
Marathon (PC)
Eğer üç kişilik bir arkadaş grubunuz varsa ve retro-fütüristik bir dünyada PvP deneyimi yaşamak istiyorsanız, Marathon size güzel anlar sunacaktır. Fakat Halo ve Destiny'den bildiğimiz içerik zenginliğini bu oyundan bekliyorsanız Marathon sizin için doğru oyun değil.
Bungie‘den bahsedildiğinde birinci şahıs nişancı (FPS) oyunlarını seven herkesin aklına efsanevi Halo ve Destiny serileri gelir. Ekibin bu evrenlerde yarattığı o tatmin edici silah hissiyatı ve devasa dünyalar, sektörde öncü oyunlar olarak anılmalarına sebep oldu. Şu sıralar büyük bir extraction shooter furyası olduğundan dolayı, firma da bundan nasibini almak için Marathon isimli oyununu duyurdu. Marathon aslında yeni bir marka değil. Bungie, 1994 yılında DOOM ile rekabet edebilmek için sadece Macintosh’a özel olarak orijinal Marathon oyununu çıkarmış. Rekabetçi ve acımasız yapısı ile bilinen bu türe Bungie‘nin kendine özel bilim kurgu dünyasının nasıl konulacağı büyük bir merak konusuydu.
Türün çok büyük bir sevdalısı değilim, fakat çıkan oyunları takip edip videolarını izlemeye çalışırım. Bu türe ait en uzun süre oynadığım oyun Arc Raiders‘dı ve onu bile normal bir extraction shooter oyuncusu kadar oynamadım. Marathon çıkalı neredeyse bir ay oluyor ve ben de PlayStation‘ın bizlere sağladığı kod sayesinde oynama fırsatı buldum. Bu uzun deneyim sürecimde oyunun hem iyi yanlarını hem de tökezleyen ve eksik yönlerini görme şansım oldu. Gelin şimdi Bungie‘nin yeni oyununun beğendiğim ve beğenmediğim yönlerini detaylı bir şekilde ele alalım.

Büyüleyici Bir Dünya
Marathon‘un dünyası ve sanat yönetimi, oyunun açık ara en güçlü yanı. İnanılmaz derecede canlı, etkileyici ve renkli sanat tasarımı sayesinde, estetik açıdan sektörde farklı ve güzel bir iş çıkarılmış. Her bir haritaya ilk adım attığınızda, o devasa ölçek ve melankolik post-apokaliptik atmosfer sizi anında içine çekiyor. Oyunun çevresi gerçekten görülmeye değer. Mesela bazen bir binaya girdiğinizi sanıyorsunuz, fakat aslında kocaman bir aracın içine girmiş oluyorsunuz. Oyunda aynı Dune filmlerindeki gibi büyük ölçekli araç tasarımları mevcut.
Bu dünyaya, Bungie‘nin 30 yıllık tecrübesinin ürünü olan tatmin edici silah mekanikleri ekleniyor. Gunplay hissiyatı gerçekten çok iyi ve duyarlı. Bu sayede oyundaki her mücadele etkileyici oluyor. Her silahın kendine has bir ağırlığı, tepkisi ve etkisi de bulunuyor. Ancak silahlar bildiğimiz silahlar gibi değil. Daha köşeli ve retro-fütüristik bir tasarıma sahipler. Bu da oyunun uzak gelecekte geçen evrenine iyi hizmet ediyor. Ayrıca, mermilerin hedeflere ulaştığındaki geri bildirimleri ve çatışma animasyonları ile Bungie‘nin bu işi ne kadar iyi yaptığını görebiliyoruz. Tüm bunlara karşın, harika görünen bir dünya ve çok iyi silah mekanikleri, bir extraction shooter oyununu tek başına ayakta tutmaya yetmiyor.

Acımasız Bir Döngü ve İçerik Kıtlığı
Oyunun temel döngüsü aslında tanıdık. Bir kontrat ve ekipman seçiyor, haritaya iniyor, hayatta kalmaya çalışıp ganimet topluyor ve belli extraction pointleri kullanarak haritadan çıkmaya çalışıyorsunuz. Ancak Marathon, bu hayatta kalma stresini biraz farklı yorumlamış. Oyun her türlü öldürme eylemini fazlasıyla ödüllendiriyor. Birilerini öldürüp başarılı bir şekilde haritadan çıkamasanız bile aldığınız tecrübe puanları ile aslında bir şey kaybetmiyorsunuz.
Ücretsiz bir şekilde sağlanan ekipman setleri sayesinde ise oyuncular “nasıl olsa kaybedecek bir şeyleri olmadığını” düşünerek, rahat bir şekilde çatışmaya girebiliyor. Bu yüzden de harita üzerindeki herkes sizin için ölümcül bir tehdit olabiliyor. Örnek vermek gerekirse Arc Raiders, bu anlamda proximity chat kullanarak oynanabilen en iyi oyunlardan birisi. Öyle ki, Arc Raiders‘da birilerini vurduğunuz zaman sizin kullanıcı adınızı topluluk gruplarına atıp sizi bir nevi ifşa ediyorlardı. Arc Raiders, bu dengeyi oyundaki robotları inanılmaz derecede zor yaparak insanları birbirine muhtaç ederek kurmuştu. Marathon‘daki denge ise herkesin birbirini öldürmesi üzerine kurulu.
Oyunda “Shell” adı verilen farklı sınıflar mevcut. Bu da oyunu benzerlerinden ayıran bir tercih. Hasar odaklı Destroyer, hareket kabiliyeti yüksek Vandal, istihbaratçı Recon, gizlilik ustası Assassin, can basan Triage, soygun odaklı Thief ve sadece solo girenler için tasarlanmış, boş bir sayfa olan Rook gibi seçenekler var. Sınıfların yetenekleri de fena tasarlanmamış. Zamanında Valorant çıktığında onun için “karakter seçmeli Counter-Strike” diyorduk. Marathon için de şöyle söylenebilir: Apex Legends dinamikleri ile bir extraction shooter oyunu çıksa bu şekilde olurmuş. Çeşitli özelliklere sahip karakterler bulunduğundan dolayı, tam potansiyeliniz 3 kişilik bir takım olduğunuzda çıkıyor. Öte yandan, oyunu tek başınıza oynamak gerçekten zor. Üstelik, dediğim gibi insanlar ile iletişim kurmak da zor olduğundan dolayı, oyun solo oynayanlar için bazen cehenneme dönebiliyor.
Bunlara ek olarak, haritalar fazla dar tasarlanmış. Ortalama bir oyun 15-20 dakika sürüyor. Aslında oyunun hızlı bir şekilde başlayıp bitmesi bazen iyi olabilir. Fakat bu yüzden durmadan çatışmaya girmeniz gerekiyor. Başlangıç haritası olan Perimeter o kadar dar ve küçük ki, insan oynarken sıkılıyor. Bir de bazen tecrübeli oyuncular acemileri avlamak için bu haritaya kamp kuruyorlar. Bu durum da biraz tat kaçırabiliyor. Sonraki haritalar ise ilki kadar dar ve küçük değil, ama yine de yeterince büyük hissettirmiyorlar. Ayrıca, haritaya inip gerçekleştirmeye çalıştığımız görevler inanılmaz sıkıcı. Bir çoğu “git ve bunu getir” mantığına dayanan uğraşılmamış ve tembel tasarıma sahip görevler. Bir diğer kötü özellik ise, oyunda tek bir görevi seçebiliyor olmamız. En azından birkaç görevi aynı anda yapabilme imkanımız olsaydı, görevlerin sıkıcılığını azaltmak adına iyi olurdu.

Arayüz Kabusu
Oyunun beni açık ara en çok yoran kısmı arayüzü oldu. Özenle tasarlanmış dünya ve silah mekaniklerine sahip böylesine bir oyun, nasıl bu kadar yorucu bir arayüze sahip olabiliyor gerçekten bilmiyorum. Zira, menü inanılmaz derecede karışık. Öncelikle, eşyaların envanterde görünen tasarımları birbirlerine çok benziyor. Çatışmadan sonra loot yaparken aldığınız eşyayı anlamanız içinse oyunda uzun bir süre vakit geçirmeniz gerekiyor. Oyunun ilk halindeki envanter yönetimi çok daha kötü haldeydi. Neyse ki bu durumu düzelttiler ama oyunun arayüzü beni yine de hâlâ yoruyor. Öte yandan, haritada dolaşan NPCleri uzaktan gerçek oyuncular ile karıştırabiliyorsunuz. Yakından bakıldığı zaman aralarında pek fark yok belki, ama bu kadar hızlı oynanan bir oyunda benzer bir tasarıma gidilmiş olması bence yanlış.
Başarılı bir şekilde haritadan çıkıp envanterimizi doldurduktan sonra oyunun bize sunduğu cezbedici bir şey de kalmıyor. Ek olarak, kozmetiklerin ilgi çekici olmaması ve sezonlar arası ilerlemenizin sıfırlanması bence doğru tercihler değil. Birçok oyuncu herkesin sezona eşit şartlarda başlamasını istiyor olsa da, saatlerinizi ayırdığınız oyunun yeni sezon geldikten sonra elinizden kozmetikler hariç her şeyi alması benim tercih edeceğim bir şey değil.

Sonuç
Sonuç olarak Marathon, benim için diğer rakiplerinin oldukça gerisinde kaldı. Tasarımları, silahların hissiyatı ve oynanış hızı olarak muadillerinden farklı hissettiren bir oyun olduğu belli. Fakat Arc Raiders veya Escape from Tarkov oynayan birisi, oynadığı oyunu bırakıp bu oyuna geçmeli mi bilmiyorum. Bungie, tüm karakteristik yanlarına rağmen bu gerekçeyi sunabiliyormuş gibi hissettirmiyor.
Eğer üç kişilik bir arkadaş grubunuz varsa ve retro-fütüristik bir dünyada PvP deneyimi yaşamak istiyorsanız, Marathon size güzel anlar sunacaktır. Fakat Halo ve Destiny‘den bildiğimiz içerik zenginliğini bu oyundan bekliyorsanız bence Marathon sizin için doğru oyun değil. Umarım ilerleyen sezonlarda büyük güncellemeler ile Bungie bu temelin üzerine daha güzel şeyler inşa edip, yukarıda bahsettiğim birkaç şikayeti de gidererek daha temiz bir oyun sunar. Nihayetinde, stüdyo uzun yıllar boyunca Marathon‘u geliştirmeye devam edecektir. Sonuçta bir live-service oyuna yatırım yapıyorsanız, bu yatırım uzun soluklu olacaktır. Bu yüzden oyunu düzenli olarak takip etmekte fayda var.
Poyraz Akyol‘un diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.






















Yorumlar