0

Başta Taxi Driver (1976) olmak üzere Raging Bull (1980) ve The Last Temptation of  Christ (1988) gibi çok önemli Scorsese filmlerinin senaryo yazarı olarak tanıdığımız Paul Schrader’ın kalemi Hollywood’taki diğer yazarlara göre oldukça üst düzeydir, fakat kendisi senaristliğin dışında yönetmenlik yapmak istediği zamanlarda -kağıt üzerindeki başarısı kadar- iyi bir film ortaya koymakta bazı zamanlar oldukça zorlanıyor.

İlk gösterimini geçtiğimiz ay Venedik Film Festivali‘nde yapan yeni filmi The Card Counter, Schrader‘ın yazdığı senaryonun; kamera önünde ve kendisinin yönetmenliğinde işlemediği, yarattığı karakterlerin motivasyonlarının, anlatım dilinin seyirciye etki edememesi gibi sebeplerden dolayı bu sene izlediğimiz en vasat filmlerden birine dönüşüyor.

Oscar Isaac‘in başrolünde, Tye Sheridan ve Willem Dafoe‘nin de kadrosunda yer aldığı ”The Card Counter”; Isaac‘in canlandırdığı kumarbaz ve eski asker olan William Tell’in, Sheridan‘ın karakteri Cirk ile tanıştıktan sonra geçmişlerinde yaşadıkları travmalar ve insanlarla ilgili ortak bir düşmanları olduğunu fark etmesinden sonra girdiği bir nevi intikam hikayesine odaklanıyor.

Bütün bunları olabildiğinde sıkıcı, düz bir şekilde veren Schrader, oyuncularının potansiyelini ortaya koymasında asla etkili bir yönetmenlik sunamıyor. Oscar Isaac kariyerinde diğer filmlere nazaran oldukça tutuk bir performansla karşımıza geçerken, Willem Dafoe ise özellikle The Lighthouse’daki performansından sonra setin önünden geçerken filmin kadrosuna katılmış gibi, ne varlığını hissettirebiliyor ne de onu tanıdığımız şekilde bizi etkileyecek bir performans sunabiliyor.

Taxi Driver’ı; Scorsese değil de Paul Schrader yönetseydi nasıl bir ucubeye evrilirdi bunu görüyoruz filmde. Yönetmen ve senarist arasındaki ince farkı görmek üzerine kesinlikle bir ders niteliğinde. Filmin yönetmeni Schrader olsa, Travis’in bir o yana bir bu yana savruluşunu kamera önüne alabileceğini düşündürürken; Scorsese iyi olan senaryoyu alıp, filmi devleştiriyor. New York’u filmin başrolü yapıp karakteri oradaki bir boşluğa bırakıyor ve bizi olanlara, olacaklara dair görgü tanıklığı yapmamızı sağlıyordu. Schrader‘ın ise sadece bir senaryo yazıyormuş gibi kurgudan bihaber yapmaya çalıştığı yönetmenliği ortaya çıkıyor. The Card Counter, bütün süresi boyunca küçük, dar bir sokak arasında geçiyor adeta.

The Card Counter; bir filmin, film olması için gereken sorumlulukları yerine getiremeyen filmimsi diyebileceğimiz, 5-6 bölümlük bir mini dizinin sıkıcı ve oldukça uzun pilot bölümleri gibi. İzledikçe içiniz bayılıyor, bir türlü içine giremiyor ve bir daha asla böyle bir şeyi izlemeyeceğinize karar veriyorsunuz. Bu seneki en büyük hayal kırıklıklarından olan film, ”İyi bir senarist, nasıl iyi bir yönetmen olamaz?”ın lügatımızdaki birebir karşılığı. Oysa Schrader’ın bir önceki filmi First Reformed (2017) buna göre oldukça iyiydi.

3.6

Umut Tiryaki

Titane: Uç Noktada Ducornau

Previous article

Karanlık Odada Kırmızı Işık: The Guilty

Next article

You may also like

Comments

Leave a reply

Your email address will not be published.