
007 First Light (PS5)
Bu oyunun arkasında kitapları okumuş, filmleri izlemiş ve daha da önemlisi neden bu ikisinin önemli olduğunu anlamış insanlar olduğu her detayından belli. Eğer bu, Bond'un oyunlardaki yeni döneminin başlangıcıysa, gelecek oldukça parlak görünüyor.
Oyun dünyasının en büyük boşluklarından biri, aslında kimsenin uzun süredir dillendirmediği bir eksikti: Ortada düzgün bir James Bond oyunu yoktu. Sinema tarafında bile Bond‘un son filmini 2021 yılında izlemiştik. Şahsen serinin eski filmlerini pek izlememiş olsam da, Daniel Craig‘in çok sevdiğim filmleriyle büyüdüm. İşin oyun tarafında ise, 007 markası adı altında çıkan son ciddi yapımın üzerinden on dört sene geçmişti. Ne yazık ki marka, N64’ün efsanesi GoldenEye haricinde, hiçbir zaman diğer oyunlarıyla konuşulan bir marka olamadı. Bu nedenle 007 First Light‘a – geliştirici stüdyoya bakmadan – ilk duyurulduğu anda temkinli yaklaştım. Çünkü Bond‘un oyununu yapmak kolay olsa da, zor olan seriyi anlayarak doğru şekilde oyunlaştırmaktı.
İşte tam burada IO Interactive devreye girdi. Yıllardır Hitman serisindeki büyük ve farklı çözüm yolları sunan bölüm tasarımıyla adından söz ettiren bu stüdyonun Bond‘u almış olması, kağıt üstünde oldukça mantıklı duruyordu. Ama beni asıl mutlu eden şey, oyunu açtığım ilk andan itibaren bunun bir “Bond maskesi takmış Hitman” oyunu olmaması oldu. 007 First Light, beklemediğiniz kadar saygıyla ama bir o kadar da kendine has bir kimlikle yapılmış bir iş. Gelin bu güzel oyunu tüm detaylarıyla ele alalım.
Yazıda 007 First Light‘ın yalnızca giriş kısmı hakkında spoiler olacaktır.

On Dört Yıllık Sessizliğin Ardından
007 First Light‘taki Bond, bizim onu henüz tanıdığımız hali değil. Oyun, İzlanda üzerinde düşürülen bir helikopterle açılıyor. Ekibini kaybeden, düşman toprağında tek başına kalan ve yüzünde taze bir yara izi taşıyan bir adamla tanışıyoruz. Bu yara izi bile aslında tek başına çok şey anlatıyor. Çünkü James Bond‘un yaratıcısı Ian Fleming‘in romanlarındaki Bond’un yanağındaki o yara izi bile oyuna taşınmış. Stüdyo, ilk dakikadan itibaren bu evreni bildikleri ve bu oyunu tutkuyla geliştirdikleri hissini veriyor.
Bu sırada öğrendiğimiz bir diğer önemli ayrıntı ise şu: Bu Bond özel bir asker değil, Kraliyet Donanması’nda görevli bir uçuş ekibi üyesi. Yani daha en başta, on yıllardır başarılı bir asker olarak bildiğimiz karakterin tamamen farklı bir başlangıç noktasından yola çıktığını görüyoruz. İzlanda’da yaşanan o talihsiz olayda gösterdiği üstün performans, kariyerini bitirebilecekken bambaşka bir fırsat olarak karşısına çıkıyor. MI6, onu yeni hayatına başlatacak olan 00 programına davet ediyor. Buradan sonrası, Malta’daki yoğun eğitim kampından başlayıp, üç kıtaya yayılan operasyonlar ve eski bir MI6 ajanının iyi niyetli olmayan dönüşüyle tetiklenen karanlık bir komployla devam ediyor.
Yaklaşık 15 saat süren hikaye modu boyunca, Daniel Craig döneminin Casino Royale ruhunu hatırlatan bir şey var: Bond’un aslında öğrenmeye çalışan, hata yapabilen bir karakter olması. Patrick Gibson‘ın yorumu da tam buraya oturuyor. 20’li yaşlarının sonlarında, kendisine fazlasıyla güvenen, biraz ukala ama aynı zamanda çekici ve içten içe kırılgan bir Bond bu. Bütün bunları düşününce, bağ kurması çok daha kolay bir karakter oluyor. Herkes, oyun çıkmadan önce genç bir Bond ile oynama fikrini oldukça eleştirmişti. Fakat bu oyun bir seriye dönüşeceğinden dolayı, bu tercihin çok daha iyi olduğunu düşünüyorum. Ayrıca Patrick Gibson‘ın karakteri bu kadar iyi oynuyor olması, doğru bir oyuncu seçimi yaptıklarını gösteriyor. Zira, numarasını kazanmaya çalışan birini izlemek, bu serinin daha önce bize sunmadığı bir şey.

Bond Dünyasının Karakterleri
Bir Bond yapımının kalbi, sadece ana karakter değildir. 007 First Light bu konuda fazlasıyla cömert. Q’yu yine yanımızda buluyoruz. Şık, biraz babacan ama o klasik mucit kıvraklığında. Daha toy bir ajan olduğumuzdan ve henüz aletlerini kırıp sabrını zorlamadığımızdan dolayı daha sakin bir karakterde. Ancak ilerleyen oyunlarda muhtemelen her şeyi kırıp durduğumuz için biraz daha sinirli bir Q’ya dönüşebilir. Moneypenny de artık sadece masa başında bekleyen bir sekreter değil; geçmişi, hikayesi, ve olaylara gerçekten dokunan bir rolü var.
Ama kadronun asıl parlayan ismi, eğitmen ve mentör Greenway (Lennie James); ki kendisi favori karakterim. Çok şey görmüş, çok şey yaşamış, bunun kendisini bilge mi yoksa sadece yorgun biri mi yaptığına karar verememiş bir eski 00 ajanı kendisi. James ile arasındaki o öğretmen-öğrenci, kimi zaman da bilinçli olarak onu sınırlarına iten rakip ilişkisi, oyunun en iyi yazılmış unsurlarından biri. Eğitimde tanıştığımız Cressida ve Monroe ise hızla rakipten yoldaşa, oradan da arkadaşa dönüşen, doğal bir kimyaya sahip güzel yazılmış bir ikili.
Madalyonun zayıf yüzü ise kötü adamlarda. Bir Bond hikayesinde kötü karakterlerin ajanlar kadar karizmatik, hatta yer yer sahneyi çalan figürler olması beklenir. 007 First Light bu noktada biraz eksik kalıyor. Fragmanlarda gördüğümüz “Bond eski bir MI6 ajanının peşinde” hikayesi, sonrasında yerini milyarder baba-oğul çatışmasına bırakıyor. Yapay zekanın silah haline getirilmesi, bilgi kontrolü, insanlık-teknoloji çatışması gibi klasik sayılan bir konuyu aslında akıcı ve fena şekilde işlemeyen oyun, temayı taşıyacak ağırlığa sahip bir kötü adam eksikliğinden dolayı sıkıntı yaşıyor. Ama yine de senaryo bütününde amacına ulaşıyor; cesur, twist dolu ve türüne göre yer yer karanlık olmayı başarıyor. En önemlisi, Bond’u her zaman güvenli bölgede tutmuyor. Ona hata yaptırıyor, kaybettiriyor.

Hitman ile Uncharted Arasında Bir Yerde
Gelelim oynanış tarafına. 007 First Light‘ı kabaca yarı Hitman, yarı Uncharted, üstüne biraz da Watch Dogs serpilmiş bir yapı olarak tanımlamak mümkün. Oyun, açık ve kalabalık keşif bölgelerini lineer, sinematik etkileyici sahnelerle dönüşümlü olarak sunuyor; ki Hitman‘den bileceğiniz üzere IO Interactive bu tarz bölümler tasarlamakta usta bir stüdyo. Oyuncunun özgürlüğüne bırakılan bölümler oyunun en parlak tarafı. Bir satranç turnuvasının düzenlendiği görkemli bir şatodan tutun, kalabalık bir galaya kadar her mekan, kendi kuralları olan bir bulmaca gibi. Aynı hedefe önden, arkadan veya bir çatıdan ulaşmanız mümkün. Hatta bazen hiç bu tarz şeyler ile uğraşmayıp çevrede gördüğünüz şeyleri ipucu olarak kullanarak da hedefinize ilerleyebiliyorsunuz.
Oyunun en sevdiğim yanlarından biri ise bir yere dayanıp gizlice konuşmaları dinledikten sonra görev hakkına bilgi toplamak. Oyun, size defalarca deneyip geçemediğiniz yerleri, fark ettiğiniz ufacık bir detay sayesinde geçmenizi sağlıyor. Bu bazen bir eşya, bazen de bir diyalog olabiliyor. Oyun, bu tarz durumlarda size vadettiği şeyi hissettiriyor: Bir ajan gibi düşünmek. Tabii ki bunun bir dengesi olması gerekiyor. Sonuçta oyun tamamen gizlilik üzerine kurulu değil. Gizlilikte çuvallamanız durumunda düşmanlar alarma geçiyor ve bu noktada hepsiyle yüzleşmeniz gerekiyor. Ben genel olarak gizlilikte hata yaptığım zaman bölüme baştan başlamayı seviyorum. Çünkü oyunun gizlilik tarafında sunduğu çeşitli opsiyonları ve yapabileceklerimi hep merak ediyorum. Bu yüzden olabildiğince gizli bir oynanış stilini benimsiyorum. Ancak siz yumruk yumruğa çarpışmak isterseniz bu da bir tercih.
Oyunun sunduğu çeşitliliği anlatmak için bir örnek vermek istiyorum. Bir noktada özel bir müzayedeye girmek için 100.000 dolar toplamanız gerekiyor ve oyun sizi bu hedefe nasıl ulaşacağınız konusunda tamamen serbest bırakıyor. Yer altı dövüş kulübünde dövüşmek, bir kripto cüzdanını çalmak, doğru kupayı tahmin etmek gibi belki de benim bile hâlâ bilmediğim para toplama yöntemleri var. Bu bölüm tasarımları sayesinde, sırf merakımdan dolayı oyunu tekrar oynayıp hiç yapmadığım şeyleri yapmayı düşünüyorum. Bu tip anlar oyunun tekrar oynanabilirliğini artırıyor ve her seferinde başka türlü bir deneyim yaşanmasını sağlıyor.

Q’nun Oyuncakları ve Öldürme Lisansı
Bond’un yakın dövüş tarafı beni en çok şaşırtan unsurlardan biri oldu. Akış olarak biraz Arkham serisini andıran, ağırlığı hissedilen bir dövüş sistemi var. Kırmızı saldırılardan kaçıyor, sarı saldırıları parry‘liyor, düşmanları tutup masalara çarpıyor, duvarlara savuruyor, hatta aşağı atabiliyorsunuz. Buna bir de omuz atarak düşmanı silahsızlaştırıp silahını alma ve çevredeki eşyaları fırlatma hareketleri eklenince, inanılmaz derecede çeşitli ve keyifli hissettiren bir dövüş sistemi ortaya çıkıyor.
Oyunda silah kullanımı daha çok son çare olarak konumlandırılmış ama o his de çok tatmin edici. Yere düşmüş bir silahı tekmeyle havalandırıp yakalamak, slow-motion bir şekilde kafaya vurmak, mermisi biten silahı düşmanın suratına fırlatıp yan silaha geçmek… İçinde bulunduğunuz bölüme alıştıkça oyun adeta sizi havalı bir combat‘a sokmaya çalışıyor. Q’nun ürettiği teçhizatlar da bu combat sistemini destekliyor. Lazer aparatı, füze kalemi, EMP atan kamera, ilaç atan bir telefon, kilitleri ve kameraları hack‘leyen bir Q-Watch ile içinde bulunduğunuz durumları kolaylaştırabiliyorsunuz. Tabii bu mekaniklerin suyu çıkmaması adına, bunları kullanabilmek için bölüm içerisinde pil veya kimyasal toplamanız gerekiyor. O yüzden stratejik bir şekilde ilerleyerek her özelliği direkt kullanmak yerine, biraz daha düşünerek oynamanız gerekiyor.
Oyun, sizin direkt silah kullanarak bölgelere dalmanızı engelliyor. 007 First Light‘ta henüz 00 ajanı olmamış bir Bond’u kontrol ettiğimizden dolayı, direkt olarak herkesi öldürmemize izin verilmiyor. Bu durum, aslında oyuna güzel bir gerilim katmanı da ekliyor. Bond, düşmanlar ancak gerçek bir tehdit oluşturduğunda öldürücü güç kullanmaya yetkili oluyor. Bu yetki, ekranın üstünden takip edilebiliyor. Tabii siz yine düşmanları öldürmek yerine bayıltarak da ilerleyebiliyorsunuz; bazı zorunlu kısımlar haricinde düşman öldürmek zorunda değilsiniz.

Sahne Sahne Bir Bond Filmi
007 First Light‘ın gerçekten parladığı yer, etkileyici sahne ve sinematik tasarımı. Oyun, klasik bir Bond filmi ritmini çok başarılı bir şekilde yakalıyor. Oyunu oynarken bir dakika bile sıkılmadım, temposu gerçekten incelikle ayarlanmış. Mesela, tüm eğitim bölümü sinematik bir montaj olarak tasarlanmış ve şu ana kadar oynadığım en iyi tutorial bölümü olduğunu söyleyebilirim. Çünkü tıpkı Bond gibi siz de o talimlerde giderek ustalaşıyorsunuz.
Bir görevde Londra’nın sokaklarında dev bir çöp kamyonuyla, arka fonda o ikonik tema müziği çalarken kaçıyor, başka bir görevde ise havalimanının altını üstüne getirip paraşütle havada dövüşüyorsunuz. Görevlerin içerisinde bulunan sinematik sunumlar çok iyi. Ayrıca mekan çeşitliliği de bir o kadar güzel. Moritanya’daki paslı gemiler, Londra’daki gece galası, Vietnam’daki tropik otel, Antarktika’daki gizli üs derken, oyun sizi birçok bölgeye ve mekana götürüyor. Devam oyunlarında umarım İstanbul’u görme fırsatımız da olur.
Oyunun hikaye modunu bitirdikten sonra da oyun sizi kolay kolay bırakmıyor. TacSim adındaki mod, Q-Branch’teki Dr. Selina Tan’ın alanında açılan bir tür oyun sonu içeriği. Hikaye bölümlerine değişen bir zorlukta geri dönüyorsunuz. Bu mod, yapı olarak Hitman‘i bariz şekilde anımsatıyor. Her başarılı run; size puan, silah skin‘leri, alet yükseltmeleri ve kozmetik kazandırıyor. Bu görevleri hikaye modunu oynarken de yapabilirsiniz ama yapımcıların bunu asıl tasarlama amacı, hem oyunun gelecekte devamlılığını sağlamak hem de oyunu bitiren oyunculara bir challenge sunmak. İlerleyen aylarda oyuna gelecek güncellemeler ile muhtemelen buraya yeni bölümler eklenecektir.

Teknik Taraf ve Müziğin Gücü
Oyun, stüdyonun daha önceki yapımlarında da yer alan Glacier motorunu kullanıyor ve bunun neler yapabildiğini biliyoruz. Özellikle son zamanlarda tüm sektörün kullandığı Unreal Engine 5‘in düzgün entegre edilememesi ve yarattığı genel hayal kırıklığını gördükten sonra, Glacier motoru ilaç gibi geliyor. Motorun devasa, son derece detaylı ve onlarca NPC ile dolu kalabalık sahneleri bu kadar başarılı bir şekilde oynatabiliyor olması çok büyük bir başarı.
PlayStation 5’te performans modunda 60, kalite modunda ise 30 FPS alıyorsunuz ve özellikle Slovakya’daki satranç turnuvası gibi tıka basa dolu sahnelerde bile oyun çoğunlukla stabil olmayı başarıyor. Silahlı çatışma sırasında patlayıcıları patlatırsanız bazen ufak drop‘lar olabiliyor, onun haricinde herhangi bir performans sorunu yaşamadım. Öte yandan, oyunda ana karakterlerin yüz modelleri çok güzel işlenmiş olsa da, yan karakterlerin ve NPC‘lerin model kalitesi biraz daha düşük kalıyor.
DualSense’in kullanımı ise oldukça iyi. Her silahın tetik direnci birbirinden farklı. Hangi silahı kullandığınıza bakmadan bile sadece kontrolcünün tetiğinden bu farkı ayırt edebilirsiniz. Ses ve müzik tarafı da oldukça başarılı. Bir Bond filminin konusu kadar açılış müziği ve sinematiği de önemlidir. IO Interactive zaten açılış sinematiğini ve müziğini önceden yayınlamıştı. Ancak oyun içerisinde görünce daha bir etkileyici oluyor tabii ki.
Tema müziği, David Arnold ve Lana Del Rey‘e ait. Ki Arnold, Tomorrow Never Dies‘tan Casino Royale‘e kadar beş Bond filminin müziğini yapmış bir isim. Oyunun diğer müziklerini üstlenen The Flight grubu (Assassin’s Creed Odyssey, Shadows ve Horizon Zero Dawn’ın müziklerinin de bestecisi), efsanevi John Barry‘nin ikonik tınılarına oldukça sadık bir iş çıkarmış.

Ufak Pürüzler
Bu kadar övgüden sonra, ufak da olsa birkaç şikayetimi söylemesem olmazdı. Öncelikle oyunun gizlilik sistemi, dövüş mekanikleri kadar derin değil. Örneğin, düşürdüğünüz bir düşmanın bedenini taşıyamamak veya bir köşeye saklayamamak, fark edilmemek için bazen elinizi kolunuzu bağlayabiliyor.
Alarma geçtiklerinde son derece agresif bir şekilde bulunduğunuz bölgeye koşup birbirini koruyan yapay zeka, bazen sanki oyunu gizli oynamanızı istemiyormuş hissi verebiliyor. Sürüş kısmı da zayıf halkalardan biri. Araçlar, çoğu zaman ağır ve sanki daha eski bir oyundan gelmiş gibi hantal hissettiriyor. Sürüş kısmı, oyunda büyük bir yer kaplamadığı için az uğraşılmış olması anlaşılabilir ama bunu belli etmesi elbette bir problem.
Teknik tarafta da birkaç tökezleme var. PlayStation 5’te bir kere oyunum çöktü ve checkpoint‘in başından başlamam gerekti. Neyse ki oyunun save ve checkpoint sistemi iyi. Bu yüzden çok bir kaybım olmadı ama yine de can sıkıcı bir durumdu. Ayrıca, yer yer kapılara takılan ve havada asılı kalan düşmanlar gördüm. Yine de, bunlar oyunu kırmadığı için ciddi sorunlar değil.

Son Sözler
Belki bilmeyenler vardır, o yüzden son sözlerimde IO Interactive‘e biraz değinmek istiyorum. IO Interactive‘in 2017 yılında sadece üç aylık bir nakit parası kalmıştı. Yayıncı Square Enix, 2016 yılında çıkan Hitman oyunu beklendiği kadar satmayınca, stüdyoyu terk edip milyonlarca dolar zarara sokmuştu. Personelinin yarısını işten çıkaran IO, sonrasında kendisini satın aldı. Hitman haklarını elinde tuttu ve sonrasında daha büyük bir şeyin peşine düştü: James Bond lisansı.
200 milyon doları aşan bütçesi ile 007 First Light, üç Hitman oyununun toplam bütçesinden daha fazla. Şirketin CEO’su Hakan Abrak, geliştirme sürecinde İstanbul dahil olmak üzere IO Interactive‘i beş ofise yaydı ve bu sancılı sürecin sonunda çok başarılı bir oyun ortaya koydular. Bu açıdan, – yerli ekipleri de içermesinden dolayı – oyunun credits ekranı adeta bir gurur tablosu.
007 First Light, James Bond markasını sadece adapte etmekle yetinmiyor. Onu anlayıp ortaya bir kimlik koyuyor. Uyarlama eserler için son zamanlarda pek söyleyemediğimiz cümleler bunlar. IO Interactive, Hitman‘in formülünü Bond‘a sığacak kadar gevşetmek yerine daha sinematik, daha yönlendirilmiş ama bir o kadar da özgür bırakan orijinal bir yapı kurmuş. Patrick Gibson‘ın çarpıcı performansı, parlayan yan kadro, dövüş sisteminin beklenmedik derinliği ve sahne sahne yaşattığı film hissiyle, bu gerçekten de bugüne kadar oynadığım en iyi James Bond oyunu.
Kusursuz mu? Hayır. Zayıf kötü adamları, biraz eksik kalan gizliliği ve hantal sürüş mekanikleri ile birkaç yerde tökezliyor. Ama sunduğu bütün; sağlam, cilalı ve karakter dolu. Bu oyunun arkasında kitapları okumuş, filmleri izlemiş ve daha da önemlisi neden bu ikisinin önemli olduğunu anlamış insanlar olduğu her detayından belli. Eğer bu, Bond’un oyunlardaki yeni döneminin başlangıcıysa, gelecek oldukça parlak görünüyor.
Poyraz Akyol‘un diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.




















Yorumlar