Çağrı Vila Lostuvalı’nın yönettiği, Mert Ramazan Demir’in başrolünde yer aldığı Metruk Adam, izleyiciyi bir yandan bireysel yalnızlık temasıyla yüzleştirirken, diğer yandan Türk sinemasında uzun süredir eksik kalan karanlık atmosfer denemelerinden birini yapmaya çalışıyor.
Metruk Adam, insanın içindeki hasarları başka şeyler tamir ederek onarmaya çalıştığı fazlaca bayağı ve daha önce defalarca işlenmiş bir hayata yeniden başlama örneği. Film bunu inkar etmeyen bir yerden sarılıyor bize; aynı Baran’ın dediği gibi: “Hasarın nerede olduğunu bilirsen onarmak daha kolaydır.” Peki bunu klişelerden uzak, sürükleyici ve seyirciyi içine alan bir anlatı olarak sunabiliyor mu? Onun bu kadar kolay olmadığını filmi izleyince anlıyoruz.

Mesele Başarmak Değil, Pes Etmemek!
Metruk Adam, daha 14 yaşında hayatın acımasızlığı ile tanışan Baran’ın hikayesini anlatıyor. Karakter, insanın en çok ve belki de tek güvendiği yer olan ailesinden ihanet görüyor. Yıllar sonra hapisten çıkınca hesap soracak bile kimsesi olmadığını fark ediyor. Ona sarılan küçük bir kız çocuğu, içinde kurumaya yüz tutmuş sevgi filizini yeşertiyor. İnsanın inkar edemeyeceği bazı bağları vardır hayatta; Baran da bu kıza sırtını dönemiyor ve yolculukları başlıyor.
Çağrı Vila Lostuvalı, dijitaldeki ilk içeriğiyle bize herkesin ikinci bir şans hak ettiğini anlatmaya çalışmış. Her zaman umut vardır, Baran’ın basiretsiz hayatında bile. “Daha ne kadar dibe batabilirim?” dediği noktada bir enkazla daha tanışan Baran, gayretle yeni hayatını kurmaya çalışırken gücünü yine en yaralı olduğu bağdan, ihanetle ilk tanıştığı yer olan aileden buluyor. Ona uzatılan sıcacık bir el, belki en büyük desteği. Lostuvalı en çok ümit duygunu aşılıyor bize, “Vazgeçme!” diyor. Peki bunu seyirciye geçirme konusunda ne kadar başarılı? Metruk Adam büyük iddialar ile yola çıkmış, fakat bunları yerine getirmekte zorlanan bir film. Sahne geçişlerinde kaybolan ritim, sizi filmden uzaklaştıran bir atmosfere sürüklüyor. Duygusal yoğunluğu artırması gereken anlar ise ya gereksizce uzun tutulmuş ya da fazlasıyla üstünkörü sergilenmiş. Geçişlerin aceleciliği, karakterlerin hikayesini yarım bırakıyor.
Görsel dil, yönetmenin anlatmak istediğini tam olarak veremediği gibi, sanki filmdeki ışık kullanımına sadece dekor aydınlatması için başvurulmuş. Metruk Adam; ışığın hikayeyi değil, oyuncuları aydınlattığı acemi bir iş olmuş. Kamera hareketleri, karakterin içsel yolculuğuna dışarıdan bir bakış sergilemiş. Oysa sokak, tamirhane gibi metruk alanlarla ilgili yalnızlığı ve dağılmışlığı işleyeceği müthiş bir alan varken, film fazlaca sterilize edilmiş düz sahnelerle size tam olarak istediğini veremiyor. Senaryo sade bir dille anlatılmaya çalışılıyor ancak dramatik yoğunluk yüzeyde kalıyor, kamera hareketleri ve ışıkla bütünleştiğinde ise seyircinin karakterle empati kurmasını engelliyor. Senaryonun taşıdığı potansiyel, sahneye taşınırken oluşturduğu boşlukla göze çarpıyor.

İyi Fikir, Eksik İcra
Ercan Kesal ve Mert Ramazan Demir’in oyunculuğu, belki bu filmi izlemeye değer kılan yegane şeyler. Mert Ramazan Demir, henüz yolun başında olan bir oyuncu olmasına rağmen yapımı büyük bir ustalıkla sırtlamış; çaresizliği, umutsuzluğu ve aynı anda umudu bazen tek bir bakışından size hissettiriyor. Siz, “Tamam, bırak artık.” diyorsunuz ama o bırakmıyor. İnsanın, inandığı şeyler uğruna büyük hatalar yapabildiği kadar harika işler de başarabileceği gerçeğini her sahnede hissettiriyor. Gözlerindeki kırılganlık, Baran’ın ruhundaki sancıları inandırıcı bir şekilde aktarıyor.
Yan rollerden bahsetmek gerekirse, Ercan Kesal sahneye her girdiğinde tecrübesi ve varlığını tek bir bakışıyla hissettiriyor. Ama ne yazık ki, film ona bu ağılığı taşıyabilecek dramatik bir alan bırakmıyor. Baran’a eşlik eden Ada Erma, Lidya karakteriyle filmin ana duygusal merkezini oluşturuyor. Ancak basitleştirilmiş senaryo dili içinde karakterin hem umudu hem de hayal kırıklıkları yarım kalıyor. Lidya, donuk bir fonun içinde açmaya çalışan bir çiçek gibi. Rahim Can Kapkap ise rolüne belki en çok inanan kişi olmuş, ne yazık ki senaryo onu da silik bir yan rol olarak pek fazla hatırda bırakmıyor.
Senaryosunu Deniz Madanoğlu ve Murat Uyurkulak‘ın yazdığı Metruk Adam, birden fazla hikaye anlatmaya çalışırken hepsini eksik bırakıyor. Kalbi kırık, ihanete uğramış bir adam klişesi, tamirci çırağıyla kurulan “yaralı ruhu onarma” dinamiği ve arada kaynayan yan karakterler… Hepsinin ayrı ayrı taşıdığı potansiyeller bir araya gelince ortaya çıkan tablo maalesef zayıf kalmış. Senaryoda karakterlerin içsel çatışmaları yerine hazır şablonlara sırt yaslanılmış. Seyirciye mesaj verme kaygısıyla kurulan diyaloglar ise filmi iyice bayağı bir hale sürüklemiş. Bu, klişe de olsa iyi bir fikre sahip ancak eksik icra edilmiş bir film. Hikayesini tam olarak anlatamayan ve hissettiremeyen Metruk Adam, yine de “tamir” temasını farklı bir açıdan görmek isteyenler için kayda değer olabilir.
Büşra Gürsoy’un diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.



















Yorumlar