0

Daha önce birçok kısa ve uzun metraj projede özel efektlerden sorumlu olan Chris Nash, yönetmenliğini üstlendiği ilk uzun metraj filmi In a Violent Nature ile büyük ses getirmeyi başardı. Ocak ayında dünya prömiyerini yaptığı Sundance Film Festivali‘nden beri övgüyle bahsedilen film, vizyona girmeden önceki yapılan her gösterimde ise “mide bulandırıcı cinayetler” ve “çok kanlı” olmasıyla korku severleri heyecanlandırmıştı.

Oldukça düşük bütçesinin karşılığını alarak kar etmeyi başaran In a Violent Nature, bakış açısını tamamen katilin perspektifinden verdiği ilginç bir deneyim sunuyor. Tüm filmi katilin hareket alanı üzerinden görüyoruz ve bir nevi nasıl avlandığını izliyoruz. Bu kimileri için heyecan verici olsa da kimileri için ise oldukça sıkıcıydı. Fakat izleyici bazında fikirler her ne olursa olsun, In a Violent Nature istediğini başarıyı yakaladı. Chris Nash, günümüzde -özellikle son yıllarda- popülaritesini tekrar artıran slasher türüne taptaze bir eser kazandırdı.

In a Violent Nature Film İncelemesi | Arakat Mag

Riskleri Doğru Alırsan, Karşılığını da En İyi Şekilde Alırsın

Efsanevi İtalyan yönetmen Mario Bava‘nın Bay of Blood filmi ile 1971 yılında slasher alt türü oluşmaya başlamıştı, hatta daha çok modern slasher‘ın oluşumuna şahit olunmuştu. Modern slasher‘ın asıl başlangıcı ise Bob Clark‘ın Black Christmas (1974) filmiydi. Black Christmas sonrasında gelen, John Carpenter‘ın yönettiği Halloween (1978), Sean S. Cunningham‘ın yönettiği Friday the 13th (1980), Wes Craven‘ın yönettiği A Nightmare on Elm Street (1984) ile sinema tarihi Michael Myers, Jason Voorhees ve Freddy Krueger gibi unutulmaz karakterler kazanmıştı.

90’larda popülerliği düşüşe geçen slasher‘ı tekrar canlandıran ise Wes Craven olmuştu. New Nightmare (1994) ve Scream (1996) ile meta anlatım tarzını benimseyen Craven, aldığı risklerin meyvesini toplamakla kalmamış, Scream gibi günümüzde dahi popülerliğinden asla bir şey kaybetmeyen bir seriyi bize kazandırmıştı. New Nightmare ile Freddy Krueger’ın yüzünü eskimekten kurtarmış, ona yepyeni bir bakış açısı getirmişti. Scream ile Ghostface’i en ikonik slasher karakterlerinden birine çevirmişti.

Slasher denildiğinde, türe pek yakın olmayan insanlar tarafından “işte bir katil var, gençleri avlıyor” gibi algı yaratılsa da, bu elbette yanlıştır. Bakıldığında az önce saydığım filmler dışında, The Burning (1981), My Bloody Valentine (1981), Happy Birthday to Me (1981), Intruder (1989), Alice, Sweet Alice (1976), Maniac (1980), Stage Fright (1987), Tourist Trap (1979), The Prowler (1981) ve Candyman (1992) gibi temaları birbirinden apayrı olan, hikayesini derinleştirmeyi başaran filmlere de haksızlık edilmiş oluyor.

Kısacası buradaki asıl mevzu, hali hazırda “her şeyin yapıldığı” bir türü, nasıl ve ne kadar evrimleştirilebilir hale getirebileceğindir. Chris Nash ise riski doğru almayı başarıyor. Herkesin heyecanlandığı “katilin perspektifi” mevzusunu basitleştirebilir, hatta böyle pazarlayıp, “easy money” deyip filmin yapısına önem dahi vermeyebilirdi. Nash, “katilin perspektifinden verelim gitsin” demekle yetinmiyor, o perspektifi en iyi şekilde kullanıyor.

In a Violent Nature Film İncelemesi | Arakat Mag

Slasher Mitolojisine Saygı Duruşu

Ormanda çökmüş bir yangın kulesinden Johnny’nin çürüyen cesedinin bulunduğu madalyon çıkarıldığında, Johnny’nin bedeni dirilir ve madalyonu geri almaya karar verir. Johnny, 60 yıllık korkunç bir suçun kışkırtılmasıyla ortaya çıkan intikamcı bir ruhtur. Film kendi orjinal bakış açısını sağlamadan önceki çıkış noktasında, slasher‘ı oluşturan klişelere ve mitolojik ögelere ilk dokunuşunu bu şekilde yapıyor. Açılış sahnesinden Johnny’nin motivasyonuna, mekan seçiminden avlanan kişilere kadar her şey olması gerektiği gibi.

Slasher filmlerin temeline inersek genellikle maskeli, psikopat katiller yer alır. Bu katiller çoğunlukla geçmişte travma yaşamış veya dışlanmış bireylerdir. Buradan yola çıkışla katillerin genellikle geçmişte yaşadığı travmalar veya kötü olaylar, onların motivasyonunu oluşturur. Bu travmalar bazen doğaüstü öğelerle de desteklenir. In a Violent Nature‘da ise annesinden ona kalan madalyonun, cesedinin olduğu yerden alınıp götürülmesi ile Johnny’nin dirilmesine tanık oluyoruz. Nash, Johnny’nin dirildikten sonra ara ara gözünün önüne gelen hatıraları bazen yansımalar, bazen ise sesler ile ortaya çıkan flashback‘ler ile destekleyerek, Johnny’in karakterizasyonunda çok iyi iş çıkarıyor.

Yine aynı temelden devam ettiğimizde slasher‘da kurbanlar genellikle genç, lise veya üniversite çağındaki bireylerdir. Ayrıca yer bakımından izole veya terk edilmiş mekanlarda geçer. Ormanlık alanlar, yaz kampları, küçük kasabalar vb. bunlara örnektir. In a Violent Nature ise hem bir grup genci, hem küçük bir kasabayı, hem de büyük bir ormanlık alanı çok iyi kullanıyor. Johnny’in efsanesi ise -yine birçok slasher filmde olduğu gibi- dilden dile, yıllardan yıllara, kulaktan kulağa yayılarak geliyor.

Tüm bu “saygı duruşu” göze alındığında, In a Violent Nature‘ın sadece slasher hayranları için tasarlandığı rahatlıkla söylenebilir. Türün klişelerini ve kalıplarını sevenler, bu klişe ve kalıpların tekrar düzenlenmesini, modernleşmesini isteyenler için In a Violent Nature müthiş bir seçenek olacaktır. Fakat uyarmakta fayda var, bu kez karşınızda tipik bir slasher filmi dinamiği yok.

In a Violent Nature Film İncelemesi | Arakat Mag

Şiddetin Doğasına Kanlı Yolculuk

In a Violent Nature için “ambiyans slasher” kavramını kullanmak en doğrusu olacaktır. Chris Nash, izleyiciyi Johny’in perspektifinden yolculuğa çıkarırken bunu sürükleyici yapma korkusuna yenik düşmüyor. Johnny’i elbette öldürürken ve avlanırken görüyoruz fakat aynı zamanda uzun uzun yürürken ve birilerini izlerken de görüyoruz. Bu durum izleyicilerin seyir zevki konusunda ikilem yaratsa da, eminim bu kısımları “en ilgi çekici anlar” olarak gören birçok insan da vardır.

Nash‘in ormanın derinliğini, doğal güzelliğini ve aynı zamanda ürkütücülüğünü mükemmel bir ambiyans ile birleştirmesi sayesinde, Johny’i takip etmeyi de, onun perspektifinde kalmayı da kolaylaştırıyor. Bu yolcuğun en iyi kısımları ise kesinlikle cinayet sahneleri. In a Violent Nature‘da son yılların en kreatif ölümleri var. Bu durum türün sevenleri için “mide bulanması” konusunda pek bir etki yaratmayabilir fakat şiddetin doğasına olan kanlı yolcuğu yüzde yüz sağlar. Şöyle bir uyarı yapmakta da fayda var, türün içinde olmayan, sırf merakından seyreden genel izleyici için tuhaf etkileri olacaktır.

Finale kadar giden yolda In a Violent Nature, türün klişelerini de, kendi orjinal bakış açısını da oldukça iyi harmanlarken, özellikle son yarım saatte en büyük etkiyi bırakıyor. “Final girl olacak mı?” sorusunu cevaplamakla kalmıyor, izleyiciyi çok absürt bir noktada terk ediyor. Spoiler olmadan açıklaması zor ama şöyle düşünebilirsiniz, bir şeyin olacağından emin olarak bekliyorsunuz, aklınıza birçok ihtimal de geliyor fakat ne olacağını asla tahmin edemiyorsunuz.

Son 50 yıl boyunca her türlü temanın, her türlü hikayenin işlendiği slasher alt türüne “orjinal bir bakış” getirme iddiası, izleyiciyi büyük beklentiye sokar. Bu nedenle her insanı memnun etmek, hele ki türün aşıklarını tatmin etmek çok zordur. Bu noktada filmin bittiği anlar yönetmenin aldığı riski değerli kılıyor. Hatta son 15 dakikanın tamamı, filmin genel olarak neden başarılı olduğunu göstermekte çok faydalı bir örnek haline geliyor. Bu bazı kesimler için sinir bozucu olsa da, türü ele alırken “farklı bir tat” bırakmaya çalışmak da ancak böyle gerçekleşebilirdi. Bu anlamda finali tarif etmek gerekirse boşluğun, anlamsızlığın ve belirsizliğin verimli kullanıldığı “nihilist bir son” diyebiliriz.

Filmin olay örgüsü de tamamen böyle aslında. Bizler katil dışında kimseyi gerçek anlamda tanıma telaşına düşmüyoruz, bir ormanın ortasında, hiçliğin merkezindeyiz ve şunları söylüyoruz: Johnny öldürecek ama nasıl öldürecek? Johnny’in sonu ne olacak? Johnny’in geçmişinde neler oldu? Fakat diğer masum insanların yaşaması veya hayatta kalmaya çalışması umurumuzda olmuyor. Onları bekleyen sonun nasıl geleceğini merak ediyoruz. Kimin, niye yaşaması gerektiği ise tamamen anlamsız. İşte bu “anlamsızlık” filmin soğuk havasını ve kalbini oluşturuyor.

In a Violent Nature Film İncelemesi | Arakat Mag

Zamanla Daha da Değerli Hale Gelecek Türden Bir Film

Kısmen yüceltme, kısmen hiciv, kısmen de klasik slasher filmlerine genel bir aşk mektubu niteliği taşıyan In a Violent Nature, bu senenin akılda kalan korku filmlerinden biri. Fakat şu anda, özellikle sosyal medyada bazı insanlar tarafından da “sıkıcı” bulanan filmin değerinin, ilerideki seneler boyunca daha da katlanacağını düşünüyorum. Şikayetlerin genelinin “çok yavaş” olmasından kaynaklanan filmde, benim için tam tersi oldu. Çünkü ben “keşke daha da yavaş olsaydı” dedim.

Film yavaş dinamizmi olduğundan, tempoyu düşürmemek için bazı noktalarda bilerek hızlanıyor ve bunun neden yapıldığı anlaşılıyor. Söylediğim bu etmen dışında pek şikayetimin olmadığı In a Violent Nature‘ı gerçekten sevdim. Böyle cesur bir slasher filmi, günümüz sinemasında büyük riskler alarak yapmak ve eleştirmenlerden başarılı notlar almak çok zordur. Bu anlamda Chrish Nash övgüyü hak ediyor.

Kanada’dan çıkma olan In a Violent Nature, elbette bu ülkeden çıkmış tek başarılı slasher film değil. In a Violent Nature gibi daha fazla Kanada yapımı slasher film görmek ister ve merak ederseniz, işte sizin için ufak bir liste: Black Christmas (1974), Prom Night (1980), Terror Train (1980), My Bloody Valentine (1981), Happy Birthday to Me (1981), Curtains (1983), Urban Legend (1998).

Ferit Doğan‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Longlegs : Farklı Bir Seri Katil Gerilimi

The Devil’s Bath: Yüzyıllık Kötülük

Ferit Doğan
Yüksek Lisans öğrencisi (Radyo, Televizyon ve Sinema). Film eleştirmeni. Senaryo yazarı. Yönetmen.

Wildcat: O’Connor’ın Dünyasına Yolculuk

önceki yazı

Horizon: An American Saga Chapter 1: Bir Destan Denemesi

sonraki yazı

Yorumlar

Yorumlar kapatıldı.

Bunlar da ilginizi çekebilir