Yönetmen Diego Cespedes, ilk uzun metrajı The Mysterious Gaze of the Flamingo ile karşımıza çıkıyor. Dünya prömiyerini 78. Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümü kapsamında gerçekleştiren film, bu daldaki büyük ödülün sahibi oldu. Şili’nin Oscar adayı olan filmin oyuncu kadrosunda Tamara Cortes, Matias Catalan, Paula Dinamarca, Claudia Cabezas, Luis Dubó gibi isimler yer alıyor.
1980’li yılların Şili’sinde geçen The Mysterious Gaze of the Flamingo, kuir ve transların onurlu yaşam mücadelesini söndürmeye çalışanları antagonizmasına yerleştiriyor. Cespedes, transseksüellerin bakışlarıyla hastalanacağını düşünen maden işçileri vasıtasıyla hikâyeye yaklaşıyor. İşçilerin kaçırdığı gözleriyle bu “hastalıklı” durumuna tanık oluyoruz. Yönetmen, filmde veba olarak bahsedilen bu hastalık kavramını karakterlerin cehaletiyle dile getiriyor. Bulaşıcılığı bir zihniyete indirgiyor. Bu doğrultuda ele alınan unsurlar, metafora dayalı anlatım açısından muğlaklaşıyor. İşçiler, bu durumu translardan geçen bir “veba” olarak dile getiriyor. Diego Cespedes, on bir yaşındaki Lidia üzerinden yitirilenlere dair sevgi dolu bir intikam hikayesine doğru ilerlemeye başlıyor.

Gözlerle Görmek İstemeyenlere
The Mysterious Gaze of the Flamingo, AIDS salgınının ortaya çıktığı bir dönemde konumlanıyor. Ancak film, bu dönemki önyargılardan beslenerek hastalığın ne olduğuyla ilgilenmiyor. Hastalık kavramına yönelik herhangi bir açıklama bile yapmıyor. Olguyu maden işçileri ve kadınların arasındaki ötekileşen ilişki üzerinden işliyor. Damgalanmanın ortasındaki transların yaftalandığı meseleleri dile getirmek için dönemi kullanıyor. Ele almak istediği ana inanç, hastalığın kadınların gözlerinden bulaşması. Bu doğrultuda direkt estetize edilmiş bir sahne de var.
Ayrıca ilerleyen süreçte eve yapılan rahatsız edici bir baskınla kadınların gözlerinin kapatıldığı bir sekansa da şahit oluyoruz. Cespedes, hastalığı başlıca bir sembol olarak ele alıyor. Bunu yaparken sert olmaktan çekinmiyor. Sevgi içerisinde var olmaya çalışan kadınların ne gibi zorluklar yaşadığını vurgulamayı hedefliyor. Batıl inançlar, cehalet ve önyargılar ortak bir potada. Karakterlerimiz, çoğu noktada kendi eğlencelerini yaratıyorlar. Neşelerini bir an olsun kaybetmiyorlar. Ancak yaşanan dehşet verici olaylar yeri geldiğinde bizi evin içerisine adeta mıhlıyor.
Film, Lidia’nın bir grup çocuk tarafından taciz edildiği bir sahne ile açılıyor. Evi paylaşan kadınlar, Boa’nın yönlendirmesiyle saldırganları kovalıyor. Cespedes, evin en küçük bireyi üzerinden bu coğrafyaya yönelik bir bakış sunuyor. Bu, kadınların nasıl bir yaşamla baş etmeye çalıştığının yalnızca ilk gösterimi. Ana karakterimiz Flamenco ve evlatlık edindiği on bir yaşındaki kızı Lidia’nın bağı doğrultusunda hikâyeye giriş yapıyoruz. Kendi halinde mutlu mesut eğlenen bu kadınların huzuru, Yovani’nin hikâyeye dahil olmasıyla sarsılıyor. Tekinsizliği içinde bulunduğumuz konum vasıtasıyla hissediyoruz. Bu duygu, görsel olarak bir kesişim içerisinde. İlk yarı özelinde oldukça farklı bir coğrafyada olduğumuzun farkındayız. Çölün ortasında izole bir alanda sanki bir western filmi içerisinde gibiyiz. Bu kullanımların yarattığı atmosferi yukarıya taşımada hiç kuşkusuz filmin görsel yetkinliği etkili oluyor.
Tezatlıkların Oluşturdukları
Hikâyenin içerisinde tezatlıkların sürüncemesine bolca dem vuruluyor. Bir tarafta tüm zorluklara rağmen aralarındaki sevgiyi bir an bile olsun eksiltmeyen, sorunlarını birer savunma mekanizması olarak kullanan transseksüel kadınlar. Diğer tarafta bu ailenin mutluluğundan rahatsızlık duyan ve onları hastalıklı olarak gören, ancak gece olduğunda onları arzulayan eğitimsiz heteroseksüel erkekler. Hastalığın sevgi dolu bir bakışla yayılması algısı, buradaki alegorik yaklaşımın bir tezahürü.
Tezatlıklardan bir diğeri de iki tarafın barındırdıkları nefret ve sevgi ilişkisinin farkında olması. Yovani ve Flamenco, burada iki farklı temsili örnek olarak ele alınıyor. Hikâye, Yovani’nin öyküye dahil olmasıyla bir kırılma yaşıyor. Oldukça rahatsız edici bir sahnenin sonrasında öldürülen Flamenco ile bu çorak topraklarda yeşertilen nefret gözler önüne seriliyor. Öte yandan Boa ve Clemente’nin sevgi dolu bir ilişki kurması, buradaki tezatlığın ve önyargıların bir temsili oluyor.
Cespedes, baskı altındaki bir aileye mercek uzatırken bunu zaman zaman rüyaya benzer bir formda işliyor. Ara sıra duyduğumuz rüzgâr uğultusu, yalnız ama mutlu olan kuir topluluğunun sesi oluyor. Bu birliktelik ve dayanışma, ekibin her şeyi dönüştüreceğine yönelik güçlü bir algı oluşturuyor. Katil Yovani’nin evinin duvarlarına onun vebalı olduğu damgalanıyor. Onunla hesaplaşmaya giden kişi ise Lidia oluyor. Karakter, ağırlıklı olarak öfke ve sevgiye dair bir denge içerisinde. Korkulu bir şekilde kadınların onu bulmasını bekleyen Yovani ise elinde silahla endişe içerisinde nefes alıyor. Lidia eve gelip yatağa uzandığında şu sözleri görüyor: “Senin esrarengiz bakışında kayboldum.” İlerleyen sahnelerde, Yovani’nin o esnada saklandığı yatağın altında son nefesini verdiğini öğreniyoruz. The Mysterious Gaze of the Flamingo; önyargıların, cehaletin ve nefretin arasında aşkın nasıl sönümlendiğini, bir yandan da nasıl alevlendiğini sahici bir şekilde vurguluyor.

Kırılma Anı ve Sonrası
Cespedes‘in ele aldığı konular oldukça önemli. Her bir unsur, günümüze ve geçmişe yönelik değerli hususlara değiniyor. Ancak senaryodaki bazı yapı sorunlarına da değinmekte fayda var. Film, ilk yarısı içerisinde Flemenco üzerinden ani bir kırılma yaşıyor. Bu kırılma, sonraki bölümün zamanla düşmesine neden oluyor. Dolayısıyla dramatik zirvesine ulaşan anlatı, ilerleyen sahnelerde aynı doruğa ulaşamıyor. Bu kırılma anı, sanki filmin dinamiğinde de aynı sarsıcı etkiyi yaratıyor. Nitekim anlatı içerisinde çok fazla karaktere sahibiz. Bu yapının amacı kolektif mücadeleyi ve birlikteliği yansıtmak olsa da, film karakterler özelinde aynı orantıda derinleşmiyor.
Baktığımızda, filmin çıtasını ve tabanını belirleyen unsurlar daha çok Yovani-Flemenco ikilisi arasında şekilleniyor. Kırılmanın yarattığı etkinin yanı sıra, bu ilişkiye neredeyse sonlandığı aşamada dahil oluyor olmamız, derinlikli bir bakış açısına sahip olmamızı engelliyor. İlişki üzerinden hikayedeki tezatlıklar bir karşılık buluyor. Yönetmen, bu doğrultuda öykünün kurulumunu iyi bir şekilde gerçekleştiriyor. Ancak ikiliyi tanımadan keşfetmeye başlıyor olmamız, bu noktada olumsuz bir unsur. Dolayısıyla Lidia ve Flemenco arasında da bazı eksiklikler doğuyor. Bu durum, kırılma ve Lidia üzerinden şekillenen ikinci yarının zayıf kalmasına neden olan unsurlardan. Zira, ikinci yarı boyunca tempo gittikçe düşüyor. Eve olan baskın sonrasında yaşananların sertliği ve ortaya çıkan mizahi unsurlar özgün bir atmosfer yaratıyor olsa da, senaryo aynı boyutta derinleşmiyor.
The Mysterious Gaze of the Flamingo’nun şiirsel estetiği, yaşanılanların sertliği ile rahatsız edici bir kabusa dönüşüyor. Diego Cespedes, sevgiyi bir direniş biçimi olarak ele alıyor. Nefretin yok ediciliğini ise sevginin etrafında tekinsizce dolaştırıyor. Bu çemberin içerisinden çıkabilenler ise aşkın gözlerde saklanan benzersizliğini görebilenler oluyor.
Ahmet Duvan‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.



















Yorumlar