0

Güney Kore sineması son 20 yılda bir şekilde hayatımıza girmeyi başardı. Kimileri milenyumun başında Oldboy ile kimi Memories of Murder ile bu sinema ile tanıştı. 92. Oscar törenlerinde Parasite en iyi film ve yönetmen olmak üzere büyük ödülleri alınca sağır sultan bile Kore sinemasından haberdar olmaya başladı. Geçtiğimiz senenin ödül törenlerinde adından bolca söz ettiren filmlerinden birisi de Minari. Özellikle A24 gibi çok kaliteli bir firmanın yapımcılığını yaptığı film çıkalı neredeyse 1 sene olsa da sinemalara yeni gelmiş durumda.

80’li yıllarda Güney Kore’den Amerika’ya göç eden küçük bir Koreli aileyi izliyoruz. Uzun süre boyunca karı koca olacak civciv işinde çalışıyorlar. (Civcivlerin alt tarafındaki tüylere bakılarak dişi mi erkek mi olduğu tespit ediliyor) Fakat Jacop civciv işinden tatmin olmayarak bir çiftlik kurma hayalinin peşinde koşar. Bu sırada doğal olarak ailesini de sürükler. Ailenin çocuklarının bakıcılık yapsın diye büyükannenin de Kore’den ABD’ye gelmesi ile bu küçük çekirdek aile bir sürü zorluklarla ile savaşacaktır.

Minari çok sade bir film. Ana odağında Kore’den ABD’ye gelen göçmenler var. O kadar ödül töreni reklamına rağmen 1 yıldır filmi izlemek hiç aklıma gelmedi. Filmin sıkıntılarından birisi de filmi açmak için herhangi bir sebep sunmaması. Kâğıt üstünde hiç ilgi çekici olmayan bir film var. Steven Yeun hariç kadroda ünlü isim yok. Ki o da ne kadar ünlü o da tartışmalı. Yönetmen de ünlü olmayınca doğal olarak tek çare ödül törenleri. Orada da en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülünü alsa da geri kalan yerlerde ödül alamadı. Buradan bakınca Minari seyirciye izlemek için herhangi bir sebep sunmuyor. Filmin ilerde kült olma ihtimali de yok.

Film yukarıda dediğim gibi konusu hiç ilgimi çekmese de başlayınca 1,5 saat kadar film beni içine almayı başardı. Hiç beklemediğim bir biçimde gayet eğlenceli akıcı bir filmdi. Gayet sade bir biçimde çekilen film size ne öyle aşırı iyi oyunculuklar ne de akılda kalıcı bir sinematografi sunuyor. Kendi küçük hikayesini bir TV dizisi gibi aktarıyor. Filmin hiçbir yerinde onu özel yapan bir şey yok. Gereksiz bir sadelik var. Yapımcı firma olarak A24’ü görünce insan daha özel bir şey bekliyor ama Minari dümdüz bir film. Bana çoğu açılardan Türk sinemasını hatırlattı. İzleyicinin ilgisini çekmeyen bir konunun gene ilgi çekmeyen bir şekilde anlatılması. O 1,5 saatlik sekans bir şekilde akıp gidiyor. Çok dert etmiyorsunuz. Ama son yarım saatte olaylar çözülüp film o başından beri gözünüze soktuğu mesajını verince bütün tadınız kaçıyor.

Filmin en iyi tarafı oyunculuklar ve karakterler. Benim favorim olan Will Patton’ın oynadığı Paul karakteri. Bana birkaç açıdan Fareler ve İnsanlardaki Lennie’i hatırlattı. Kafayı dinle bozmuş olan Paul sürekli bir şeyler mırıldanan çok ezik duran bir karakter. Keşke bu Koreli aile yerine Paul’un hikayesini izleseymişiz dediğim çok oldu. Steven Yeun tarafından oynanan Jacop biraz Amerikan özentisi babamız. Filmin kendisi gibi üzerine konuşulacak çok bir şey yok. The Walking Dead’i çok seven biri olarak o ekipten çıkan en iyi oyunculardan birini Steven olması biraz şaşırtıcı. Steven için iyi bir oyuncu demek için erken ama fena bir filmografisi yok. Geçtiğimiz sene en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülü alan Yoon Yeo-jeong filmin belki de en önemli karakteri. Filmin odağında olan kuşak çatışmasını hem onun üzerinden anlatırken hem de hikâyeyi hep ilerleten bir karakter. İyi oynanmış ve Anadolu yöresinden çıkmış gibi dursa da Oscar verilir miydi ben vermezdim açıkçası. Sırf Glenn Close’a o kadar yılın hatırı için verilirdi. Ama bu Oscar ne yapacağı belli olmuyor.

Minari mesajını kafanıza çekiçle vursa da izlerken sizi sıkmayan çok sade bir film. Ama geri dönüp de hatırlayacağınız bir film de değil. Etkisi film bittiği anda bitiyor. Bir dakika bile üzerinizde kalmıyor. Filme adını veren Minari’yi yesem aynı etkiyi hissederim gibi. Öyle bir tat bıraktı. Film makarna gibi. Yedim ve doydum. Bugün de bir film izlemiş olduk yani. Ama gidip dışarda makarna yemem. Keşke bugün makarna olsa demem. Sade makarna severseniz sos olmadan, yoğurt ketçap olmadan o zaman Minari’yi izleyin.

6

Batuhan Oğuz

Orta Çağ Maskulenitesinin Gerçek Yüzü: The Last Duel

Previous article

D U N E : Mutlak Yıkım Getirecek Korku

Next article

You may also like

Comments

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *