 2’den sonra tekrar devam eder. The Conjuring çok beğenilince devam filmleri ve spin-off hikayeleri gündeme gelir. İlk spin-off için de Annabelle seçilir. Fakat James Wan kendi yarattığı evreninin sadece yapımcısı olmakla kalır. İlk spin-off olan Annabelle’in yönetmenliğini yeni bir isme emanet eder. Annabelle, Roman Polanski’nin apartman korkularından esinlenen güzel bir korku filmidir. Tabii ki The Conjuring seviyesinde olmasa da izlemeye değer bir filmdir.

Yönetmen, korku sinemasına 2015 yılında veda eder. Özellikle Paul Walker’ın ölmesi sebebiyle efsaneleşen Furious 7’nin yönetmen koltuğu James Wan’a verilir. Eğer filmlerin çekimlerine dikkat ediyorsanız, F7 ile serinin diğer filmleri arasında bariz bir yönetmenlik farkı olduğunu görebilirsiniz. James Wan, filmde resmen kamerayı dans ettiriyor. Furious 7 ile tarz değiştiren James Wan aynı sene Demonic adlı polisiye korku filminin yapımcılığını yapar.

James Wan, kameranın başına geçtiği filmi farklı kılan biri. Auter terimi Hollywood yönetmenleri için pek kullanılmaz ama James Wan çok kısa bir sürede Auter olmayı başardı bence. Özellikle kendisinin kamera kullanımı ve kurguya yaklaşım şekli, filmlerin izlenilebilirliğini arttırıyor.  Yapımcısı olduğu filmler ile yönetmenliğini yaptığı filmler arasında bariz bir estetik farkı vardır. James Wan; long-shot, zoom ve dolly-shot’ları sıklıkla kullanan biri. Kamerasını hareketli tutmayı sever. Sürekli kesmeler yapmayarak daha tiyatral çekimler sunan Wan, jumpscare sevse de korku unsurunu apaçık bir şekilde göstermeyi de seven biridir. Korku unsurunu apaçık göstermek de her korku filmi yönetmeninin tercih edeceği bir şey değildir. Tabii burada pastanın en büyük payını Leigh Whannell’a vermek gerek sanırım. Yönetmenin filmlerinin yarısında Leigh Whannell’ın imzası vardır.

Şu sıralar James Wan çok büyük işler peşinde. Yukarıda bahsettiğim gibi Testere’nin yeni filmi ile uğraşan Wan’ın listesinde çok ilginç filmler var. Neden yaptığını bir türlü anlamadığım The Conjuring 2 bu sene vizyona girecek. İnsan korkuyor tabii ilk filmin muhteşemliğine bir şey olacak mı diye fakat Insidious serisinde görüyoruz ki devam filmlerinde kötü değil. Ayriyeten DC ile anlaşan yönetmen Jason Momoa’nın başrolünde olacağı Aquaman’in de yönetmenliği yapacak. Watchmen sonrası yapılmış en iyi DC filmi olması muhtemel. James Wan aynı zamanda yepyeni bir Mortal Kombat filminin yapımcılığına üstlendi. Keza onlarca ödülü olan Lights Out adlı kısa filmin uzun metrajının da yapımcılığını yapacak. Hem çekiyor hem de çektiriyor. Ve kendisi daha 38 yaşında; korku sineması denince aklımıza ilk gelen isimleden. Yaptığı ve yaptırdığı filmler ile harika bir şekilde ilerliyor. Daha 38 yaşında olduğunu düşünürsek, kendini geliştirmesi ihtimalini de katarsak James Wan ileride tarihin en iyi yönetmenleri arasında yer alacaktır diye düşünüyorum.

Valerii Ege Deshevykh
Ukraynalı videographer ve fotoğrafçı. Korku Filmi Delisi. Aynı zamanda sinema yazarı.

Kameranın Etiği Yoktur: Nightcrawler

Previous article

12 Yıllık Film: Boyhood

Next article

You may also like

Comments

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

More in Sinema