90lar’ın başında sinema dünyasında devrim yaratan Jurassic Park serisi, yeni bir film ile bir kez daha küllerinden doğmaya çalışıyor: Jurassic World: Rebirth. Eski senarist David Koepp’in dönüşüyle “özüne dönüş” iddiası taşıyan film, kağıt üzerinde seriyi canlandırabilecek bir potansiyele sahip gibi görünse de, perdeye yansıyan şey eski formüllerin görsel efektlerle cilalanmış ruhsuz bir tekrarından ibaret.

Jurassic World Rebirth Film İncelemesi Arakat Mag Gareth Edwards Scarlett Johansson Jonathan Bailey Rupert Friend UIP Türkiye

Tükenen Bir Serinin Fosil Yakıtla Yolculuğu

Jurassic Park serisi, uzun zamandır varlığını haklı çıkarmakta zorlanıyor; nostalji dışında bir dayanağı da kalmadı. Jurassic World: Rebirth ile bu zorluk daha da gözle görünür hale geliyor. Film, 1993’teki o efsanevi orijinal yapıma olan aşinalığa fazlasıyla güveniyor ve sürekli olarak geçmişe göndermeler yapıyor. Ancak bu referanslar sevgi dolu selamlamalardan çok, yaratıcı yoksunluğun çırpınışları gibi duruyor. Yeni bir şeyler inşa etmek yerine, geçmişin işe yarayan ögeleri tekrar tekrar sunuluyor; ama o büyü artık yok.

Bu film, neredeyse yaratıcılıktan uzak bir yapım komitesi tarafından çizilmiş gibi hissettiriyor. Olay örgüsü, aksiyon anları, diyaloglar… Her şey fazlasıyla tanıdık, sanki daha önce defalarca gördüğümüz bir taslağın soluk bir fotokopisi gibi. Dinozorlar ise artık büyüleyici değil, sadece gürültülü birer süsler. Yeni tehdit olarak sunulan D-Rex bile korkutucu olmak yerine, dev bir tavaya suratını çarpmış bir T-Rex gibi karikatürize duruyor.

Filmin en büyük sorunu, karakterlerin neden yeniden bu tehlikenin içine girdiğine dair inandırıcı bir sebep sunamaması. Serinin önceki filmleri gibi, Jurassic World: Rebirth de izleyiciden aklı başında insanların tekrar tekrar aynı ölümcül hataları yapmasına inanmasını istiyor. Bu seferki bahane, dinozor DNA’sından kalp hastalığına çare bulma umudu. Ancak bu da zorlama bir hikâye öğesi olmaktan öteye geçemiyor.

En önemlisi, Jurassic World: Rebirth “Neden şimdi?” sorusuna cevap veremiyor. Film, sadece yüksek çözünürlüklü bir tekrar gibi duruyor. Bir gişe filmi gibi görünüyor, ama o eski ruh ve derinlik yok. Serinin enerjisi tükenmiş durumda; bu film ise bir kez daha gösteriyor ki, bazı şeylerin nesli tükenmişse belki de öyle kalmalı.

Jurassic World Rebirth Film İncelemesi Arakat Mag Gareth Edwards Scarlett Johansson Jonathan Bailey Rupert Friend UIP Türkiye

Kusursuz Görsellik, Duygusuz Yolculuk

Rogue One ve The Creator gibi filmlerinde görsel anlatımıyla öne çıkan Gareth Edwards, Jurassic World: Rebirth’te de göze hitap eden sahneler sunmayı başarıyor. Nehirde geçen dinozorlardan kaçış sahnesi ya da havada mutant raptorlarla yapılan mücadele gibi sekanslar, teknik olarak etkileyici duruyor. Ancak bu görsel ihtişam, duygusal boşluğu kapatamıyor.

Film, zaman zaman karakterlerin dinozorların ihtişamına hayran kalmasını sağlamak için duraklıyor ama bu sahneler fazlasıyla yapay hissettiriyor. Gerçek bir hayret duygusu yaratmak yerine, bu anlar Spielberg’ün orijinal vizyonundan ne kadar uzaklaşıldığını hatırlatıyor. Film, o anların nasıl görünmesi gerektiğini bilse de, izleyiciye o büyüyü hissettiremiyor.

Senarist David Koepp, yıllar sonra seriye dönerken sadece aksiyon sahneleri için bir taslak oluşturmuş gibi. Hikâye açısından anlamlı bir gelişim ya da duygusal derinlik yok. Karakterler, sadece açıklamalar yapmak, dinozorlardan kaçmak veya zayıf bir şirket eleştirisine alet olmak için var. Johansson ve Bailey arasında kurulmak istenen romantik kıvılcım bile hiç tutmuyor.

En can alıcı problem ise hiçbir şeyin riski ya da önemi yokmuş gibi hissettirmesi. Koca koca dinozorlar, patlamalar, koşuşturma… Ama ne şaşkınlık var ne de gerçek bir gerilim. Film, izleyiciye hiçbir zaman “Acaba?” dedirtmiyor. Tüm bu gösterişli aksiyon, yıllardır aynı trene binmiş hissi yaratıyor. Heyecan bir noktadan sonra sıradanlaşıyor.

Jurassic World Rebirth Film İncelemesi Arakat Mag Gareth Edwards Scarlett Johansson Jonathan Bailey Rupert Friend UIP Türkiye

Karakterler Kaosun Ortasında Kayboluyor

Oyuncu kadrosu son derece iddialı olsa da, Jurassic World: Rebirth onları tamamen boşa harcıyor. Mahershala Ali, ailesel travmaları olan paralı asker Duncan’ı canlandırıyor, ama bu karakter sanki başka bir filmden ithal edilmiş gibi. Oyunculuk samimi olsa da, senaryo Ali’ye bakış atmak ve emir vermek dışında pek bir şey sunmuyor.

Scarlett Johansson, Zora Bennett rolüyle ön planda olsa da, motivasyonları fazlasıyla sıkıcı. Kendisi, karaktere alaycı bir hava ve çekicilik katarak bazı anlarda merak uyandırıyor; ama o da klasik “Şirketin adamı mı olmalı, yoksa doğru olanı mı yapmalı?” ikilemine sıkışıp kalmış. Öte yandan, Jonathan Bailey’nin canlandırdığı Dr. Loomis oldukça sıradan bir kahraman figürü, fakat kesinlikle filmdeki tek ilgi çekici karakter. Rupert Friend’in canlandırdığı Martin Krebs ise resmen “Kötüyüm çünkü açgözlüyüm.” tabelası taşıyor.

Filme sonradan dahil edilen Delgado ailesi ise tamamen mantık dışı. Bu aile, tehlikeli adaya kendi tekneleriyle tatile gelmiş ve dinozorlar saldırınca hikâyeye dahil oluyorlar. Ama onların hikâyeye hiçbir katkısı yok, hatta ana maceradan her sahne çaldıklarında tempo düşüyor. Belli ki bu karakterler, “çocuklar da izleyebilsin” diye filme eklenmiş, fakat genele bakıldığında izleyiciye sadece eziyet çektiriyorlar.

Daha da kötüsü, film ilerledikçe bu iki hikâye neredeyse hiç birleşmiyor. DNA arayışı ve aile tatili trajedisi gibi iki farklı film yan yana yürütülüyor. Bu yüzden kiminle bağ kuracağınızı şaşırıyorsunuz, çünkü ortada ne gerçek karakter gelişimi var ne de anlamlı ilişkiler. Karakter odaklı bir hikâye gibi görünse de, aslında bağ kurabileceğiniz kimse yok.

Film İncelemesi Arakat Mag Gareth Edwards Scarlett Johansson Jonathan Bailey Rupert Friend UIP Türkiye

Formül Artık İşlemiyor ve Tat Vermiyor

Bir görsel şölen olarak bakıldığında, Jurassic World: Rebirth gereken dinozor aksiyonunu sunuyor. Ama bu aksiyon sahneleri, artık heyecan verici olmaktan çok mecburi gibi hissettiriyor. Kara, deniz ve hava temalı üç ana çatışma sahnesi de sırayla “listelenmiş” gibi. Her biri, sanki checklist içindeki kutulara tik atmak için var.

Hikâye de tıpkı bu aksiyon sahneleri gibi sıradan ilerliyor. Filmin sonunda karşımıza çıkan “mutant süper dinozorlar” ise yaratıcı bir çözüm değil, tam anlamıyla yaratıcı tükenmişliğin bir göstergesi. Bu yeni yaratıklar korkunç değil, karikatürize ve abartılı; tıpkı yorgun sitcom dizilerinin reyting uğruna diziye sevimli bebek karakter eklemesi gibi çaresiz bir hamle.

Müzikleri yapan besteci Alexandre Desplat bile filmi kurtaramıyor. Müzikler orkestral ve kaliteli olsa da, sahnelerin kötü yazımı, müziklerin filme duygu katmasına engel oluyor. Tam da bu yüzden, müzik sadece arka plan gürültüsü gibi kalıyor. Sanki dev bir aksiyon filminin içinde çalan ve adeta başka bir filme ait bir müzikmiş gibi düşünün.

Uzun lafın kısası, Jurassic World: Rebirth hafta sonu gişesi için yapılmış bir film. Evet, büyük ihtimalle iyi para kazanacak. Evet, bazı izleyiciler “Eğlenceliydi.” diyecek. Ama birkaç ay sonra kimse bu filmi hatırlamayacak. Bir seriyi “yeniden doğurmak” gibi büyük bir iddia taşıyan bu film, -ironik şekilde- o serinin artık tamamen tükenmiş olduğunun da en güçlü kanıtı oluyor.


Ferit Doğan‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Fight or Flight: Uç Ya Da Öl

F1: The Movie: Hız, Tutku ve Zafer

FERİT DOĞAN
Yüksek Lisans öğrencisi (Radyo, Televizyon ve Sinema). Film eleştirmeni. Senaryo yazarı. Yönetmen.

    Friendship: Yalnızlığın Komedisi, Arkadaşlığın Tekinsizliği

    önceki yazı

    Heads of State: Devletin Zirvesinde Komedi ve Çılgınlık

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Yorumlar kapatıldı.

    Bunlar da ilginizi çekebilir