Arakat Mag ve MUBI işbirliğiyle gerçekleşen bu özel röportajda, ilk uzun metraj filmi Hakkı ile dikkat çeken yönetmen Hikmet Kerem Özcan ile bir araya geldik. Kara komediyle başlayıp psikolojik gerilime evrilen film, Ege’nin kırsalında geçen, bir babanın takıntıya dönüşen arayışını ve içsel çöküşünü anlatıyor. Özcan, karakterin saplantıları, bilinçaltı imgeleri ve yaratım süreciyle ilgili derin ve samimi yanıtlar veriyor.
Sade ama güçlü görsel dili, atmosfer geçişleri ve etkileyici oyunculuklarıyla öne çıkan Hakkı, yurtdışı festivallerde büyük ilgi gördü ve şimdi Türkiye’de izleyiciyle buluşuyor. Yönetmenle gerçekleştirdiğimiz bu röportajda, filmin perde arkasına dair pek çok detay bulabilirsiniz.
Hakkı şu an MUBI’de gösterimde.

Hakkı’nın Doğuşu ve Ege’ye Yolculuk
Son kısa filminiz Rastlaşma ile prömiyerini geçtiğimiz yıl yapan ilk uzun metraj filminiz Hakkı arasında yaklaşık beş yıllık bir süre zarfı var. Bu zaman dilimi, Hakkı’nın tasarlanma aşaması ve sizin üretiminiz açısından nasıl geçti?
Hikmet Kerem Özcan: Üretim açısından oldukça yoğun geçti diyebilirim. Hakkı’dan önce aslında üzerinde çalıştığım başka bir uzun metraj senaryom vardı; senaryosu tamamen bitmiş, ön prodüksiyon aşamasına gelmiştik. Ancak ilk uzun metraj olarak prodüksiyon açısından çok zorlayıcıydı, ben de bu durumu görmezden gelemeyeceğim bir noktaya gelince, onu iptal edip Hakkı üzerinde yoğunlaştım. Hakkı’nın senaryosunu 2020’nin Ekim ayında tamamladım, çekimlerimizi ise 2022’nin Ekim-Kasım aylarında gerçekleştirdik. Ardından post-prodüksiyon ve festival başvuru süreçleri geldi, filmin ilk gösterimi 2024’ün Temmuz ayında gerçekleşti. Bu arada, bir sonraki projemin senaryosunu yazmaya devam ettim. Kısacası benim için baş döndürücü, yoğun ve fazlasıyla öğretici bir beş yıl oldu.
Hakkı, Ege yöresinin çeşitli zenginliklerinden faydalanan bir film. Öğrendiğim kadarıyla sizin de çocukluğunuz İzmir’de geçmiş. Bu bağlamda filminizin konumunu belirlerken hedeflediğiniz ve sizde çağrışım yapan şeyler nelerdi?
Hikmet Kerem Özcan: Filmin tamamen bir Ege filmi olması ve Ege’de geçmesini planlamıştım; tüm hikâyeyi bu bağlamda yazmıştım zaten. Ben aslında İzmir’in merkezinde büyüdüm ama Ege köylerini iyi bilecek kadar da oraya yakın oldum. O esinti bana hep geldi. Bu durum, hikâyenin lokal gücünü çok artırdı. Bu hikâye, dünyanın her yerinde geçebilir ama bence bu şekilde sadece Ege’de geçebilir. Prodüksiyonel tarafta ise çekim lokasyonlarını belirlerken en önemli şey, senaryodaki ağaç ve ev planlamasına uygun olmasıydı. Hem devasa bir ağaç olmalıydı hem de evin hem çekim açısından uygunluğu hem de görsel estetiği yüksek olmalıydı; çünkü eve müdahale imkanlarımız çok kısıtlı olacaktı. Yaklaşık 30 köy gezdikten sonra büyük bir tesadüf eseri tam da kafamdaki evi buldum.

Hakkı’nın Psikolojisi ve Anlatının Dönüşümü
Birazcık filmin ana odağı olan Hakkı karakterinden bahsetmek istiyorum. Karakterimiz yetersizlik duygusu içerisinde var olma mücadelesi verirken, bu doğrultuda kazdığı çukura kendi geleceğini indirgeyen bir persona içerisine saplanıyor. Yeri geldiğinde oğluna bile tüm geleceklerinin ve geri kalan her şeyin bu çukurda olduğunu söylüyor. Bu çerçevede Hakkı’nın tüm bu arayışı sizin için ne anlam ifade ediyor?
Hikmet Kerem Özcan: Hakkı’nın arayışı, benim için insanın hayatı boyunca içinde taşıdığı eksiklik duygusunu ve bunu tamamlama isteğini ifade ediyor. Bir anlamda arzunun kayıp nesnesini arıyor Hakkı. Onun hikâyesi, Platon‘un mağarasındaki sahte dünyadan gerçek dünyaya yapılan yolculuğun tam tersi. O, mağarasına dönüp ideaların da gerçek olduğunu iddia ediyor. Bu yolculukta her adımda güç arzusu artıyor ve arayışıyla güç istenci iç içe geçiyor. Bu açıdan baktığımızda Hakkı, aslında hepimizin içinde bulunan tatminsizlik ve hırs duygularının bir yansıması. Onun yolculuğu, insanın içindeki boşluğu saplantılı bir şekilde doldurmaya çalışmasının dramatik bir ifadesi bence.
Filmin içerisinde dengesi iyi ayarlanmış farklı atmosferlerin geçişine tanık oluyoruz. Anlatının ilk yarısı karakterlerin derinleştiği, ailenin ve hayallerin ön planda olduğu bir konumdayken, hikâye ilerledikçe karanlığın ve sanrıların hakim olduğu, psikolojik gerilim seviyesinin yükseldiği bir anlatı izliyoruz. Bu iki uç nokta arasındaki hassas dengeyi organik bir biçimde aktarmanızı mümkün kılan en önemli unsur neydi?
Hikmet Kerem Özcan: Film, kara komedi unsurları içeren bir aile draması olarak başlıyor; daha sonra suç janrına küçük bir temasta bulunup psikolojik gerilime evriliyor. Başından beri yapmak istediğim doğrultu buydu. Hakkı’yı başka çaresi olmayan bir karakterden çok, başlangıç noktasında aslında her şeyi olan ama tıpkı bir çukurun giderek büyümesi gibi bile isteye dibe inmeye çalışan biri olarak düşündüm. Karakterin en büyük çelişkisinin karşı koyamadığı olaylar neticesinde itildiği yerden ziyade, karşı koyamadığı benliği olmasını çekici buldum. Bu da beni atmosferi usulca değişen bir film yapmaya itti. Her bir bölümü karakterin farklı evreleri, farklı Hakkılar gibi düşündüm. Tabii burada Bülent Emin Yarar ile çalışmanın ve tüm o geçişleri provalar bile başlamadan önce uzun uzun tartışmanın, karakterin yansıtılmasında çok büyük etkisi oldu.

Kazdıkça Derinleşen Saplantılar
Ana karakterimiz Hakkı, bir sahnede geçmişinden bahsederken yoksulluğu bir hastalık olarak gördüğünü ve çocuklarına bu hastalık bulaşmasın diye kazmayı sürdürdüğünü söylüyor. Öte yandan da ailesiyle hiçbir zaman dilediği o sıcakkanlı hayatı yaşayamıyor. Bir nevi kendi kazdığı çukurun kurbanı oluyor. Karakterin ailesi ve kazı yaptığı alanla olan psikolojik ilişkisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Hikmet Kerem Özcan: Aslında kazı yaptığı alana bir şekilde bağımlı olduğunu ve kendini orada güçlü hissettiğini düşünüyorum. Bu güç aslında o an için maddi bir güç değil, her şeyi değiştirebileceğine dair kurduğu hayalin gücü. Başlangıçta tezgahın başında uyuklayan Hakkı, orada son derece hedefe odaklanmış ve azimli. Aslında bir nevi apati durumundan manik duruma geçiyor. Ama asıl soru, bu duyguyu hissettiği nesne buna değer mi? Ailesi ile ilgili de biraz varsayımsal düşünüyor. Zaman Hakkı’nın tünelinde durmuş gibi; ama dışarıda ailesi için durmuyor, ailesi değişiyor.
Önceki kısa filmlerinizde rüya ve bilinçaltı tasvirlerinize tanık olmuştuk. Koridor ve Rastlaşma, ana karakterlerin gördükleri bir rüyadan uyanmaları ile açılıyordu. Hakkı’nın da rüyalarında sürekli gördüğü bir siyah keçi figürüne rastlıyoruz. Bu doğrultuda sinemanızda bilinçaltının ve karakterlerin iç içe geçtiğini söyleyebilir miyiz?
Hikmet Kerem Özcan: Rüya, aslında sinemada çok sık kullanılan bir motif; sinemanın imgelem dünyasını yansıtmak için iyi bir araç. Bunun yanında kişisel olarak da karakterlerin bilinçaltını yansıtan motifler bana ilgi çekici geliyor. Ben rüya için hep şunu düşünmeye çalışıyorum: “Karakter bu anda bir rüya görseydi ne görürdü?” Kendim de çok fazla rüya gören ve bunları not alan biri olarak, direkt bir alegoriden ve sembolizmden uzaklaşmaya çalışıyorum; çünkü birçok rüyamın ne anlama geldiğini ben de bulamıyorum. Keçi figüründe de şunu düşünmüştüm: “Hakkı bu durumda bir rüya görseydi ne görürdü?” Aklıma keçi geldi, çünkü bence enteresan bir hayvan; çok gri bir alanda duruyor gibi ve yüzlerce farklı manayı bünyesinde barındırabiliyor olabilir.

Oyunculuk Gücü ve Prodüksiyon Zorlukları
Film boyunca Hülya Gülşen, Özgür Emre Yıldırım, Cem Zeynel Kılıç gibi isimlerle birlikte hiç kuşkusuz Bülent Emin Yarar muazzam ve oldukça eforlu bir oyunculuk sergiliyor. İlk uzun metrajınızda kendisiyle ve geriye kalan oyuncu ekibiyle çalışıyor olmak size ne gibi katkılar sağladı?
Hikmet Kerem Özcan: Hakkı‘nın, başından beri oyunculuğun kesin olarak çok önemli olduğu, oyunculuğa çok fazla yük bindiren bir senaryo olduğunu düşündüm. İyi oyuncularla çalışmak zorunda gibi hissettim. Ve gerçekten de bunu başarabilmek, çok iyi oyuncularla çalışabilmek müthiş bir şanstı. Bülent Emin Yarar, hem oyunculuğu hem disipliniyle setin temposunu yükseltti; karakterin dönüşümünü çok incelikli oynadı. Hülya Gülşen, Özgür Emre Yıldırım ve Cem Zeynel Kılıç da rollerine çok sıkı tutundu, hikâyeye derinlik kattı. Böyle güçlü bir kadro, ilk filmimde anlatmak istediğim dünyayı güvenle kurmama yardımcı oldu.
Hakkı, gerçeklikle içselleştirilmiş bir anlatımı benimsiyor. Kameranın tedirgin sallanışları altında ana karakterimiz Hakkı’nın bir nevi nevrozuna tanık oluyoruz. Bu çerçevede, yağmur ve çamur içeren yoğun sekanslar ile kazı yapılan alandaki çekimleri prodüksiyon olarak nasıl tasarladınız?
Hikmet Kerem Özcan: Prodüksiyonel olarak şöyle oldu: Öncelikle boş bir araziye farklı boyutlarda üç hendek kazdık. Biri dar açılar için, biri geniş açılar için, biri de tünelin başlangıç hali için. Daha sonra straforlardan oluşan modüler bir çatı ile çekim yapacağımızda üzerini kapattık. Tabii tüm açılar için sağlam bir ön çalışma ve planlama gerekiyordu, fakat çekim kısmı sanılanın aksine görece kolaydı. Klostrofobik olduğu düşünülen yerler rahatça çekildi. Ama yağmur sekansına geldiğimizde işler zorlaştı. Orada da bir su tankeri geldi ve yetenekli set ekibimiz bir damla sistemi yaptı. Böylelikle istediğimiz zaman suyu açıp su bastırabiliyor, istediğimi zaman da suyu durdurabiliyorduk. Biraz kurumasını bekleyip tekrar çekiyorduk. Yavaş ilerleyen sabırlı bir bölümdü, özellikle de aksiyonel bir şey çektiğimiz ve bunun için çok da yeterli imkanlara sahip olmadığımız düşünüldüğünde zordu. Ama tüm ekibin inanılmaz odağı ve motivasyonu ile halloldu. Setteki herkes, farklı bir şey denediğimizin farkına vardı ve o sahnelerin çok iyi olması istedi. Bu enerji de sahneye yansıdı.

Köklü İlhamlar ve Uluslararası Başarılar
Filminizi izlerken Tolstoy’un İnsana Ne Kadar Toprak Lazım hikayesi aklıma geldi. Hakkı gibi kazandığından daha fazlasını isteyen Pahom, takıntısını gerçekleştirirken kendi sonunu getiriyordu. Hakkı gibi hikâye süresince dönüşüm yaşayarak daha karanlık yollara ilerleyen bir karakteri tasarlarken size ilham kaynağı olan bir film, metin ya da çağrışım yaratan bir unsur oldu mu? Genel olarak sinema üretiminizi besleyen yönetmenler veya kaynaklarınız nelerdir?
Hikmet Kerem Özcan: İnsana Ne Kadar Toprak Lazım çok güçlü bir eser ve Hakkı’nın kaynaklarından biri. Yılmaz Güney’in Umut filmi de bir diğer çok güçlü etki kaynağı. Metin Erksan‘dan Yılanların Öcü de öyle. Darren Aronofsky’nin karakter odaklı filmleri, özellikle Black Swan’daki çift karakterli yapı da bana ilham verdi; hep iki Hakkı olduğunu hayal ettim. Dardenne Kardeşler de özellikle yapısal olarak beni etkilemiş olabilir.
Bunun dışında, suç-suça bulaşma kısmında da soygun dramalarının kara komedik bir pastişi var. Burası da Coen Kardeşler‘e yakın bir yerde duruyor. Ve final olarak, birçok sinemacıyı en çok etkileyen yönetmen olan Paul Thomas Anderson’ı söyleyebilirim. There Will Be Blood bir diğer topraktan zenginlik arama filmidir, orada da kazması elinde bir adam toprağın derinliklerinin peşindedir. Tabii aslında bambaşka bir film o, ama Hakkı’nın bir diğer atası bana göre.
Son olarak festival süreçlerinizden bahsetmek istiyorum. İlk uzun metrajınız Hakkı ile dünya prömiyerinizi Uluslararası Aegean Film Festivali’nde yaptınız. 2. Montreal Uluslararası Film Festivali’nde Onur Mansiyonu’na layık görüldükten sonra Vancouver ve Oldenburg gibi festivallerde yer aldınız. Ülkemizde ise Altın Koza Film Festivali’nde ve Ankara Film Festivali’nde önemli geri dönüşler ve ödüller kazandınız. Festival süreçleri sizin için nasıl geçti? Eleştirmenlerin ve seyircilerin tepkisini nasıl buldunuz?
Hikmet Kerem Özcan: Festival süreci filmin ikinci yaşamı oldu. Dünya prömiyerini Patmos’taki Aegean Film Festivali’nde yaptık; Ege’de geçen hikâyeyi yine Ege’de göstermek anlamlıydı. Montreal’de ve Vancouver’da hırs temasını “evrensel bir bağımlılık” olarak yorumladılar, Oldenburg’da ise sade görsel dil ve oyunculuklar öne çıktı. Santa Barbara Film Festivali’nde Amerikalı izleyiciler Hakkı’nın hırsını aile dramıyla birlikte okudu; soru-cevap bölümü oldukça canlı geçti. Seyircilerin filmle derin bir bağ kurduğunu hissettiğim çok an yaşadım. Türkiye’de Altın Koza ve Ankara Film Festivalleri’nde de yoğun geri dönüşler aldık. Eleştirmen yorumları genel olarak olumluydu.
Ahmet Duvan‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.






















Yorumlar