Bill Condon’ın Manuel Puig’in aynı isimli romanından uyarladığı Kiss of the Spider Woman, Filmekimi’nde izleyiciyle buluştu. 1992’de sahneye taşınan Broadway müzikalinin metnine sadık olmasıyla öne çıkan Kiss of the Spider Woman, bir hapishane hücresini ekrana taşıyor. Aynı zamanda izleyiciyi anlatılan filmin ritmiyle gerçeklikten kaçmaya davet ediyor.

Vitrin düzenleyicisi olarak çalışan Luis Molina (Tonatiuh), umumi alanda bir erkekle yakalandığında ceza alır. Genç bir devrimci olarak tanınan Valentin Arregui (Diego Luna) ise siyasi mahkum olarak hapis yatar. Normal şartlarda yan yana gelemeyecek bu iki karakter, aynı hücrede kalmaya başladığında olaylar gelişir. Valentin, yirmi altı yaşında, entelektüel ve sessiz bir görünüm çizer. Molina ise kırk yaşına yakın, konuşkan, neşeli ve meraklı biridir. Bu sayede Valentin’in buzlarını eritir. Küçücük hücrede günlerin geçebilmesi için birbirleriyle iletişim kurmaları, dahası anlatmaları gerekir. Molina, hayranı olduğu Ingrid Luna’nın (Jennifer Lopez) oynadığı filmi anlatmaya böyle başlar. Zamanın hızlanması için hayal güçlerinden daha iyi bir sığınak yoktur. Oldukları yerden uzaklaşmak zamana, acıya ve çaresizliğe direnme gücü verir. Zira arka planda şiddet ve işkencenin ayak sesleri duyulur.

Kiss of the Spider Woman Film İncelemesi Arakat Mag 2025 Filmekimi Bill Condon Diego Luna Tonatiuh Jennifer Lopez

Güven Kazanmak İçin Anlatmak

Çağlar boyunca kurulan anlatıcı-dinleyici ilişkisi iki insanı birbirine yaklaştıran en kısa yoldur. Anlatan taraf güvenilmez olmayı göze alır çünkü her yeniden anlatım hikâyeyi değiştirir. Dinleyen ise şüpheciliği bir yere kadar sürdürür, dayanamadığı yerde kendini anlatılanlara bırakır. İki insan arasında sağlanan bu sözsüz anlaşma, asırlardır sürer. Hem zor koşullar altında kurulan arkadaşlığın temelini de bu oluşturur. Kiss of the Spider Woman, meselesini bu dinamiğin ortasına kurar. Anlatmaya meyilli, tüm klişelerine rağmen filmlere derin bir tutkuyla bağlı olan Molina, anlatıcı; hayattaki gayesi gereği şüpheci olan Valentin ise dinleyici rolünü benimser. Anlatmak çoğu zaman, karşı tarafın güvenini kazanmayı ve onun da anlatmasını sağlamayı hedefler. Molina’nın da niyeti farklı değildir, anlattıkça Valentin’in dilinin çözüleceğini umar.

Valentin, Molina’yı geveze, anlattığı filmi banal bulur. Yine de uykuya dalmak için filmden söz edilmesine ihtiyaç duyar. Öyle ki Molina’nın bizi bir müzikalin ortasına bıraktığı anlatımda güzel kadınlar, iyi dostlar, yeni doğan bir aşk ve düşmanlar vardır. Aurora (Jennifer Lopez) söylenene göre kökleriyle bağlarını koparmamış, güzel bir kadındır. Yanında eşcinsel olduğunu saklayan en iyi dostu Kendall Nespit’i görürüz. Bu karakteri Molina’nın suretinde izleriz. Tıpkı Aurora’nın aşık olduğu Armando’yu Valentin’in bedeninde gördüğümüz gibi. Tabii filmin dünyası renkli ve hareketlidir. Haliyle Molina ile Valentin de filmin dünyasında hapishanedekine kıyasla daha iyi görünür.

Molina, sadece Valentin’e anlatmaz, aynı zamanda seyirciden de kurallarını onun belirlediği dünyaya girmesini ister. Ne var ki onun anlattıkları Valentin’in anlatma dürtüsüne tesir etmez. Örgüte ve devrim planlarına dair ağzını bıçak açmaz. Yalnızca burjuva sınıfından gelen, aşık olduğu kadının, Marta’nın (Josefina Scaglione) ismini söyler. Bir sahnede Aurora’nın yüzüyle yer değiştiren Josefina Scaglione, bana kalırsa anlatılan filmin ana karakteri olmaya daha uygundur. Zira Kiss of the Spider Woman’ın en zayıf noktası, Jennifer Lopez’in performansına olan saplantılı yaklaşımıdır.

Kiss of the Spider Woman Film İncelemesi Arakat Mag 2025 Filmekimi Bill Condon Diego Luna Tonatiuh Jennifer Lopez

Neysem Oyum

İzleyici Molina’yı kolaylıkla sever çünkü son derece evcimen biri olarak hapishaneyi bile eve dönüştürür. Ranzasının kenarından sarkıttığı boncuklu perdeler, az malzemesi olmasına rağmen hazırladığı minik öğünler bunu destekler. Valentin’e gösterilen işkenceden çıkmış tanıdıkları Molina için yabancı bir dünyaya işaret eder. Gördükleri karşısında kafasını çevirir, kaçabiliyorsam neden burada olayım ki der, filmlerin dünyasında olmayı seçer. Molina, bu anlamda yüzeysel biri olmasına rağmen, hissettiği kırılganlığı göstermekten vazgeçmez. Neyse odur ve olduğu hali “kadın” olarak tanımlar. Hatta Kiss of the Spider Woman’da eksik kalan politik taraf, kitaptaki şu cümlede çok canlıdır: “Daha fazla insan, kadın gibi hissetseydi dünyada işkence olmazdı.”

Kitapta Molina’nın şiddetin özüne ilişkin farkındalığı, filmde kendine daha az yer bulur. Molina, hapishane müdürü tarafından casus olarak Valentin’in yanına yerleştirilir. Çünkü Valentin, başka hücre arkadaşlarından şüphe edecek, Molina’yı ise zararsız bulacaktır. Diğer yandan Molina istenen bilgileri sağlarsa şartlı tahliye olacak, hasta annesinin yanına gidebilecektir. Ancak Valentin ile aralarında gelişen dostluk karşılıklı kabulle şekillenir. Valentin, Molina’nın filmlerini, kadın gibi hissetmesini, gevezeliklerini ve anaç doğasını kabul eder. Molina ise Valentin’in kapalı kutuluğuna saygı duyar ve ona derin bir sevgiyle yaklaşır.

Kiss of the Spider Woman’ın en dokunaklı sahnelerinden birinde, Valentin verilen yemekten zehirlenir ve acıdan kıvranır. Gardiyanlara haber verirse ve revire götürülürse morfin verilmesinden korkar. Bu yüzden direncini kıracak bu maddeyi reddederek ishal olup altına yapmayı seçer. Molina ona şefkatle yaklaşır, altına yaptığında giysilerini temizler. Aralarında gelişen şefkat bağı, zamanla aşka dönüştüğünde bunu sağlayan koşullardır.

Kiss of the Spider Woman Film İncelemesi Arakat Mag 2025 Filmekimi Bill Condon Diego Luna Tonatiuh Jennifer Lopez

Bambaşka Bir Versiyon, Yeniden

Manuel Puig’in 1976’da yayımlanan Örümcek Kadının Öpücüğü romanı, yayımlandığı dönemin koşullarına uygun bir anlatım yolu seçer. Okuru doğrudan diyaloglardan oluşan bir metnin içine bırakır. Başta hangi karakterin konuştuğu, kimin dinleyip cevap verdiği belirsizdir. Konuşma biçimlerinden kim olduklarını çıkardığımız yaptığımız karakterler, klasik roman yapısından ayrı durur. Dolayısıyla yönetmenlerin üzerine özgürce film inşa edebileceği bir alan oluşur. 1985’te ilk defa beyaz perdeye uyarlandığında tercih edilen diyaloglar kitaba daha sadıktır. En önemlisi de Molina’nın anlattığı film, romanda yer alan birkaç filmden biridir. Böylece romanın okuru filmin dünyasına daha kolay girer. Politik tarafı ağır basar, köpürtecek detaylar seyrektir. Diğer yandan örümcek kadın efsanesinin esamesi okunmaz. Sanki Leonard Schrader, romanı uyarlarken bu efsaneye filmde yer vermek istememiştir. Molina karakterini canlandıran William Hurt’ün 1986’da En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar’ını alması ise boşuna değildir.

Günümüzde yapılan Kiss of the Spider Woman ise 1992’de Broadway’de sahnelenmeye başlayan versiyondan ilham alır. Terrence McNally’nin kitabına dayanan Kiss of the Spider Woman’da anlatılan film tamamen farklıdır. Romanda yan bir tema olan spider woman bu defa Molina’nın arzularını, ölüm ve yaşama bakışını ifade etmek için kullanılır. Oysa romanda bahsedilen filmler dönemin sansürünü atlatabilmek amacıyla politika, aşk ve cinselliğin birer metaforudur. Kiss of the Spider Woman’ın filme yüklediği anlam ise yapay bir politik söyleme ve Molina’nın iç dünyasına dayanır. Molina’ya hayat veren Tonatiuh’un performansı dikkat çekmesine rağmen, beklenti romana uygun bir versiyonun izleyiciye sunulmasıdır. Broadway başta olmak üzere dünyanın pek çok yerinde sahnelenen müzikali izlesem, etkilenebilirim ancak 2025 yapımı uyarlamanın beni tatmin etmediğini söylemek zorundayım.


Burcu Demirer‘in diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Splitsville: Ayrılanlar Hala Sevgili

Nouvelle Vague: Sadık Bir Taklit

BURCU DEMİRER
28 yaşında, İstanbul'da yaşıyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde Halkla İlişkiler ve Karşılaştırmalı Edebiyat okudu. Metin yazarı olarak çalışıyor. Edebiyat, sinema ve tiyatro aracılığıyla yarınki yüzünü keşfediyor.

    Ghost of Yōtei: İntikam Yolcusu Bir Hayalet

    önceki yazı

    Regretting You: Kabullenişin Zorluğu

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Yorumlar kapatıldı.

    Bunlar da ilginizi çekebilir