Toronto Film Festivali sürecimizin son gününden herkese selamlar! 10 gün boyunca Toronto’da dünyanın dört bir yanından 80’e yakın ülkeden filmlerle sinemaya doyduk diyebiliriz. Bu yılki seçki geçen yıla göre bayağı bir tatmin ediciydi. Sizlerle bir sonraki festivalde görüşmek üzere!
Elveda demeden önce bu yazı Toronto Film Festivali’nden son yazımız değil. Festivalin büyük ödülü olan “People’s Choice Award”a uzanan Chloe Zhao filmi Hamnet‘in detaylı incelemesi de birkaç güne sizlerle olacak. Keyifli okumalar dileriz.
Karmadonna
Festivalin en merak edilen bölümlerinden “Midnight Madness”da gösterilen Karmadonna bu seçkideki en merak ettiğim filmlerdendi. Sırbistan yapımı filmin yönetmeni Aleksandar Radivojevic aynı zamanda çoğumuzun bildiği hafif tat kaçırıcı, izlemesi zor ve alanında artık bir klasik haline gelmiş Bir Sırp Filmi‘nin de senaristi. Bu yüzden de Karmadonna ayrı bir ilgi çekici çünkü bu filmden 15 yıl sonra yaptığı ilk film, hem yazıyor hem yönetiyor. Ama Karmadonna, Bir Sırp Filmi‘nden biraz farklı. Film öncesi filmi sunan kişi de belirtiyor bunu hatta. Aynı hisleri beklemeyin diyor ama bu filmi de izlemesi zor olduğu aşikar.
Hikaye şöyle; hamile bir kadın tanrıdan geldiğine inanılan bir telefon ile talimat alırsak bir dizi cinayet işler. Eğer talimatları uygulamazsa doğmamış çocuğunu kaybedeceği söylenir kendisine. İşte burada annelik içgüdüsü devreye giriyor. Cesur bir hiciv niteliği taşıyan yılın en iyi gerilim filmleri arasında yerini alacak Karmadonna sonlarına doğru climax seviyesine ulaşıyor ve ara ara bu alanda geçen yılın en iyilerinden The Substance‘ı anımsatıyor.
Peak Everything
Bir önceki festival günlüklerinde bahsettiğim Hen‘den sonra festivalin ikinci sürpriz filmi. Normalde biletim yokken bir anda karar değiştirip girdiğim Kanada yapımı Fransızca film Peak Everything kapak fotoğrafıyla dahi ilgi çekmeyi başarıyor. Montreal, Quebec doğumlu yönetmen Anne Emond daha önce defalarca ziyaret ettiği Toronto’ya yeni filmiyle geri dönüyor.
Festivalde izlediğim birçok dram ağırlıklı filmden sonra bu romantik-komedi bana şifa gibi geldi. Bir köpek kulübesi sahibi olan Adam’ın telefonda müşteri hizmetleri temsilcisi Tina’ya aşık olmasını anlatan Peak Everyting, sanki Spike Jonze’un Her filminin komedi evreninde geçen hali hissiyatı uyandırıyor. Tam bir keşif filmi olan Peak Everything‘i izleme listenize ekleyin ve bir yerlerde yakalamaya çalışın derim.
The Last Viking
Danimarka sinemasının en önemli isimlerinden olan ve aynı zamanda Mads Mikkelsen ile işbirlikleriyle yakından tanıdığımız Anders Thomas Jensen’in yeni filmi The Last Viking‘de yine Mikkelsen’i izliyoruz. Benim yaşayan yönetmenler arasında en sevdiğim yönetmenlerden olan Jensen’in Venedik’te dünya prömiyeri yaptıktan sonra Toronto’yu ziyaret eden filmi The Last Viking‘den memnun ayrıldım.
The Green Butchers hayranı biri olarak Mads Mikkelsen & Nikolaj Lie Kaas ikilisini bir arada hem de iki kardeş olarak izlemek çok güzeldi. Birbirinden farklı iki kardeş olan Manfred ve Anker’in hikayesi komik olduğu kadar diğer Jensen filmlerine oranla dram dolu. Suç, dram ve komediyi harmanlayan en iyi yönetmenlerden olan Anders Thomas Jensen’in yeni filmini önümüzdeki festivallerde yakalama ihtimaliniz yüksek.
The Captive
Festivalde izlediğim son film 2000 sonrası İspanya sinemasının en önemli isimlerinden Alejandro Amenabar’ın tarihi dram temalı yeni filmi The Captive. The Sea Inside, Open Your Eyes ve The Others gibi iyi filmlerle tanıyacağınız yönetmen bu sefer diğer işlerinin aksine pek de iyi bir filmle gelmiyor.
Bir televizyon dizisi hissiyatı uyandıran The Captive, 1575 Cezayir’inde geçiyor. Fidye için tutulan genç asker Miquel de Cervantes’in büyük bir hikaye anlatıcısı olmadan önceki yolculuğunu, iyi görüntüler eşliğinde yeniden yorumlanmasını izliyoruz. Ama başarılı bir görüntü yönetimi filmi kurtarmaya yetmiyor ve yer yer ırkçı söylemlere varan diyaloglarından, kendini tekrarlayan sahnelerine kadar, İspanya’da geçen bir Muhteşem Yüzyıl izlenimi bırakıyor.
Hüseyin Çakır‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.
Toronto Film Festivali: 3. Gün | Two Prosecutors, The Wizard of Kremlin, Frankenstein ve Dahası
Toronto Film Festivali: 2. Gün | Miroirs No. 3, Sound of Falling & The Love That Remains ve Dahası




















Yorumlar