Kadınların hak mücadelesi, tarihin her döneminde farklı biçimlerde karşımıza çıkıyor. Sinema ise bu mücadelenin hem bir anlatıcısı hem de bir yansıması olarak güçlü bir araç haline geliyor. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle kadınların özgürlük, hak ve eşitlik için verdiği savaşı konu alan beş çarpıcı filmi bir araya getirdik. Kimi zaman siyasi bir direnişin içinde, kimi zaman toplumun dayattığı rollere karşı sessiz bir başkaldırıda, kimi zaman da görünmez emeğin içinde sıkışmış kadınların hikayelerinde kendimizi buluyoruz. Her biri feminist sinema tarihine damga vurmuş bu yapımlar, kadınların yaşadığı baskıyı, direnişlerini ve var olma mücadelelerini farklı açılardan ele alarak izleyiciye unutulmaz deneyimler sunuyor. Sinema, kadınların sesi olmaya devam ediyor ve bu filmler, kadın mücadelesinin unutulmaması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun! Kadınların eşitlik, özgürlük ve hak mücadelesini desteklemek için bugün ve her gün yanınızdayız.

Bu listeyi yazarlarımızdan Ece Ekşi, Şevval Sara K. ve Ferit Doğan hazırlamıştır.


Suffragette (2015)

8 Mart Dünya Kadınlar Günü Özel Kadın Yönetmen 5 Film Arakat Mag İnceleme Film Öneri

Suffragette, İngiltere’de kadınların oy hakkı için verdiği mücadeleyi merkeze alan bir tarihsel dramdır. Film, siyasi ayrımcılığı feminist bir perspektiften ele alarak Simone de Beauvoir’ın İkinci Cins teorisine de dayanır. Filmde kadınların maruz kaldığı ayrımcılık üç temel faktörle irdelenmektedir: toplumsal damgalama, erkek egemen düzenin baskısı ve hükümet politikaları. Bu faktörler, kadınların parlamentoda temsil edilmemesi, işyerinde düşük ücretle çalıştırılması, aile içinde çocuklarının velayetini kaybetmesi ve hapishanede işkenceye uğraması gibi durumlarla somutlaştırılmıştır. Özellikle erkeklerin siyasi ve hukuki sistem üzerindeki mutlak hakimiyeti, kadınları örgütlenmeye ve radikal eylemler gerçekleştirmeye zorlamaktadır.

Film, toplumun kadınları güçsüz ve etkisiz olarak görmesini, onları politik alandan dışlamasını da eleştirir. Kadın karakterlerin politik haklarını savunma çabaları, erkekler tarafından “sosyal düzeni bozma” olarak değerlendirilir. Özellikle Maud Watts’ın işçi sınıfından bir kadın olarak bu harekete katılması, kadınların sadece elit kesimden değil, her sınıftan mücadeleye dahil olduğunu gösterir. Emily Davison’ın kendini feda etmesi ise hareketin dönüm noktalarından biri olarak vurgulanır.

Film, ayrıca kadınların mücadele yöntemlerine ve toplumun tepkilerine odaklanarak, onların yalnızca oy hakkı için değil, aynı zamanda onurları ve özgürlükleri için savaştıklarını da gösterir. Suffragette, kadın hakları mücadelesini sert ve gerçekçi bir dille ele alarak, kadınların sistematik olarak maruz kaldıkları siyasi ayrımcılığı güçlü bir şekilde yansıtan önemli bir yapım olarak öne çıkar.

Happening (2021)

8 Mart Dünya Kadınlar Günü Özel Kadın Yönetmen 5 Film Arakat Mag İnceleme Film Öneri

Annie Ernaux‘nun Olay isimli romanından uyarlanan Happening, Audrey Diwan‘ın yönetmenliği ve senaristliğiyle eşsiz bir psikolojik gerilim sürecine ışık tutuyor. Anamaria Vartolomei tarafından üstlenilen Anne Duchesne karakteri aslında her kadın için çok tanıdık bir hikaye sunuyor.

Happening‘in bir kadın tarafından yazıldığı ve yönetildiği her detayda, her cümlede, her bakışta kendini hissettiriyor. Çünkü hepsi bilindik, hepsi yolda yürüyen herhangi bir kadının hayatı boyunca bir kez dahi olsa yaşadığı/yaşamaktan korktuğu, ortak bir alanın izlerini taşıyor. Filmin tam merkezinde beslediği korku, gerginlik, çaresizlik, yalnızlık ve kendine bir yer bulamama temaları bir an dahi dram mastürbasyonuna düşmeden kendilerini gerçekleştiriyor. Annie’nin kız kardeşlik ve dayanışmadan uzak hikayesi 1963 Fransa’sının ürkütücü ve soğuk bir portresini çiziyor.

Annie Ernaux‘un yine kendi ismini verdiği yarı otobiyografik karakteri, ilk ağızdan bir kürtaj deneyimine konuk ediyor izleyicisini. Zamanla yarışma hissiyle izleyicisini oturduğu koltuğa mıhlarken insanların bir “ahlak problemi” haline getirdiği bu olayı, genç bir üniversite öğrencisinin gözünden inanılmaz gerçekçi bir açıyla anlatıyor. Gösterimleri sırasında bazı kanlı sahneleriyle tetiklemelere, bayılmalara sebep olan Happening hem içinde barındırdığı stresli duygu durumuyla, hem de gerçek bir kadın hikayesini yansıttığı senaryosuyla es geçilmemesi gereken önemli bir izdüşümü.

İşe Yarar Bir Şey (2017)

8 Mart Dünya Kadınlar Günü Özel Kadın Yönetmen 5 Film Arakat Mag İnceleme Film Öneri

Beni çocukken bir fotoğraftan çağırdılar, vardığımda hüzünlü bir genç kadındım.

Pelin Esmer yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendiği İşe Yarar Bir Şey’de kadın olmanın sırtında taşıdığı hüznü, kendine bir yer aramayı ve tüm kadınları benzer bir alanda tutan kesişimselliği Leyla ve Canan aracılığıyla yansıtıyor. Mekan olarak seçilen uzun bir tren yolculuğunun manidar ve anlamlı hissiyle, her sahnesine özenle yerleştirilen şiir dizeleri ve her an patlamak üzere içinde tuttuğu sancılarıyla eşsiz bir kadın hikayesi.

Başak Köklükaya ve Öykü Karayel etkileyici oyunculuklarıyla sadece birer performans sergilemiyorlar. Aynı zamanda izleyen her kadını yoğun bir yolculuğa çıkma isteğine sokan, uzun uzun duvar izletecek raddeye getiren iki ruh ortaya koyuyorlar. İki karakterin aralarındaki yaş farkının etkisiyle, izleyicisine belki geçtiği belki de geçeceği yolları incelikle, dikenini batırmadan ama acısını da esirgemeden anlatıyor. Çıktıkları yolun sonunda, yola ilk çıktıkları hallerinden de, amaçlarından da çok uzakta olan Leyla ve Canan, adeta bir büyüme, var olma, evrimleşme ve sürekli ‘o’ yeri arama süreci yansıtıyor. İzleyicisinin içine çiçekler ekiyor, kelimelerle yarıklar açıyor ve acıyan yerlerine “Biliyorum, bak, bende de var,” diyerek merhem sürüyor.

Pelin Esmer’e Tallinn International Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülü kazandıran film, yönetmenin sosyolog yanını da ustalıkla sergilediği bir çalışma olarak öne çıkıyor. Kadını, kadının içinde bulunduğu toplumu, toplumdan ve kendi hikayesinden kaynaklı oluşan yaralarını, neşelerini, beslediklerini bazen sıcacık bir dille bazen de irinli bir sesle haykırıyor. Günün sonunda ise var olan tek gerçek Leyla ve Canan’ın ne için yola çıktıkları oluyor: İşe yarar bir şey yapmak için.

Jeanne Dielman 23 quai du Commerce 1080 Bruxelles (1975)

8 Mart Dünya Kadınlar Günü Özel Kadın Yönetmen 5 Film Arakat Mag İnceleme Film Öneri

Chantal Akerman’ın yazıp yönettiği Jeanne Dielman, şüphesiz sinema tarihinin en çarpıcı feminist başyapıtlarından biri. Aynı zamanda sinemanın zaman, mekan ve karakterle kurduğu ilişkiye dair radikal bir ses. 2022 yılında ünlü İngiliz sinema dergisi Sight & Sound tarafından sinema tarihinin “En İyi Filmi” seçilmesiyle sinema dünyasına uyandırdığı yankı taçlanmış oldu.

Film; hipnotik anlatımı, sabit kameraları ve uzun planlarıyla izleyiciyi Brüksel’de mütevazi bir evde oğluyla beraber yaşayan Jeanne’nin sıkıcı ve monoton gündelik yaşamına hapsediyor. Akerman, ev işleri ve görünmez kadın emeği üzerinden ataerkinin kadınları nasıl kuşattığını gözler önüne sererken, bu rutinin içinde oluşan en ufak bir sapmanın nasıl bir varoluş krizine dönüşebileceğini etkileyici bir şekilde resmediyor.

1970’lerin İkinci Dalga Feminizmi’nin içinde filizlenen Jeanne Dielman, sinemanın erkek bakışına meydan okuduğu devrimsel bir örnek. Kadın bedeninin objeleştirildiği, arzunun yönlendirildiği klasik anlatı yapılarının tersine, Akerman’ın kamerası sabit, dikkatli ve sabırlıdır. Akerman’ın kamerası, Jeanne’in mutfakta patates soyarken, yatakları düzeltirken ya da temizlik yaparken harcadığı emeği göz ardı edilemez bir şekilde görünür kılar. Seyirciye tüm bu ev içi emeklerin zamanının ağırlığını hissettirir. Basit fakat sinemada hiç temsil edilmemiş, kadının görünmeyen emeğinin en somut temsillerinden biri olarak görünür Jeanne Dielman.

Jeanne’nin ev içi emeği görünmezdir. Ücretlendirilmez, takdir edilmez ve olması gereken doğal bir görev olarak kabul edilir. Sistemin kadına biçtiği rol adeta bir metronom gibi her gün aynı şeyleri tekrarlayan bir döngüden ibarettir. Jeanne, sistemin tam merkezinde, ev içi emeğin sembolik bir temsili olarak yaşar. Jeanne sayesinde görünmez emeğin kadının kimliğini nasıl şekillendirdiğini fark ederiz. Jeanne, dramatik olaylarla değil; patatesi fazla haşlaması, ördüğü kazağın bir ilmeğini kaçırması veya bir düğmeyi yanlış iliklemesi gibi mikroçatlaklardan sızan bıkkınlık haliyle isyanını yansıtıyor. Çünkü Jeanne, rutinler aracılığıyla rollerini içselleştirmiştir. Toplum, kadını yalnızca bu rutinin parmaklıkları arasında yaşamaya alıştırmıştır. Beyaz perdede izlemenin bile dayanılmaz derecede sıkıcı geldiği bu hayatı yaşamak zorunda bırakılan onlarca kadının anısına bir eser Jeanne Dielman.

Vagabond (1985)

Kadın Yönetmen 5 Film Arakat Mag İnceleme Film Öneri

Agnes Varda’nın kült yapımı Vagabond, feminist sinemanın en sarsıcı örneklerinden biri. Kışın ortasında Fransa kırsalında bir kadının donmuş bedeninin bulunmasıyla başlayan film geriye dönük sekanslarla kadının hayatını anlatıyor. Vagabond, adı Mona olan bu genç kadının ölümüne giden yolda karşılaştığı insanların anılarının ve izlenimlerinin üzerinden kurgulanan belgesel ve kurmaca karışık bir anlatımla şekilleniyor.

Orijinal adıyla (Sans toit ni loi) “Çatısız ve Yasasız” gibi bir anlama gelen Vagabond, tam olarak kadının dünyadaki yerini sorgulayan varoluşçu bir eser. Klasik varoluşçu anlatılardaki “eve dönüş” veya “kendini bulma” gibi kalıpları reddeden bir anlatıya sahip. Vagabond‘un Mona’sı, ne bir eve ne de bir topluluğa ait. Sürekli yolda olan bir kadın olarak sistemin sunduğu her türlü sabitlenmiş role karşı çıkıyor. Fakat bu başkaldırısı onu özgürleştirmenin ötesinde, toplum tarafından ötekileştirilen, yalnız bırakılan bir figüre dönüştürüyor. “Ne Çatısı Ne Yasası” var Mona’nın.

Agnes Varda, Fransız Yeni Dalga’sından farklı bir yöne evrilerek anlatıyor Vagabond‘u. Kadın karakterin özgürlüğünü veya trajedisini açıklayan bir arka plan yok ve seçimleri psikolojik analizlere boğulmuyor. Sinemada erkek gezginler ya da evsiz karakterler genellikle romantize edilirken, Varda‘nın Mona’sının yersiz yurtsuzluğu tehdit edici ve rahatsız edici. Varda‘nın kullandığı teknik tipik erkek anlatıcıların kullandığı “kadın karakteri anlamlandırma” çabalarına meydan okuyan bir tavır. Mona’nın varoluşunu sessizce gözler önüne seriliyor. Tıpkı kadınların patriyarkal dünyanın içinde konumlandırıldığı gibi.

Mona’nın ölümü bir kader değil. Toplumsal yapıların içinde kaybolmuş, göz ardı edilmiş kadınların hikayesi. Mona, “aykırı ruh” kalıbına sığmayan, toplumun normlarına uymayan bir figür olarak, kadının özgürlüğü ile toplumun beklentileri arasındaki çelişkiyi kristalize eden bir karakter. Mona, yersiz yurtsuz ve oyunbozandır. Vagabond, 8 Mart gibi kadın mücadelesinin önemsendiği günlerde tekrar hatırlanması gereken, sistemin dışına çıkan kadınların hikayesine adanmış bir sinema harikası. Agnes Varda, Mona aracılığıyla izleyiciye şunu sormayı amaçlıyor: Eğer bir kadın, hiçbir yere ait değilse, toplum onu gerçekten var olarak kabul eder mi?


Blog kategorisindeki diğer yazılarımıza ulaşmak için buraya tıklayın.

Daha fazlası için bizi YoutubeTwitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

En İyi Karlı Filmler: Kışın İzlenecek Unutulmaz Yapımlar

Sevgililer Günü İzleyebileceğiniz 10 Film

arakatmag

Mickey 17: Ölmek Gerçekten Nasıl Hissettiriyor?

önceki yazı

Split Fiction: Bir Kez Daha Tutkuyla

sonraki yazı

Yorumlar

Yorumlar kapatıldı.

Bunlar da ilginizi çekebilir

daha fazla BLOG