The Last of Us ikinci sezonunu neredeyse tamamladık. Haftaya yayınlanacak sezon finaliyle birlikte dizimiz birkaç yıllık bir araya girecek. İlk sezon ile ikinci sezon arasında yaşananlara odaklanan bölümümüzü dilerseniz konuşmaya başlayalım. Yazımızın içerisinde bölüme dair bolca spoiler olacağı uyarısını yapmak isteriz.
Geri Sayım
Bölüm, genel olarak aradan geçen beş yıl içerisinde yaşananları kademeli bir şekilde izleyiciye sunuyor. Bölümün temasının aslında en başından belli olduğunu söyleyebiliriz. İlk flashback’imizde 1980’lere gidiyoruz. Joel ve babasının yaptığı sohbetle birlikte Joel’in nasıl bir ebeveyn olmaya karar verdiği ana şahitlik ediyoruz dersek, yerinde bir yorum olur. Bana kalırsa iyi bir eklemeydi. Joel’i karakter olarak biraz daha derinleştirdiğini söylemek mümkün. “Daha da derinleşmeye ihtiyacı olan bir karakter miydi?” sorusunu soracak olursanız ise, bence kesinlikle hayır. İlk oyun çıktığı andan itibaren Joel özelinde karakterin ve hikâyenin bıraktığı ikilem, The Last of Us’ın mihenk taşlarından biriydi. Bu noktalara pek dokunulmaması gerektiğini düşünüyorum.
The Last of Us ikinci sezon özelinde, neredeyse her bölümde görülen artık kronikleşmiş bir sorun var. İlk sezon, her ne kadar hikâyeyle uyumlu ilerliyor ve benzer temaları işliyor olsa da, ikinci sezon için aynı şeyi söylemek güç. Yazarların ikinci oyunun hikâyesini tam olarak kavrayamadıklarını düşünüyorum ya da kavramak istemiyorlar, hangisini tercih ederseniz. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, bir uyarlama yapılırken değişiklikler olması benim için büyük bir problem değil. Fakat hikâyeden uzaklaşmalarının yanı sıra, karakterleri bu kadar alakasız bir noktaya evirmeleri belli bir yerden sonra sinir bozucu bir durum haline gelmeye başladı.
İlk oyunla ikinci oyun arasında deneyimlerken temel bir tema farkı olduğunu hızlıca anlayabiliyorduk; sevgiden nefrete yapılan geçişteki sebeplerin psikolojik boyutu ve duygusal yoğunluğu hissedilebiliyordu. Fakat dizi özelinde bu geçiş oldukça yanlış bir yoldan yapılıyor. Bölümde, Ellie ve Joel’in yıllar içindeki ilişkilerinin gidişatını bize gösteriyorlar. Elbette dizinin, oyundaki kadar güçlü olmasını beklemiyorum; fakat bu kadar işlevsiz sahnelerle karşılaşmayı da açıkçası beklemiyordum. Uzay mekiğine gittikleri sıradaki kısa sohbetler, doğum günü kutlamaları gibi anlar tek başına bakıldığında oldukça tatlı ve duygusal olsa da, tüm bu anların aynı bölüm içerisinde verilmesi anlatımı zayıflatmış. Oyunda yer yer karşımıza çıkan flashbackler, hem sahnelerin duygusal yoğunluğunu arttırıyor hem de Ellie’nin içsel çöküşünü adım adım hissetmemizi sağlıyordu. Bu bölümde yaşananlar ise sadece oyundaki anlatım yapısıyla kopuk olmakla kalmıyor, aynı zamanda Ellie’yi karakter olarak daha da çıkmaz bir yola sürüklüyor.

Tuhaf Kararlar
Bölüm boyunca anlatılan temalardan biri, Joel ve Ellie’nin baba-kız olarak ilerleyen dinamikleri. Ellie’nin iyiden iyiye ergenliğe girmesiyle birlikte iki karakterin yavaş yavaş kopmaya başladığını görebiliyoruz. Joel’in bazı açılardan kontrolcü ebeveynlik tarzı ve Ellie’nin asi tavırları, çatışan ama izleyiciyi zaman zaman ilk sezona götüren sahnelerin ortaya çıkmasına neden oluyor. Belki de iki zıt karakterin çatışmasını izleyiciye etkili bir şekilde aktarabilmek, dizinin ilk sezondan beri iyi yaptığı şeylerden biri. Ancak işler, bu iki karakterin dinamiğinin dış dünyayla etkileşime girdiği noktalara geldiğinde hikâye bocalamaya başlıyor. Neil Druckmann’ın işin içinde olmasına rağmen bunların yaşanması oldukça şaşırtıcı. Hikâye özelinde ne kadar kontrol yetkisine sahip olduğunu tam olarak bilmiyorum ama eğer söz sahibi bir konumdaysa, yapılan bu tercihler yalnızca dizi açısından değil, ileriki yıllarda çıkabilecek potansiyel Naughty Dog oyunları açısından da yazarlık anlamında soru işaretleri bulunduruyor.
Her ne kadar dizinin başından beri eklenen sahneler hikâyeyi geliştirmeye yetse de, var olan bazı sahneleri değiştirmek hikâyenin köküne ciddi şekilde zarar vermiş durumda. Ellie özelinde, bu andan itibaren karakterin pek de kurtarılabileceğini sanmıyorum. Dizinin geri kalanıyla ilgili ise sadece şundan eminim: Üçüncü sezon oldukça iyi olacak. Çünkü Abby’nin hikâyesini işlemeye başladıkları an, tema olarak ilk sezona yakın noktalara geri döneceğiz. Biliyoruz ki bir bağ kurma hikâyesini harika bir şekilde aktarabiliyorlar. Tabii bu yorumu, o zamana kadar bu yetilerini kaybetmeyeceklerini düşünerek yapıyorum. Ancak bir anda çıkıp, Abby’yi tamamen şeytani bir karaktere dönüştürme kararı alırlarsa da şaşırmayacağım.
The Last of Us‘ın bu bölümünün sonu, artık hikâyede arşa çıktıkları tepe noktasına vardıkları an olarak nitelendirilebilir. “Hayranların ve izleyicilerin sinir uçlarını nasıl daha fazla zorlayabiliriz?” sorusuna mükemmel bir cevap. Oyunu oynarken herkesin yutkunarak izlediği, belki de hikâyenin temelini ve bütün duygusal ağırlığını oluşturan sahneyi koca bir hiçe çevirip dev bir boşluk yaratmayı başaran Craig Mazin ve Neil Druckmann ikilisi, büyük bir alkışı sonuna kadar hak ediyor. Bölüm başında eklenen sahnenin etkilerini de burada net şekilde görüyoruz. Elbette, her zamanki gibi bazı şeyleri kör göze parmak şekilde ima etmekten geri durmayarak, anlatım seviyesini daha da aşağıya çekme işini yine kimseciklere bırakmıyorlar.

Son Sözler
The Last of Us‘ın ikinci sezonu önümüzdeki hafta sona eriyor. Yedi bölüm sürecek bu sezonun sonuna gelmiş olacağız. Sezon boyunca bazı bölümleri izlerken ve incelerken fazla iyimser davrandığımı söyleyebilirim. Evrene duyduğum hayranlığın yanı sıra, yazar ekibinin ileriye dönük bir planı olduğunu düşünmüştüm çoğu zaman. Artık anlayabiliyorum ki yalnızca anlık kararlarla, belirli sahnelerin oluşması için yazılmış bir sezon izliyoruz. Prodüksiyon açısından kusursuz olabilirsiniz, ortalamanın üstünde bölümler de çıkarabilirsiniz; ama bu, tam anlamıyla iyi bir hikâye ortaya koyduğunuz anlamına gelmez. Eğer amaç, harika görünen ama hikâye açısından “fena olmayan” bir iş ortaya çıkarmaksa, bu amaca ulaştıklarını söyleyebilirim. Ancak amaç gerçekten iyi bir The Last of Us Part II uyarlaması yapmaksa, ne yazık ki başarısız olduklarını söylemem gerekiyor.
Gerek karakterlerin yazım biçimi, gerekse hikâyede verilen “iyi gibi görünen” anlamsız kararlar, hikâyenin özünü kaybetmesine neden olmuş gibi görünüyor. Bu saatten sonra toparlanır mı sorusuna ise net bir cevabım yok. Sadece Abby’nin hikâyesinin iyi olacağını düşünüyorum; çünkü, daha önce de belirttiğim gibi, tema açısından konfor alanlarına geri dönmüş olacaklar. Fakat ondan sonra gelecek dördüncü sezon, eğer bakış açılarını değiştirmezlerse, bu sezonun pek ötesine geçemeyecektir. Haftaya The Last of Us’ın sezon finalini değerlendirmek üzere yazımız yine sitemizde olacak! O zamana dek görüşmek üzere.
Ali Can Bartu Sakarya‘nın tüm yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.
The Last of Us 2. Sezon 5. Bölüm İncelemesi: Geçmişin Günahları
The Last of Us 2. Sezon 4. Bölüm İncelemesi: Seattle Günlükleri























Yorumlar