0

Geçtiğimiz cuma günü Amazon Prime’a gelen güzide filmimiz hakkında filme başlarken hiçbir bilgim yoktu. Ne fragmanını izledim ne haberlerini takip etmiştim. Sadece Benedict Cumberbatch’in başrol olduğu bir biyografi filmi ile karşı karşıya olduğumun farkındaydım. Fakat film beni gayet memnun etti. Bazen sinema izleyicisi olarak filmleri gereğinden fazla bekleyip hype yapıyoruz. 3-4 yıl bir filmi beklediğimiz oluyor. Yönetmen seçimi, oyuncu seçimini görüp heyecanlanıyoruz. Hatta filmin ismini bile merakla beklediğimiz oluyor. Seyirci olarak sürpriz yumurtalara ihtiyacımız var. Hiç haberimizin olmadığı hiçbir şey beklemediğimiz bir film sessizce gelip vizyona/platformlara giriyor. Louis Wain de devasa reklam bütçelerine ihtiyacı olmayan peşinden 2-3 sene koşmaya gerek olmayan kendine has bir biyografi filmi.

Orta sınıf bir ailenin en büyük ve tek erkek çocuğu olan Louis Wain küçüklüğünden beri hep enteresan bir çocuktur. Yaşını almasıyla beraber 5 kız kardeşine ve dul annesine bakmakla yükümlüdür artık. Özel ve hızlı bir çizim yeteneği olan Louis, İngiltere’nin önemli gazeteleri için çizimler yapmaktadır. Kız kardeşlerine dadılık yapmak için alınan Emily ile tanışması Louis’in hayatını değiştirir. Fakat hayatındaki asıl değişim bir gün Emily ile birlikte yağmurlu bir günde bir kedi bulması ile olur. Sürekli depresyonda olan ve ağır sanrılar geçiren Louis delilik çizgisinin üzerinde yürümektedir. Fakat özel hayatı ne kadar karanlık olsa da çizdiği kedi resimleri de bir o kadar neşeli ve renklidir. Louis’i belki de bu kadar enteresan yapan şey ise kendini bildi bileli elektriğe özel bir anlam yüklemesidir. Ki o anlamın kendisi bile tam olarak ne olduğunun farkında değildir.

Filme en güvenli bölgeden, yani oyunculuktan başlamak lazım. Son 10 yılın belki de en sevilen İngiliz oyuncusu Benedict Cumberbatch başrolümüz. Louis Wain rolü için biçilmiş kaftan demek pek kolay değil. Rolün altından gayet güzel kalksa da Louis filmin başında beri şizofren olduğu için hep aynı adam aslında. İlk önce normal sonra akıl sağlığını kaybetmiş bir adam izlemiş olsaydık oyunculukla ilgili nüansları izlemiş olabilirdik. Fakat filmin ana amacı da Oscar’ları yıkacak bir biyografi filmi yapmak değil. Hatta Louis gibi bir ressamı anlatan film de insanlar odak noktasında bile değiller aslında. İnsanlar; resimler, manzaralar içindeki küçük detaylar. Filmin ihtiyacı olan kadar oyunculuğu ise Benedict Cumberbatch rahat bir biçimde verebilmiş. Diğer başrol ise The Crown ile kendini tanıtsa da hala bir üst lige kendini atamamış Claire Foy. Kendisinin çok fazla filmini izlemesem de şu ana kadar ne kötü oyunculuğunu duydum ne inanılmaz bir oyunculuğunu gördüm. Ama kendisi tam bir İngiliz kızı. (Kadın kraliçe Elizabeth’i oynadı daha ne olsun). Bu tarz rollere çok güzel gidiyor kendisi. Bana Keira Knightley, Mia Wasikowska gibi oyuncuları hatırlatıyor. Her zaman aşırı soğuk ve bir romandan fırlamış gibi.

Film son zamanlarda izlediğim görsel olarak en özel filmlerden biri. Farklı bir kafa ve işçilik olduğu ilk andan bile belli. Louis Wain aslında çok enteresan bir karakter. Kedilere ve elektriğe kafayı takmış 5 kız kardeşine bakan bir şizofren. Film bu kısımları fazla dramatize etmeden gayet sakin bir biçimde anlatmış. Fakat Louis’in resimleri gibi film de çok güzel gözüküyor. Filmin tamamı neredeyse canlı tablolar gibi. Karakterlerimiz bir sanat galerisinde tablolar arasında koşuyorlar. Filmin çok beğendiğim bir numarası var o da bazen görüntüyü dondurması ve uzak çekimler de fazla zaman geçirmesi. Her iki durumda da film sizi bir tablo ile baş başa bırakmış oluyor. Burada yönetmen Will Sharpe ve görüntü yönetmeni Eric Wilson takdiri hak eden isimler. Yönetmen ilerde kendine nasıl bir kariyer çizecek merakla bekliyorum.

Filmin en büyük sıkıntısı ise aşırı hızlı olması. Tabi ki bir ömrü iki saate sığdırmak mümkün değil. Fakat burada abes bir durum var. Film sanki x2 izliyormuşsunuz gibi bir his uyandırıyor. Louis’in çocukluk ve yaşlılık yıllarını da izlemiyorsunuz aslında. Sadece orta yaş dönemine odaklanırken geri kalan yerler ise flashback ve sanrılar ile gösteriyor. Buna rağmen filmin sürekli bir acelesi varmış gibi bir hali var.

Bu yılın güzel sürprizlerinden biri Louis Wain. Çok iyi bir film demek zor ama güzel bir deneyim yaşattığı kesin. Unutulmaz bir film mi, filmin kendisi olmasa da bazı anları unutulmamaya aday.

7

Batuhan Oğuz

The Harder They Fall – Film Eleştirisi

Previous article

İki Şafak Arasında: Sıcak Buhar Etkisi #AFF

Next article

You may also like

Comments

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *