Father benim Vancouver Film Festivali’nde izleyip en çok sevdiğim filmlerden biri. Bu yıl Venedik Film Festivali’nin Orizzonti bölümünde gösterilen Slovakya yapımı film Father orijinal adıyla Otec, festivalin en ses getiren zorlayıcı ve sert filmlerinden biri olarak anıldı. Çünkü işlediği konuyu dahi okuyunca en baştan bizi ne kadar zor bi deneyim beklediğini anlayabiliriz.
Father aslında “forgotten baby syndrome” yani ebeveynin kazayla bebeğini arabada unutması temasından yola çıkıyor. Ve ilk 15, 20 dakika boyunca neredeyse nefesimizi tutup o malum sahneyi bekliyoruz. Filmin en zirve noktası da burası zaten, baba karakterine hayat veren Milan Ondrick muhteşem oynamış, o korku dolu anlarda yaşananları iliklerimize kadar hissettiriyor adeta. Film aynı zamanda Slovakya’nın bu yılki Oscar adayı. Venedik sonrası Zürich Film Festivali’nde de “En İyi Uzun Metraj Film” ödülü almasıyla da Oscar’ın iddialı adaylarından biri gibi gözüküyor ama It Was Just an Accident, Sound of Falling, Sirât gibi filmleri düşününce işi çok zor. 
Olacaklardan Habersiz Sakin Bir Sabah
Her şey mükemmel başlıyor aslında, baba Michal koşudan gelmiş, rahatlatıcı bir duş, güzel bir kahvaltı. Herkes olacaklardan habersiz tabii. Kimin aklına gelebilir ki böyle bir şey? Anne kızını hazırlıyor ve babasıyla birlikte uğurluyor. Baba arabayı iş yerinin otoparkına park ediyor ve alelacele işe geçiyor. Önemli bir toplantı var çünkü, yeni menajer gelmiş şirkete. Onunla olan toplantılar, tanışmalar, şirketi gezmeler vs. derken saniyeler, dakikalar, saatler geçiyor derken bir telefon geliyor. Telefondaki kişi anne Zuzka, Michal’a kızlarının nerede olduğunu soruyor ve o an Michal’in beyninden kaynar sular dökülüyor ve her şey bir anda dank ediyor ve koşar adım otoparka arabanın yanına gidiyor.
O an yaşananları ayrıntılı anlatmak istemiyorum çünkü filmi izleyip o anı Michal’le beraber yaşamanızı isterim, belki kötü bir şey istediğim ama empati kurmak adına da önemli gerçekten. Zaten film boyunca bunun çevresinde dönüp duracaksınız, herkesin başına gelebilir mi, unutması onun suçu mu, bu yaptığı yüzünden hapse girmeli mi, bu hareketin affedilir bir yanı var mı? Yönetmen Tereza Nvotova zaten Father boyunca size bu vicdan muhabbetini yaptırıyor. Filmin sonunda kime hak vereceğiniz size kalmış tabi.
Travma, Uzaklaşma ve Kabullenme Üçgeni
Father aslında bu sert ve izlemesi zor trajik olaya değil bu olaydan sonra yaşananlara odaklanıyor. Çünkü asıl hikaye burada başlıyor, Michal’in bu yaşadığı olaya eşinin, arkadaşlarının ve çevresindeki insanların nasıl tepki vereceği merak ediliyor. Michal ile empati kurup onu anlayabilenleri de görüyoruz, yaptığının telafisi olmayan bir hata olduğunu ve hapis cezasını hak ettiğini söyleyen insanları da. Olaydan sonra Michal’in eşi Zuzka ile de arası iyice açılıyor. Yaşanan tramva ikilinin birbirinden uzaklaşmasına sebep oluyor, ama acı zamanla şekil değiştiriyor ve kabullenmeye dönüşüyor bir noktada. İlişkilerindeki her şey düzelmiyor ancak yönetmen affetmenin sessiz biçimsiz halini gösteriyor. Yaşananlar evliliği bitiriyor ama aynı zamanda ikisini birbirine zincirliyor diyebiliriz.
Filmin özellikle başlarında çok uzun planlar izliyoruz. Yönetmenin bu tercihine sadece estetik değil, bu durumu tam anlamıyla suçluluk duygusunun biçimi haline getirdiğini söyleyebiliriz. Bu uzun planlar aynı zamanda anlamsal işlev olarak “Kaçamama Hissi”ni yansıtıyor. Michal’in bir türlü kurtulamadığı o his. Kamera çoğunlukla Michal’in bir eylemi yavaş ve acı verici bir şekilde yaptığını izliyor. Ve kesme (cut) olmadığı için izleyici de onunla birlikte o sahnede hapsoluyor.
Bitmek bilmeyen uzun sekanslar bizi hikayenin içine sokmayı başaran en büyük etkenlerden. Örneğin Michal’ın tek başına oturduğu bir sahnede kamera 3 dakikadan fazla hareket etmeden kalıyor. Bu süre içinde hiçbir şey olmuyor ama izleyici kendi vicdanıyla baş başa kalıyor. Uzun planlar Father’da sadece bir sinema dili tercihi değil; karakterin vicdanının zamanını, seyircinin sabır eşiğini, suçun sessiz yankısını temsil ediyor. Father bu yönüyle sadece hikayesi ile değil kamera açıları ve görüntü yönetimi ile de çok başarılı bir iş ortaya koyduğunu kanıtlıyor.
Hüseyin Çakır‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.
Put Your Soul on Your Hand and Walk: Kırık Görüntülerle Yaşamak


















Yorumlar