Jesus Christ Superstar (1973), The Wicker Man (1973, 2006) ve Godard‘ın Hail Mary‘si (Je vous salue, Marie, 1985) arasında köprü kuran The Testament of Ann Lee, bu yıl Venedik Film Festivali’nin yarışma bölümünün en iyisiydi.
Koreograf Celia Rowlson-Hall, Godard‘ın avant-garde Meryem Ana biyografisi Hail Mary‘nin (1985) dans filmi ardılı Ma (2015) ile birlikte bir model arayışına çıkıyor ve The Testament of Ann Lee ile yönetmen Mona Fastvold‘a tüm bunların etkisinde bir anti-kutsal eylem cesareti veriyor.
The Testament of Ann Lee, benzersiz ritim arayışıyla sersemletiyor. Daniel Blumberg ise orkestraya acid formunda bir destek verirken hep birlikte dikkat çekici dehlizlerde sinsi peri masalı arayışına çıkıyorlar. Film, dini metinleri tersine çeviren rahatsız edici bir haykırış gibi işliyor.

İki Wicker Man Filmini De İkiye Katlayan Bir Cinlik
The Testament of Ann Lee, 70’lerdeki Jewison‘nın modern müzikali Tommy kadar iz bırakamıyor. Me-Too döneminde nasıl bir eyleme kayacağı konusundaysa soru işaretleri yaratıyor. Lakin tüm bunlarla rekabete girerken melankolik ve mesafeli zeka aşılaması gibi hissettiriyor. Aynı zamanda da feminist bir Jesus Christ Superstar olmaya oynuyor.
Fastvold, kendi büyüsü ile melankolik dönem soneleri arasında karar verirken filmin her sahnesi ayrı bir illüzyon olarak şekilleniyor. Film, Sarah Polley‘nin kafa şişirtme rekortmeni Women Talking filmini de ikiye katlarken gelecekte külte dönüşme garantisiyle aramızdan ayrılıyor.
The Testament of Ann Lee, Dumont başyapıtı Jeannette (2016) ile de rekabete girmeye oynuyor ama onun kadar taze hissettirmiyor. Film, fazlasıyla özgün eylemlerinden dolayı bizleri gotik gizeminin içerisine alıyor. Feminist biyografi tonu, uyandırdığı “Kurmaca mı, yoksa gerçek mi?” sorgulamasıyla büyülüyor. 1973 ve 2006 yapımı The Wicker Man filmlerini ise ikiye katlıyor.
Yönetmen Mona Fastvold‘un Sleepwalker‘dan bu yana devam eden yenilikçi bellek yolculuğu, 3. uzun metrajı The Testament of Ann Lee‘de en yüksek bütçeyle karşılık buluyor. Fastvold, Güney gotiğinin içinde kendine özgü eylemler arıyor ve Midsommar‘ı da işin içine sokan sersemletici bir cinlik yaratıyor.

Tár ve Blonde ile Yan Yana Anılacak
Amanda Seyfried‘in okült lideri Ann Lee ile hem şiddet hem cinsellik planlamalarıyla ortaya koyduğu çarpıcı performansı, bir isyana kaymış gibi hissettirmesiyle de unutulmayacak. Cate Blanchett‘in Tár, Ana de Armas‘ın ise Blonde filminde kullandığı reçete ve onların kalitesinde bir zekayla hareket etmesi inanılmazken Seyfried; performansıyla Sissy Spacek‘in 1980’lerdeki Carrie personasıyla benzer şekilde bu alt türe adını yazdıracağı izlenimini bırakıyor.
The Testament of Ann Lee, büyülü tarikat anlarının dansla cebelleştiği büyülü bir feminist müzikal biyografisi ve her daim hatırlanacak bir zeka arayışı vadediyor. Don’t Look Now‘ın modeliyle rekabete giremiyor ama Kill List‘in seviyesine ulaşmayı başarıyor. Film; Hail Mary (1985), Jesus Christ Superstar (1973), The Wicker Man (1973, 2006) kırması bir cinlik olarak noktalanıyor ve Celia Rowlson-Hall‘un yenilikçi koreografileriyle karakterin yaşadığı cinsel taciz eylemlerine gotik bir reçete ayarlayarak izleyeni şaşkına çeviriyor.
The Testament of Ann Lee, 2025’de bu konuda yapılmış en iddialı film. Karanlık illüzyonlarıyla çarpıyor, kaliteli ritüel koreografileriyle de bizleri sinematik bir şölene davet ediyor.
Kerem Akça‘nın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.





















Yorumlar