Uyarı: Bu yazı, bir incelemeden ziyade Ice Age‘in çocukluğumuzun elinden tutan karakterleri ve Ice Age evreninin yarattığı aile atmosferi için yazılmış bir geçmişe minnet mektubu. Yazı spoiler barındırmakta, ki bu durum okuyan için bir sorun teşkil ediyorsa okuyucunun yapılacaklar listesine ilk olarak Ice Age‘i koyması ivedilikle önerilir.

Bizi büyüten şeyler üzerine düşünüyorum. Biz büyürken buna şahit olanları. Küçük bir çocuğun ilk kez bir parka gidişini, ilk kez bir kaydırağın merdivenlerinden çıkarken her basamaktan sonra dönüp “Devam edebilirim değil mi? Bunu başarabilirim, bir basamak daha çıkıp oradan kayabilirim.” bakışını attığı o anları düşünüyorum. O çocuğu onaylayan, başını sallayıp gözleriyle cesaret veren, ardından “Ben buradayım. Hiçbir şey olmaz. Devam et!” diyen kişileri. Anne ve baba olmadıkları halde elimizi hiç bırakmayan, duymanın, görmenin, hatırlamanın bile vücudumuzu sakinleştirdiği o kişileri. Ardımıza bakınca orada olduklarından kuşku duymadıklarımızı. Çocukluğunuzda elleriniz ilk kimlere uzandı?

Kendi içinize döndüğünüz, savunmasızca bir elin sırtınızı sıvazlamasını istediğiniz o anlarda gözlerinizi kapatıp neyi düşlediniz? Sanıyorum ki, ben bu soruyu ilk kez cevaplayabildiğimde, babamın bir iş çıkışı elinde bana aldığı bir CD ile eve dönmesinin ardından 81 dakika geçmişti. Yaşım, yaşımın kaç olduğunu hatırlayamayacağım kadar küçüktü. Bu benim, biyolojik ailem dışında, edindiğim ilk ailemdi: Buz Devri. Gerçekten de bir devrin başlangıcıydı bu; ki tezatlık filmin isminde, zira oldukça sıcaktı.

Virginia M. Axline, Oyun Terapisi adlı kitabında şöyle diyor: “Çocuk paldır küldür bir dünyada yaşamaktadır. Olaylar, etrafında baş döndürücü bir hızla olup bitmektedir. Bulunduğu her yerde, çocuk bir şeyler için acele etmek zorundadır. Oysa çocuğun kendi doğası yavaştır. Dünya büyük bir yerdir ve çocuğun tamamını içine alabilmesi için zamana ihtiyacı vardır.” Dünya paldır küldür ve ürkütücü bir yerken, çocukluğunuzun dünyayı içine alabilmesi için zamanı büküp içinde yeni boyutlar yaratarak el uzatan o kişilere ihtiyacı var. Zaman hızla akarken ve tüm dünyanın acelesi varken, bazen bir DVD oynatıcı var olabilmeniz için size yeni bir evren yaratır.Ice Age Film İncelemesi Arakat Mag 2002 Chris Wedge Carlos Saldanha Denis Leary John Leguizamo Ray Romano Filmartı

Bir Ailenin Parçası Olmak Neydi?

Ailesi tarafından terk edilen, miskin ve nesli tükenmek üzere olan bir tembel hayvan. Oldukça huysuz ve umutsuz, sevgiyle ve kendi türünden biriyle uzun süredir karşılaşmayan bir mamut. Henüz aile olmanın anlamını bilmeyen, tehlikeli ama karizmatik bir kaplan. İşte bazen, çocukken elinizi asla bırakmayan o aile böyle ucube ve yamalanmış, oradan buradan bulunmuş ve bir araya getirilmiş bu üç kişiden oluşur. Gerçek bir aile gibi yani. Uyumsuzluğun ve birbirinden uçurumlar kadar farklı olmanın bir anlam bulduğu, sadece birbirine yaslanan sırtlar ve öğrenilen sevgilerden oluşan bir evi bulma yolu.

Serinin birinci filminde, nehirde sırılsıklam ve biçare bulunan tatlı bebek, bu animasyonu ilk kez izleyen bizim çocukluğumuzdan başka biri değildi. Evren değişiyor, ev diye bildikleri sular altında kalıyor ve aile diyebildikleri kimse yokken gitmekten başka çareleri kalmıyor. “Yola çık, yol seni götürür.” cümlesindeki gibi bir akışla, yolda karşılaşılanlarla kurulan bir ailenin seni çocukları kabul edişinin hikayesi bu.

Sid’in o bebeği ilk görüşünde kollarına alıp “Ben senin Sid amcanım.” dediği, Manfred’in ilk kez bir sıcak el temasıyla tüm ailesini yitirmesine sebep olan insanların bebeğine sarılıp “Seni ne olursa olsun evine götüreceğiz evlat.” diyerek onu rahatlattığı ve Diego’nun yok edici korkunçluğuna karşın o bebekle ilk kez “Bebecik nerede? Ce-eee!” diye oynadığı anlardan itibaren, o bebek sensin. Günlerin sonunda varılan ev, bu karakterlerin sana “Artık yeni bir evin var, film burada bitiyor ama sana yeni bir evren veriyoruz.” demesinden daha farklı değil.Ice Age Film İncelemesi Arakat Mag 2002 Chris Wedge Carlos Saldanha Denis Leary John Leguizamo Ray Romano Filmartı

Eve Dönüş Yolu

Halen her yerde Ice Age karakterlerine dair eşyalar, replikler ve hatta seriye özel düzenlenen maraton geceleri görmek hiç şaşırtıcı değil. Öyle ki, hepimiz çocukluğumuzda geri dönülemez bir şekilde o ailenin bir parçası olduk. Şimdinin yeni yetişkin hayatında onları anımsamanın, tekrar tekrar hatırlamanın ve yaşatmanın bünyemizde yarattığı duygusal destek, eşsiz olmasına karşın inanılmaz anlaşılır. Onlara ihtiyaç duyuyoruz; basamakları ilk kez çıkan o çocuğun dönüp dönüp baktığı, onay ve cesaret beklediği o kişiler gibi Ice Age‘e dönüp dönüp bakıyoruz.

Trajik değişimlerde, ilk iş gününün sonunda, üniversitedeki ilk dersten döndüğümüzde ya da müthiş sarsıcı bir olay yaşadığımız günlerin akşamında tanıdık bir sese, bildiğimiz o esprilere dönmenin iyileştiriciliği, belki de Ice Age‘e dair ortak kazancımız. O buzdan evrene minnet duymak, belki de yolda olmaya ve yola çıkmaya verdiği cesaretle, her Rusted RootSend Me on My Way dinleyişimizde yüzlerimizde beliren gülümsemeyle açıklanabilir.

Ice Age, yeniden vizyona girmesi ile çocukluğunda bu ailenin parçası olan herkesin belki de bu aceleci, paldır küldür dünyada durma ihtiyacı olduğunu hatırlatır ve onları dinlenmek için eve götürür. Huysuz Mamut Manfred’in de dediği gibi: “Ne olursa olsun seni eve götüreceğiz evlat.” Bu dünyada kaybolmuşsan bile, seni burada tüm farklılıklarınla ve ötekiliğinle sarıp sarmalayacak o garip aile, bir DVD oynatıcıdan çıkmış ve seni eve götürmeye tekrardan perdeye gelmiş.


Şevval Sara‘nın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Jurassic World: Rebirth: Bir Devrin Zoraki Dirilişi

Fight or Flight: Uç Ya Da Öl

Şevval Sara Kot
Marmara Üniversitesi'ndeki öğrenciliği dışında kalan zamanının tamamını kitap okuyarak, film izleyerek ve bunlar üzerine yazarak geçiriyor.

    The Sandman 2. Sezon 1. Kısım: Değişimin Kaçınılmazlığı

    önceki yazı

    The Bear 4. Sezon: Geri Sayım

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Yorumlar kapatıldı.

    Bunlar da ilginizi çekebilir