35. Ankara Film Festivali’nde izleme fırsatı bulduğum ve sonrasında soru-cevap kısmının moderatörlüğünü yaptığım Köpekle Kurt Arasında, varoluşçu temasıyla dikkat çekiyor…
Bu yazı Köpekle Kurt Arasında filmi hakkında spoiler içerebilir.
Hafızalara daha çok “Neden Tarkovski Olamıyorum…” filmiyle kazınan Murat Düzgünoğlu’nun yeni filmi Köpekle Kurt Arasında yalnızlık ve toplumsal yabancılaşmanın gölgesinde süregelen varoluşsal sorgulamaları çarpıcı bir dille perdeye taşıyan bir film. Toplumsal normların ve bireysel özgürlük arayışlarının çatıştığı, varoluşçu bir sorgulamanın merkezine kurulmuş hikayede baş karakter Orhan’ın geçmişine, özellikle babasına duyduğu öfkeyi ve işsizlik sürecini izleriz. Onun dünyasında, ekonomik çıkmazlar ve toplumsal baskılar yalnızca yüzeyde kalan sorunlardır; asıl mücadele, iç dünyasında sürer. Orhan, gelgitler içinde kaybolmuş, geçmişin yüküyle boğuşurken geleceğe dair umutlarını yitirmiş bir karakter olarak karşımıza çıkar.
Orhan’ın ruhsal dünyası, köpek ile kurt metaforlarıyla ifade edilen iki zıt kutup arasında bir çatışma olarak resmedilir. Köpek, Orhan’ın toplumun kurallarına uyma ve itaat etme eğilimini, bir aidiyet arayışını simgelerken; kurt, onun içgüdüsel özgürlük arzusunu ve vahşiliğini temsil eder. Orhan, bir yandan kuralların dışına çıkıp içindeki kurdu serbest bırakmak isterken, diğer yandan pişmanlık ve suçluluk duygusuyla boğuşur. Bu içsel ikilem, izleyiciyi insan doğasının evcilleştirilmiş ve vahşi yanlarını sorgulamaya iter. Orhan’ın yaşadığı varoluşsal kriz, özellikle geçmişteki baba figürüyle olan sorunlu ilişkilerden beslenir. İzzet, Orhan’ın hayatında bir nevi baba figürü olarak belirir ve ona rehberlik ederken aynı zamanda otorite kurmaya çalışır. Ancak bu, Orhan’ın bilinçaltında derin bir çatışmayı tetikler. İzzet’in sürekli eleştirileri ve doğru yolu göstermeye çalışması, Orhan’ın özgürlüğünü tehdit eden bir baskı unsuru haline gelir. İzzet’in öldürülmesi, yüzeyde ani ve şiddet dolu bir tepki gibi görünse de, aslında Orhan’ın iç dünyasında bir otorite figürüyle hesaplaşmanın simgesidir.
Orhan’ın eski nişanlısı Aslı ile yeniden bir araya gelmesi, ikisinin de toplumsal baskılardan kaçış ve bireysel kurtuluş arayışlarını yansıtır. Aslı, modern hayatın sıkıştırdığı bireyler gibi, rahat bir yaşam hayaline ulaşma çabası içindedir. Ancak Orhan’ın giderek gerçeklikten kopması ve hayata yabancılaşması, bu ilişkiyi de karmaşık bir hale getirir. Yönetmen, bu iki karakterin birbirlerinden uzaklaşırken kendilerini yeniden bulma çabalarını, hayal ve gerçek arasında bulanıklaşan bir çizgide işler.

Sinematografi ve Görsel Anlatım: İçsel Dünyanın Yansıması
Köpekle Kurt Arasında, bağımsız sinemanın anlatı dilini işlerken izleyiciyi derinlemesine bir içsel yolculuğa çıkarıyor. Filmin sinematografisi, Orhan’ın karmaşık ruhsal dünyasını aktarmada başarılı. Loş ve karanlık tonların hakim olduğu sahneler, Orhan’ın yalnızlığı ve içsel çatışmalarıyla uyumlu bir atmosfer yaratıyor. Özellikle dar açılı ve klostrofobik kadrajlar, karakterin sıkışmışlığını ve toplumdan yabancılaşmasını vurguluyor. Yönetmen, genellikle sabit kameralar kullanarak izleyiciyi Orhan’ın iç dünyasına adeta hapsediyor. Işık kullanımı, sahnelerin duygusal yoğunluğunu hissettirirken, Orhan’ın kriz yaşadığı sahnelerde soğuk renkler onun içsel dünyasındaki kırılmaları ve karanlığı yansıtabiliyor.
Filmde mekanlar, Orhan’ın içsel dünyasının birer yansıması olarak özenle seçilmiş. Düzensiz ve dağınık dekorlar, karakterin yaşamındaki kaosu ve kendini bulma arayışını yansıtıyor. Dış mekan çekimlerinde, şehrin kalabalıklığına rağmen Orhan’ın yalnızlığını hissettiren uzak çekimler kullanılmış. Bu teknik – estetik yönetmen tercihinden dolayı karakterle seyirci arasındaki mesafe film ilerledikçe açılıyor…

Jean-Paul Sartre’ın Felsefesi ve Filmin Alt Metni
Jean-Paul Sartre‘ın varoluşçuluğu, filmin alt metnini oluşturan en önemli düşünce temellerinden biri. Sartre’a göre insan, önce dünyaya atılır ve var olur; ardından yaptığı seçimlerle kendi özünü yaratır. Bu felsefi yaklaşım, filmin ana karakteri Orhan’ın içsel yolculuğuna da damgasını vurur. Orhan, yaşamında özgürlüğü ararken karşılaştığı her köşede bir seçim yapmak zorunda kalır. Ancak, bu özgürlük arayışı bir yandan da seçimlerin kaçınılmaz bedellerini beraberinde getirir. Film boyunca Orhan’ın içsel çatışmaları, modern insanın varoluşsal gerilimlerini yeniden düşündürür. Orhan’ın yaşadığı bu ikilem, modern bireyin hem uyumlu hem de başkaldıran doğasını anlamaya dair derin bir perspektif sunar. Sartre’ın “İnsan özgürlüğe mahkumdur.” görüşü, filmde, özgürlüğün bir yük ve aynı zamanda bir zorunluluk olduğuna dair güçlü bir vurgu ile işlenir. Özgürlüğün getirdiği ağırlık, bireyin kendi varlığını anlamlandırma çabası ve toplumsal normlarla olan çatışması, minimalist ve derinlemesine bir sinema diliyle aktarılmış. Dünya sinemasında benzer temalı filmleri sıkça görsek de Murat Düzgünoğlu, bu temaları kendine özgü bir üslupla ele alarak farkını ortaya koyuyor. Sinemada esas olan, ne anlattığınızdan ziyade nasıl anlattığınızdır. Bir filmi değerlendirirken bunu unutmamak gerekir.
Sonuç olarak, Köpekle Kurt Arasında, izleyiciye yalnızca bir hikaye anlatmakla kalmıyor; aynı zamanda onu insanın varoluşsal derinliklerine de sürüklüyor. “Gerçek özgürlük nedir?” ve “Seçimlerimiz bizi gerçekten özgürleştirir mi yoksa görünmez zincirlerle mi kuşatır?” gibi soruları yeniden düşünmeye davet ediyor. Orhan’ın yaşadığı içsel çatışmalar, modern insanın kimlik arayışında sıkışmışlığına ve özgürlüğe duyulan özleme dokunaklı bir ayna tutuyor. Köpekle Kurt Arasında, hem bireysel hem de toplumsal düzlemde sorgulamalara kapı aralarken, izleyiciyi kendi yaşamına ve seçimlerine farklı bir gözle bakmaya davet ediyor. Böylece yalnızca bir seyirlik değil, aynı zamanda derinlemesine bir düşünsel deneyim sunuyor.
Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.























Yorumlar