Paolo Sorrentino’nun son yıllarda yaptığı filmlerden sonra yönetmene ilgi bir hayli azalmıştı. Bu yüzden de yeni filmlerine heyecan duyan sayısı, geçmişteki popülerliğine nazaran körelmeye başlamıştı ki; Venedik Film Festivali’nde açılış filmi olan La Grazia yani Türkçe meali ile Merhamet geldi. Olumlu eleştiriler alan yapım, hayali bir cumhurbaşkanının son dönemlerini mercek altına alıyor. Peki Sorrentino son yıllardaki düşüşünü bu filmle yukarı doğru ivmelendirebildi mi bunu konuşmak gerekiyor.
La Grazia’nın senaryosunu üç parçaya ayırmak gerekiyor. İlk noktada bir cumhurbaşkanının sıkıcı görevleri, mesleki ritüelleri ve rutinin içindeki bürokratik yeri konusunda seyircisine bilgi veriliyor. Tabii ana karakterimiz yolsuzluklardan uzakta, adaletli ve sevilen bir başkan portresi olarak karşımıza sunulmuş. Toni Servillo’nun bu konuda kusursuz bir performans sergilediğini vurgulamak gerekiyor. Oyuncu her performansında aurasıyla seyirciyi kendisine bağlıyor.

Farklı Malzemelerden Mükemmel Yemeği Yapmak
Senaryonun içinde ise hukuk sitemi ve af konusu irdeleniyor. Bir insanı affetmek ve adaletin hangi unsurlara göre kararlaştırıldığı konusu Sorrentino’nun video klipleri andıran stilize estetiği ile düşündürücü şekilde seyirciye sunuluyor. Af sürecindeki iki dosya üzerinden bir anlamda tutku ve sevgi cinayetlerinin otopsisi de yapılıyor. Buna ek olarak ötenazi ve sevgi yüzünden öldürmek konusu kapsamlı şekilde ele alınıyor. Bu birbirinden farklı konular adalet terazisinin dengesi içinde adeta bir mahkeme filminde ele alınıyor gibi didikleniyor.
Öte yandan filmin üçüncü ve temel meselesine geliniyor. Daha önceki Sorrentino filmlerinde pek çok irdelenen aile bağları, yaşlanmak ve hayatın içindeki zamanımız kime ait sorusuna cevap aranıyor. Servillo’nun karakteri bu bağlamda işine kendini fazla adadığından düşünceli ve hata yapmak istemeyen bir karakter olarak öne çıkıyor. Geçmişindeki hakimlik unvanı yüzünden adaletin layığıyla vuku bulması konusunda epey muhafazakar bir figür olarak öne çıkıyor. Öte yandan kızı ise hukuk konusundaki tartışmaları, yeni yasa tasarısının nasıl olması gerektiği hakkındaki tartışmalarıyla gayet zihin açıcı bir beyin fırtınası yaratıyor. Böylelikle hukuk için muhafazakar anlayıştansa modernleşmesi gereken bir yorum getirilmesi konusunda filmin içinde önermeler dönüyor. Tabii söz konusu İtalya’daki hukuk sistemi olduğu için Tanrı inancı ve Papalık müessesenin de adalet konusu hususundaki fikirleri de bu tartışmaların odağında olan farklı bir konu olarak filmin önemli yan hikayelerinden birini oluşturuyor.

Servillo Kusursuz Bir Performans Veriyor
Üçüncü bölümde Servillo’nun canlandırdığı karakterin rahmetli eşiyle oluşturduğu melankolik bağ ve yaşlanırken aklımızda nelerin kaldığına dair bilge ve cesur düşünceler filmin seyirciyi yönlendirdiği noktalar oluyor. Sorrentino’nun en son tam anlamıyla beğeniyle karşılanan Youth filmiyle benzerlikler bulunan La Grazia, bu anlamda gerek görsel yapısı, gerek mizansenlerindeki estetik kaygısıyla düşünülmüş sanat yönetimini de eklediğimizde sinemasal anlamda tatmin edici bir deneyime dönüşüyor.
La Grazia’nın belki de en büyük becerisi bu üç parçayı iç sesimizin kendimizi sorgulaması gibi, tüm doneleri iç içe geçirerek mutlak doğrular olmaksızın bizi düşünmeye teşvik etmesi diyebiliriz. Bir yandan insanların düştüğü utanç durumları, yaşlandıkça üzerimize yapışan takıntılar, gençliğe olan özlemimiz, kendimizi muhafazakar olarak tanımlasak bile yeniliğe açık durmamızın hayatımızı renklendireceği gerçeği gibi mevzuları aklımızın bir ucunda irdelememizi berraklaştırması anlamında filmin değerine değer katan artıları olduğunu açıklça söyleyebiliriz.
Sorrentino hayatımız boyunca yaşadığımız endişelerimizin yersiz olduğunu ve hayatımızı sadece kendimiz adına yaşayabileceğimizi söylüyor. Kaygılarımızın temel nedenini melankolik ve nostaljiye olan bağımlılığımızdan kaynaklandığını ileri sürüyor. Bu sebeple de başkaları için yaşayan insanların mutsuzlaştığına parantez açıyor. Ana hikayemiz ve yan hikayelerimiz olsa da La Grazia’da içimizdeki merhamet sayesinde mutlu olabileceğimiz açılımı yapılıyor. Bu yüzden de filmin anlamı derin ve sade ifade ediliyor.

Hayatın Detaylarında Melankolik Bir Meditasyon
Sonuç olarak günümüz sinemasına baktığımızda Sorrentino‘nun İtalyan sinemasında Antonioni‘nin varisi olduğunu söylemek çok da abes olmaz. La Grazia şık, özenli, düşündürücü ve gizemli bir film olarak izlenmeyi hak ediyor. Film Romalılık kavramına, onu anlayanlar için tarihinin binalara nasıl işlendiği üzerine de kafa yoruyor. Film içinde muazzam anlar yakalanmış: Ana karakter Mariano, İtalya’nın dağ piyadesi Alpini’nin gaziler yemeğinde onur konuğu olduğu ve aniden onlarla birlikte şarkı söylemeye başladığı sahne kusursuz yakalanmış.
Portekiz Cumhurbaşkanı için resmi bir resepsiyon düzenlediği ve ziyaretçinin şiddetli yağmurda, rüzgarda savrulan kırmızı bir halının üzerinde avluda kendisine doğru yürümeye çalışmasını hareketsiz bir şekilde izlediği bir sahne var: resmi ihtişamın kırılganlığının ve saçmalığının bir rüya imgesi gibi karşımıza çıkan bu sahne; adeta bir rock bandının videoklibi gibi. Yaşlılıkta yalnızlığın zevkleri ve üzüntüleri üzerine tatmin edici bir meditasyon keyfi yaşamak istiyorsanız La Grazia izleme listenizde üst sıralarda yer almalıdır. Karşımıza Sorrentino’nun son 15-20 yıl içindeki en iyi filmi çıkıyor.
Haktan Kaan İçel’in diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.



















Yorumlar