55
YAZARIN PUANI

Sinema tarihinde farklı zamanlarda “odadan çıkma oyunu” konseptli birçok film üretildi. Saw (2004) ve Cube (1997) bu konuda ilk akla gelenler. Bir odadan çıkamama hali başlı başına korkulası bir durum olduğundan dolayı da bu filmler daha çok korku ya da gerilim filmleri olarak karşımıza çıktılar. Bugünlerde bu filmlere Brick de eklendi. Bir Netflix filmi olarak öne çıkan filmin yönetmen ve senaristi ise Philip Koch.

55
YAZARIN PUANI

Yönetmeninin Alman olmasının yanında oyuncu kadrosu da çoğunlukla Alman oyunculardan oluşuyor. Matthias Schweighöfer, Ruby O. Fee ve Frederick Lau gibi isimler oyunculardan sadece birkaçı. Bu açıdan film tastamam bir Almanya yapımı.

Brick bir çiftin sabah uyandıklarında dairelerinin dış dünyayla tüm bağlantısının kesildiğini fark etmeleriyle başlıyor. Her kapı, pencere ve geçit; açıklanamayan siyah tuğla duvarlarla örülmüştür. Sadece kendi evleri değil, apartmanın tamamı bu gizemli yapı tarafından kuşatılmıştır. İlk bakışta tipik bir odadan çıkma oyununu andırsa da hikaye ilerledikçe başka temaların da ortaya çıkmasıyla farklı çözümlemelere imkan sunan bir filme dönüşüyor.

Bu yazı Brick filmi hakkında spoiler içerebilir.

Brick Film İncelemesi Arakat Mag Philip Koch Matthias Schweighöfer Ruby O Fee Frederick Lau Netflix Türkiye

Kapıyı Çekip Gidemezsin

Brick, sıradan bir sabaha uyanan Tim (Matthias Schweighöfer) ve Olivia (Ruby O. Fee) çiftiyle açılıyor. İlişkilerindeki kırılmalar, ilk dakikalardan itibaren seyirciye hissettiriliyor. Öyle ki Olivia bir ara kapıyı çekip gitmek istiyor. Kapıyı açtığındaysa filmin ilk tetikleyicisiyle karşılaşıyoruz. Tim ve Olivia kapılarında siyah tuğlalarla örülmüş bir duvar görüyorlar. Panikle pencereye yöneldiklerinde, aynı şekilde oranın da kapatıldığını fark ediyorlar.

Henüz bu siyah tuğlalardan örülmüş duvarı görmediklerinde Tim masanın üzerinde ters çevrilmiş bir bardak görür. Bardağın içinde de bir sinek vardır. Bu sinek kısa bir süre sonra Tim’in kendisi olacaktır ama o an onu fark edemeyiz. Tim’in sineği alıp penceren dışarı çıkarmak istediğinde kaçırdığını ve sineğin evde kaldığını görürüz. Bu sahnede sinek bardaktan kurtuldu ama peki ya Tim bu evden kurtulacak mıdır?

Klostrofobiyi henüz ilk 15 dakikasında yoğun bir şekilde hissettiğimiz bir film Brick. Hele de telefonların çekmediğini ve musluklardan su akmadığını da düşünürsek çiftin birkaç gün içinde ölme ihtimali oldukça yüksek. Tuğlalarla örülü apartmanda ilk yalnız kalan Tim ve Olivia değil. Apartmandaki diğer komşular da aynı bilinmezliğin içinde. Böylece film, sadece çiftin ilişkisini değil, kolektif bir tutsaklığı da merkeze alıyor.

Bu noktada senaryonun özellikle başarılı olduğu konunun bilinmezliğinin aniden değil, yavaş yavaş katlanarak verilmesi olduğunu söyleyebilirim. Ne bir dış ses var ne de açıklayıcı bir karakter. Tuğlaların ne zaman, nasıl oluştuğu bilinmiyor. Brick, klasik bilimkurgu yapımlarındaki gibi izleyiciye bir kural kitabı sunmak yerine, bizim de her şeyi karakterlerle birlikte deneyimlememizi istiyor. Bu tercih, anlatıya hem merak unsuru katıyor hem de seyirciyi pasif bir izleyici olmaktan çıkarıyor.

Tim ve Olivia’nın kısa sürede apartmanda kalanlarla iletişim kurma çabası başlar. Kapılar açılmadığı için duvarlar arasında delikler açarak diğer insanlarla iletişime geçerler. Burada film, bir “kaçış” hikâyesinden çok bir birlikte çözüme ulaşma mücadelesine evriliyor. Fakat her karakterin hayatta kalma stratejisi, kendi içsel çöküşünü de beraberinde getiriyor.

Brick Film İncelemesi Arakat Mag Philip Koch Matthias Schweighöfer Ruby O Fee Frederick Lau Netflix Türkiye

Kurtuluş Yok Tek Başına!

Apartmanda yalnız olmadıklarını anlayan Tim ve Olivia, kısa sürede kendilerini dar alanlara hapsolmuş bir grup insanın parçası olarak bulurlar. Ancak bu zoraki topluluk, bir dayanışma değil, adım adım çözülmeye mahkûm bir güvensizlik ortamıdır. Özellikle Yuri’nin (Murathan Muslu) varlığı bu gerilimi arttırır. Fiziksel olarak güçlü, tavırları saldırgan olan bu adam, liderliği kimseye bırakmak istemez. İlk andan itibaren kontrolü eline almak için çabalar. Sesi en gür çıkan, en çok tehdit eden olur. Ancak onun öfkesinin ardında da korku vardır ve bu korku, grubu yönetmek değil, onlara hükmetmek ister.

Buna ek olarak Anton (Josef Berousek) adındaki yaşlı bir adam elindeki silahla olaylara dahil olur. Her an komşularının kendisi için bir tehdit oluşturacağını düşünür. Ancak kısa bir süre sonra torunuyla birlikte bunu düşünür ve bunun bir yanılgı olduğunu anlar. Çünkü kurtuluşun ancak ortak akılla mümkün olduğu bir gerçektir.

Filmin bu bölümünde dış dünyaya dair her şey silinmiş gibidir. Ne zaman dışarı çıkabileceklerini, neyle karşı karşıya olduklarını bilmezler. Bu belirsizlik, karakterleri içten içe kemirmeye başlar. Özellikle tek mekanda geçen bir film olmasının da etkisiyle diyaloglar öne çıkar. Her söz bir çatışmayı tetikler, her öneri bir başka karakterin bastırılmış korkusunu açığa çıkarır.

Brick Film İncelemesi Arakat Mag Philip Koch Matthias Schweighöfer Ruby O Fee Frederick Lau Netflix Türkiye

Teknofobinin Bir Sonucu Olarak Gerilim

Brick’in ikinci yarısında ortaya çıkan ana tema teknofobi diyebiliriz. Bu bölümde yaşananların sadece bir hayatta kalma değil Squid Game tarzı bir oyuna benzediği de ortaya çıkar. Zaten bir ara karakterler arasında bu tahmin edilmeye başlanmıştır. Çünkü özellikle tavanlarda bulunan yangın söndürme cihazlarında kameraların olduğu fark edilir. Bu kameraların olayların bir kısmını uzaktan izleyen bir merkez sistemle bağlantılı olduklarına dair imalar mevcuttur. Yani mekân tamamen yalıtılmış görünse de, aslında dışarıyla “tek yönlü” bir temas hâlindedir, içerisi dışarıdan izlenmektedir.

Kameraların ortaya çıkışı filmin tematik eksenini belirgin biçimde değiştirir. Hayatta kalma ve oyunun parçası olmaya ek olarak bir de karakterler kendini deney faresi gibi hissederler. Her hareketin kayıt altına alındığı, her çatışmanın gözlemlendiği, her çöküşün değerlendirildiği bir sistemin içinde olduklarına dair şüpheleri giderek büyür.

Filmdeki en çarpıcı sahnelerden biri, apartmanda bulunan eski bir televizyon ekranından bazı kayıtların gösterilmesidir. Bu kayıtlar, önceki sakinlerin aynı dairede benzer sıkışmışlıklar yaşadığına işaret eder. Burada şu soru keskinleşir: “Bu apartman daha önce de aynı şekilde kapatıldı mı? Bu bir sistemli deney mi?”

Bu noktada gözetleme sadece izleme değil, tekrarlayan bir deneyin yeniden üretimi halini alır. Karakterler, kendilerinden önce bu sistemde bulunanların davranışlarını izlerken, farkında olmadan kendi davranışlarını da kameralar için performe etmeye başlarlar. Artık orada sadece hayatta kalmak değil, “izleyenlere bir mesaj vermek” gibi içsel bir motivasyon da gelişir.

Yani film, klasik gözetim temasının ötesine geçerek, gözetlenenin gözetleyene karşılık verdiği bir düzleme evrilir. Bu da Michel Foucault’nun panoptikon kavramıyla birebir örtüşür: izleyen kişi görünmez olsa da, bireyler izlendiklerini bildikleri anda davranışlarını değiştirirler. Gözetim içselleştirilir, bir tür denetim oyunu başlar.

Brick bu kameraları yalnızca anlatı düzeyinde değil, estetik olarak da kullanır. Bazı sahneler “kamera içinden” gösterilir. Geniş açılı, soğuk, titremeyen görüntüler… Bu tarz sahneler, klasik sinema anlatısından uzak, güvenlik kamerası estetiğiyle verilir. Seyirci bir anda özdeşlik kurduğu karakterin değil, gözlemleyen sistemin bakış açısından görmeye başlar olayları. Böylece film, izleyiciyi de pasif bir izleyici değil, sistemin parçası haline getirir.

Tüm bu övgülerime rağmen özellikle sahneler arası geçişlerde kullandığı silerek geçme efektleri bana son derece amatör geldi. Hem konusu hem de konusunu ele alış biçimi açısından iyi bir filmi belki de “özensiz” diyebileceğim tekniklerle heba etmek beni bir sinema seyircisi olarak hayal kırıklığına uğratıyor.

Film İncelemesi Arakat Mag Philip Koch Matthias Schweighöfer Ruby O Fee Frederick Lau Netflix Türkiye

İzlenilesi Bir Film

Sonuç olarak Brick, ilk bakışta kapalı mekânda geçen klasik bir hayatta kalma hikâyesi gibi görünse de, ilerledikçe izleyiciyi çok daha karmaşık ve rahatsız edici bir düşünsel alana sürüklüyor. Görünürde sadece bir apartman dairesinde sıkışmış bir çiftin ve komşularının mücadelesini izliyoruz. Ancak film, bu fiziksel kuşatmayı, teknolojinin kontrolsüzleşmesine, gözetim sistemlerinin insan ilişkilerini nasıl erozyona uğrattığına ve bireyin giderek yalnızlaştığı modern hayata dair karanlık bir alegoriye dönüştürüyor.

Yönetmen Philip Koch’un kısıtlı bir mekânla yarattığı yoğun atmosfer, hem anlatı açısından hem de görsel tercihler bakımından etkileyici. Fakat filmin en güçlü tarafı, cevaplar sunmaktan çok sorular açması. Finalde Olivia ve Tim’in dış dünyaya çıktığında gördüğü manzara -başka yerlerin de aynı sistem tarafından kuşatıldığını fark etmeleri- sadece bir çözüm değil, belki de daha büyük bir kapanın başlangıcını simgeliyor.

Brick, teknofobiye, izolasyona ve sistem karşısında bireyin çaresizliğine dair güçlü bir sinema deneyimi. Herkesin seveceği bir film olmayabilir; temposu yer yer ağır, karakter motivasyonları zaman zaman bulanık. Ama seyirciye sadece korku ya da gerilim değil, rahatsız edici bir düşünce bırakıyor: Belki de duvarlar artık dışımızda değil, içimizde örülüyor.


Can Ahmet Çelik‘ın diğer yazılarına bakmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

On Becoming a Guinea Fowl: Sessizliğin Dönüşümü

Eternal Sunshine of the Spotless Mind: Çaresiz Bir Paradoks

CAN AHMET ÇELİK
Selçuk Üniversitesinde Radyo Televizyon ve Sinema bölümünden mezun oldu. Aynı üniversitede aynı bölümde yüksek lisans yapıyor. Düzenli olarak okuyor, izliyor ve yazıyor.

On Becoming a Guinea Fowl: Sessizliğin Dönüşümü

önceki yazı

I Know What You Did Last Summer: Taklitçi Bir Nostalji Sömürüsü

sonraki yazı

Yorumlar

Yorumlar kapatıldı.

Bunlar da ilginizi çekebilir