Oyuncu ve senarist Rebecca Lenkiewicz’in ilk uzun metraj filmi olan Hot Milk, prömiyerini 75. Berlin Film Festivali’nde gerçekleştirdi. Altın Ayı adaylığı da bulunan yapımın senaryosu, Lenkiewicz tarafından Deborah Levy’nin 2016 tarihli aynı isimli romanından uyarlandı. Yirmi beş yaşındaki Sofia’nın annesinin çözümsüz hastalığı için geldiği Güney İspanya’daki günlerini aktaran Hot Milk, MUBI kataloğunda yerini aldı.
Rose (Fiano Shaw) ayaklarındaki ağrının şifasını Doktor Gomez’in kliniğinde bulabileceği umuduyla Almeria’ya gelir. Ona bu yolculuğunda kızı Sofia (Emma Mackey) eşlik eder. Annesi ipotek ettirdiği evini, Sofia ise üzerinde çalıştığı doktora tezini geride bırakır. Onlar için İspanya’nın güneyine yaptıkları bu yolculuk, bir nevi son çareleridir. İngiltere’de doktor doktor gezen anne-kız, ne yazık ki ağrıların sebebini bulamaz. Sofia, annesinin hastalığının dört yaşındayken babası onları terk ettikten sonra başladığını söyler. Zaman zaman mucizevi bir şekilde yürüyebilen Rose ise hastalığını epey ciddiye alır. Kızına karşı kaba davranışları olan ve emir tonunda konuşan Rose’un yaşadıklarının duygusal bir arka planı olduğu şüphe götürmezdir. Hot Milk, bütün bunları açıkça söylemeden ve sırtını diyaloglara yaslamadan aktarır. Bu anlatı stili, özellikle Sofia’nın sıkışmışlığında belirgin bir şekilde ortaya çıkar. Zira hayatını bakım yaparak geçirmesi, tatmin etmesi zor bir annesi olduğu için imkânsız bir hâl alır. Aralarında ilk andan itibaren hissedilen gergin ilişki, anlatmaktan ziyade göstermeye odaklanan sinemasal dil ile giderek açılır.

Yok Sayılan Acı
Antropoloji, ilkel insanın tekrarlayan davranışlarına bakar. Odaklandığı alan, örüntü haline gelen davranışların arkasında yatan nedenlerdir. Sofia’nın bu alanda uzmanlaşmayı seçmesi oldukça anlamlıdır. Zira annesinin tekrarlayan ağrıları, onun için doğal bir gözlem alanıdır. Hot Milk’teki en belirgin tekrarlardan biri, Rose’un içtiği suyun tadını beğenmeyişidir. Sofia’dan sürekli su ister, ama içtiği suyun bayat ya da bozuk olduğunu iddia eder. Güvensizlik ve kronikleşen şikâyet etme dürtüsü, Rose’un karakterinin en belirgin yanlarıdır. Ayrıca, duyguların ondaki yansıması bedensel acılarda karşılık bulur. Örneğin, “Bu söylediğin beni çok üzüyor.” demek yerine “Kalbime bir ağrı girdi.” der.
Bu tekrarların ortasında Sofia da kendine özgü başka örüntülere sahiptir. Annesini Dr. Gomez’in kliniğine götürdüğü zamanların dışında deniz kenarında vakit geçirir. O bölgede denizanalarının insanları ısırması sıklıkla yaşanır. Sofia, denizde yüzerken ilk defa ısırıldığında bu deneyim onun için yenidir. Ancak film boyunca denize her girişinde yeniden denizanalarının saldırısına maruz kalır. Sofia, ilk denizanası saldırısından sonra müdahale edilmesi için revire gider. Karakter, romanda revirde çalışan gençle antropoloji hakkında konuşurken “Şu ana dek üzerinde çalıştığım tek ilkel insan benim.” der. Sofia, romanın anlatıcısı olduğu için düşünceleri ve karakter gelişimi açık biçimde görünür. Oysa Hot Milk, hikâyeyi daha nötr bir yerden aktarır. Sofia, merkezde olmakla birlikte, antropolojik açıdan o da izleyicinin inceleme konularından biri olarak konumlandırılır.
Bedensel acı ve duygularıyla ilişkilenme biçimi açısından ikisi de birbirinden beceriksiz olan anne-kızın hayatı, dışsal faktörlerle değişir. Dr. Gomez (Vincent Perez) ve Julieta (Patsy Ferran), Rose’un bedensel ağrılarının kaynağını daha önce izlenen yolların dışında arar. Rose’u fizyoterapi ile psikanaliz karışımı bir tedavi yolu izleyerek iyileştirmeye çalışırlar. Psikolojik dayanağı olduğunu hissettiren bu yaklaşım, Rose’un hikâyesinde yok saydığı kısımları görünür kılar. Diğer yandan Sofia’nın yolunun kesiştiği Ingrid (Vicky Krieps), ona hazzın ve kaçındığı benliğinin kapılarını aralar.

Güvenilmesi En Zor Şey: Kimlik
Hot Milk’in dünyası, Call Me by Your Name’deki yaz günlerini akla getirir. Ne var ki, Hot Milk sağlık sorunları nedeniyle başlayan yolculuğun çöle yakın coğrafyada sona erdiği günleri ekrana taşır. Atmosferin tuhaf bir boğuculuğu, Sofia ile Ingrid arasındaki çekimin kelimelerle açıklanamaz bir boyutu olması boşuna değildir. Sofia, kendi örüntülerini fark edemediği, kendi kilitlerini açamadığı için Ingrid ile arasındaki çekimin gerçek nedenlerini göremez. Dürtüleriyle hareket eder ve arzularının sesini dinler. Oysa bu seçimi, annesinden kaynaklanan ve hayatı üzerinde belirleyici olan koşulları reddetmesini kolaylaştırır. Sesini yükseltme ve olaylara yön verme cesareti bulduğunda ise -belki de ilk defa- hikâyesinin akışı değişir.
Aslında Sofia’yı değiştiren, yaptığı ikinci yolculuktur. Annesini Almeria’da bırakıp Atina’ya babasını ziyarete gider. Yeniden evlenen babasının Sofia’dan birkaç yaş büyük bir eşi ve küçük bir kızı vardır. Sofia’nın babası Yunan, annesi ise İngiliz’dir. Ancak Sofia, soyadı Papastergiadis olmasına rağmen tek kelime Yunanca bilmiyordur. Sofia’nın soyadının neden olduğu kimlik karmaşası, karakteri üzerinde belirleyicidir. Bu nedenle, uyarlandığı romanda Dr. Gomez’in söylediği “Kimlik daima güvenmesi en zor şey olmuştur küçük hanım.” ifadesi, hem romanın hem de filmin gidişatına ilişkin önemli ipuçları taşır. Hot Milk, belleğin yanıltıcı yanlarına da işaret eder. Sofia, Ingrid’in hediye ettiği bluzun üzerinde beloved ifadesi yazmadığını babası söylediğinde fark eder. Bluzun üzerindeki beheaded yazısı, dehşete kapılmasına neden olur. Detaylar, anlatının gidişatını belirlerken başından beri gizli tutulan gerçekler bir bir gün yüzüne çıkar. Filmin bunu yapma biçimi, sinematografik açıdan minimal ama vurucudur.

Romanı Sevenler Uyarlamayı Da Sever
Rebecca Lenkiewicz, bana kalırsa romanı filme uyarlamak konusunda iyi bir iş çıkarmış. Zira romanda anlatıcının gözünden aktarılanları, izleyicinin taraf tutmasını gerektirmeyecek kadar sadeleştirebilmiş. Olayların sırasını değiştirmek ve detayları göstererek aktarmak gibi seçimlerinin özellikle başarılı olduğunu söyleyebilirim. Tabii Hot Milk’in bir roman uyarlaması olduğunu bilmeyen veya bilse de romanla ilgilenmeyen izleyiciler için bu başarı önemli olmayabilir. Beni etkileyen detaylar, referansların eksik olması ya da çok hızlı geçilmeleri nedeniyle başkaları tarafından sıradan algılanabilir. Yine de, romanı okuduğu için anlatılanları daha bütünlüklü görebilenlerin Hot Milk’i daha fazla beğeneceği söyleyebilirim. Bu bağlamda aklıma Elena Ferrante’nin romanından uyarlanan The Lost Daughter filmi geliyor. Çünkü Lenkiewicz gibi esasen oyuncu olan Maggie Gyllenhaal’ın eseri uyarlarken kimi yanlarını değiştirmekten korkmaması, o filmin de en güçlü yanlarındandı.
Hot Milk, The Lost Daughter’da olduğu gibi aynı zamanda akılda kalıcı oyunculuklara sahip. Emma Mackey, Ingrid’in ve babasının Sofia için söylediği tehditkar ifadelerin dehşetini -bazen rahatsız edici olacak kadar sık kaş çatsa da- çok iyi yansıtıyor. Fiona Shaw ise Rose’un başına gelenlerin kurbanı mı, yoksa kızını sömürecek kadar bencil biri mi olduğunu sorgulatıyor. Her iki soruya da aynı anda “evet” cevabını verebilmemi sağladığı için oyuncu seçiminin çok doğru olduğunu düşünüyorum. Karakterlerin saf iyi ya da kötü olmayışı, kusurlu hallerini kabul edilebilir kılıyor. Bunun diğer bir örneği de Ingrid karakterini ahlaksız ya da kötü olarak tanımlayamıyor oluşumuz. Elbette bunda Vicky Kreips‘in doğal oyunculuğunun da etkisi büyük. Günün sonunda Hot Milk, kaynak eseri uyarlarken verdiği cesur kararlar ve etkileyici anlatım dili ile hafızalarda kalmayı başarıyor.
Burcu Demirer‘in diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.





















Yorumlar