Cadılar Bayramı’nda korku filmlerine veda ettikten sonra sinemalar, -özellikle Amerika ve Kanada’da- Noel zamanı gelince yavaştan yılbaşı temalı, sıcak hisler bırakan aile veya ilişki konulu filmler arasında gidip geldiği bir dönem yaşar. İşte şu an tam da böyle bir dönemdeyiz. James L. Brooks’un 15 yıldan sonra sinemaya yeniden merhaba dediği Ella McCay, az önce bahsettiğimiz tanıma birebir uyuyor. Çocukluk travmaları, yıllar sonra ortaya çıkan bir baba, abla-kardeş ilişkisi gibi konuları merkezine alan Ella McCay, seyircisine pek de yeni bir şey vadetmeyen ama izlerken ara sıra yüzünüzü güldürecek keyifli bir hafta sonu filmi.
Amerikan sinemasının en önemli isimlerinden olan yönetmen, senarist ve yapımcı James L. Brooks’u 1987 yapımı Broadcast News, 1997 yapımı Jack Nicholson filmi As Good as It Gets ve 2004 yapımı Spanglish gibi unutulmaz işleriyle hatırlıyoruz. Yönetmen, 15 yıl ara verdikten sonra sinemaya yine komedi-dram türündeki Ella McCay ile geri dönüyor. Çoğu filminde olduğu gibi bu yapımın da yönetmenliğini, senaryosunu ve yapımcılığını üstlenmiş. Filmin başrolünü üstlenen, Sex Education dizisinden hatırlayacağınız Emma Mackey‘e ise Jamie Lee Curtis ve Woody Harrelson eşlik ediyor.

Politik Bir Zeminde Kişisel Bir Hikaye
Ella McCay; yeni seçilmiş bir kadın valinin kamuoyu önünde taşıdığı sorumluluklar ile özel hayatında yaşadığı duygusal ve ahlaki çatışmalar arasındaki dengeyi kurma çabasını merkezine alıyor. Emma Mackey’in hayat verdiği Ella McCay karakteri, politik gücün getirdiği beklentiler, baskılar ve karar alma süreçleriyle yüzleşirken, film bu süreci büyük politik krizlerden ziyade gündelik anlar ve insan ilişkileri üzerinden anlatıyor. Günlük sorunları ve ilişkileri anlatırken politikayı sadece araç olarak kullanması, filmin sevdiğim noktalarından oldu.
Hikaye, Ella’nın makam odalarındaki resmi kimliği ile yakın çevresiyle kurduğu daha kırılgan ve samimi ilişkiler arasında gidip geliyor. Onu çevreleyen yardımcıları, özel koruması ve geçmişinden gelen figürler, karakterin hem gücünü hem de yalnızlığını görünür kılıyor. Filmde Ella’nın özel korumasına çoğunuzun ismine aşina olduğu Amerikan-Pakistanlı komedyen ve oyuncu Kumail Nanjiani hayat veriyor. Kendisi, filmin modunu yükselten karakterlerden biri ve Ella ile arasındaki hiyerarşiyi yerle bir eden samimi ilişkisi filmin en büyük alametifarikalarından biri.
Ella McCay, politikayı bir amaçtan ziyade bir zemin olarak kullanarak, gücü elinde tutan bir insanın iç dünyasına odaklanıyor. Brooks; sorumluluk, empati ve kişisel sınırlar üzerine sessiz ama etkili bir anlatı kuruyor. Gücün ardındaki kırılganlığı görünür kılan bu anlatı, izleyiciyi yüksek sesli çatışmalar yerine durup düşünmeye davet ediyor.

Masalsı Dış Ses ve Hans Zimmer Müzikleri
Film boyunca kullanılan dış ses, izleyicide yalnızca bir hikaye deneyim ediyormuş hissi değil, aynı zamanda küçük bir çocuğa anlatılan bir masalı dinliyormuş hissi yaratıyor. Gerçekçi bir politik zeminde ilerleyen anlatı, bu sayede sertleşmek yerine yumuşuyor; olaylardan çok duygulara odaklanan bir tona bürünüyor. Hans Zimmer’ın geri planda kalan müzikleri de bu masalsı hissi pekiştiriyor. Müzikler, sahnelerin önüne geçmek yerine karakterlerin iç dünyasına eşlik eden sessiz bir rehber gibi işliyor.
Bu yumuşak tonun en güçlü karşılıklarından biri ise Ella’nın yaşlı özel kalemi Estelle ile kurduğu ilişki. Film boyunca çalışma temposu hiç düşmezken, Ella’nın telefon konuşmalarının ortasında durup “Estelle, sen nasılsın?” diye sorması, hikayenin kalbini oluşturan o küçük ama çok anlamlı anlardan biri haline geliyor. Bu kısa duraksama, filmin politik pozisyonundan çok insani tarafını öne çıkarıyor; gücün merkezinde yer alan bir karakterin, karşısındakini yalnızca bir işlev olarak değil, bir insan olarak görme ısrarını hatırlatıyor. Belki de filmin en samimi anlarından biri tam olarak bu soruda gizleniyor.

Güçlü Yan Karakterler
Annesini kaybettikten, babası hayatından çekildikten sonra Ella’nın en büyük yoldaşı küçük kardeşi Casey ve teyzesi Helen oluyor. Film, Ella’nın yalnızlığını paylaşma halini abartıya kaçmadan aktarırken, Ella’yı annesi gibi sahiplenen, baskın ama içinde büyük bir kalbi olan teyze Helen karakteriyle aile kavramını kan bağının ötesine taşıyor. Casey’nin sevgilisi olarak karşımıza çıkan Ayo Edebiri ise, sınırlı süresine rağmen hikâyeye güncel ve canlı bir enerji katıyor.
Öte yandan, Ella’nın sorunlu baba figürünü canlandıran Woody Harrelson çok az sahnede yer almasına rağmen, sorumsuzluk ve duygusal mesafe olgularını güçlü biçimde yansıtmayı başarıyor. Filmin yan karakterleri, hikayenin dinamiğine önemli bir katkı sağlarken, kısa ama etkili oyunculuklar ise Emma Mackey’nin film boyunca neredeyse hiç düşmeyen tempolu performansını destekliyor ve anlatının ritmini canlı tutuyor. Ella McKay, büyük laflar etmeden, küçük anların içinden geçerek insan kalabilmenin mümkün olup olmadığını soran sakin bir film olarak hafızada kalıyor.
Hüseyin Çakır‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.






















Yorumlar