55
YAZARIN PUANI

Sinema tarihinde bazı yönetmenlerin bazı oyuncularla özdeşleştiğini çokça görmüşüzdür. En bilinen ve başarılı yönetmen-oyuncu eşleşmelerinden biri de Martin Scorsese ve Robert de Niro eşleşmesidir. İkili birçok filmde beraber çalışmış ve bu filmlerin hemen hepsi iyi filmler olarak akıllarda kalmıştır. Özellikle Scorsese’nin suç ya da mafya temasını işlediği filmlerde öne çıkan Robert de Niro yine aynı temaların işlendiği bir filmle karşımıza çıkıyor: The Alto Knights.

55
YAZARIN PUANI

The Alto Knights’ın başrolünde her ne kadar Robert de Niro olsa da yönetmen koltuğunda Martin Scorsese yok. Yönetmenliğini Barry Levinson‘ın yaptığı filmin senaryosu ise bir başka tanıdık isme ait: Nicholas Pleggi. Casino ve Goodfellas gibi filmlerde Martin Scorsese ve Robert de Niro ikilisine eklenerek bir üçgen oluşturan Pileggi suç filmlerinin nitelikli yazarı. Özellikle bu iki filmin Pileggi’nin yazdığı Kumarhane ve Sıkı Dostlar isimli kitaplardan uyarlandığı düşünülünce The Alto Knights merak edilecek türden bir film.The Alto Knights Film İncelemesi Arakat Mag Barry Levinson Robert De Niro Debra Messing Kathrine Narducci

Alışılmadık Cast Seçimleri ve Bilindik Temalar

Henüz filmin afişinde gördüğümüz iki farklı Robert de Niro bize büyük oyuncunun iki farklı karakteri beraber canlandıracağını gösteriyor. Daha alışık olduğumuz De Niro’ya benzeyen karakter Frank Costello, biraz daha fazla makyaja maruz kalmış De Niro ise Vito Genovese. Afişe ilk bakışta karakterlerin ikiz olduğu, bunun için de aynı oyuncuya iki rolün birden verildiği düşünülebilir. Nitekim bu yakın zamanda gösterime giren Sinners filminde başarılı bir şekilde kullanıldı. Ancak film izlenildiğinde böyle bir durum olmadığı anlaşılıyor. İki karakterin tek yakınlıkları gençlik yıllarında iki yakın arkadaş olmalarıdır. Bu yakınlık da yıllar içerisinde hayat ve suç dünyasının da etkisiyle zamanla bozulmuştur. Bu açıdan Frank ve Vito’nun film süresince taban tabana zıt iki karakter olduğunu görürüz. Bu durumda yönetmen Levinson’un neden böyle bir cast seçimi yaptığını anlamak pek kolay değil.

The Alto Knights film boyunca etkisini sürdürecek temalara uygun olarak başlıyor. Hikâye, 1957 New York’unda Frank’in apartman lobisinde başından vurulmasıyla başlar. Şans eseri bu suikasttan sağ çıkar ve onu vuran kişiyi tanımasına rağmen sessiz kalmayı tercih eder. Çünkü konuşmamanın hayatta kalmak için daha güvenli olduğunu bilir. Bu saldırının ardındaki isim, Vito’nun adamlarından biri olan Vincent Gigante’dir (Cosmo Jarvis). Film, buradan itibaren Frank ve Vito’nun paralel ilerleyen yaşamlarını gözler önüne serer. Bir zamanlar küçük çaplı suçlarla yolları kesişen bu iki eski arkadaşın, yıllar içinde nasıl birbirine rakip Mafya liderlerine dönüştüğünü adım adım izleriz.

The Alto Knights, Robert de Niro ve Nicholas Pileggi’nin bir araya gelmiş olmasına rağmen diğer filmleri gibi “iyi” diyebileceğim bir film değil. Bunun birçok sebebi var ama belki de ilk göze çarpan filmin “söylem” ayağı. Nitekim “öykü” ayağı fena sayılmayacak bir mafya hikayesi. Ancak hikayeyi anlatışında bir sasılık var. Bunun da sebebi sürekli belgesel izliyormuş havasında kullanılan teknik ve bitmek bilmeyen dış ses. Frank’in bir kamera karşısında neredeyse film boyunca konuşması, filmin kurgusuna zaman zaman giren siyah-beyaz fotoğraf kareleri de bu belgesel havasını güçlendiriyor. Şüphesiz bu bilinçli bir tercih ama bunu bu kadar yüzeysel yapmak filmi son derece sıkıcı yapıyor.

Film boyunca Frank’in ağzından mafya dünyasını ve Vito ile ilişkisini dinlemek olayları da çoğunlukla Frank’in gözünden izlememize sebep oluyor. Nitekim Robert de Niro da Frank rolünde pek bir performans ortaya koyamıyor. Asıl sivrildiği sahneler fazlaca makyaj yapıldığından kendinden çok daha farklı görünen Vito karakteriyle ortaya çıkıyor.

The Alto Knights bilindik mafya hikayelerini seyirciye alışık olmadığımız bir cast tercihi ve tam olarak nedenini anlayamadığımız bir hikaye kurgusuyla anlatıyor. Ki pek çok birbirine benzer mafya hikayesi her defasında kendini izletmeyi becerebiliyorken The Alto Knights buna rağmen sıkıcı bir film oluyor.The Alto Knights Film İncelemesi Arakat Mag Barry Levinson Robert De Niro Debra Messing Kathrine Narducci

Ucuz Kara Film Esintileri

Konusu suç ve mafya olunca The Alto Knights’ı da kara film bağlamında ele alabiliriz diye düşünüyorum. Elbette bir kara film olduğunu söylemek biraz güç ama kara filmin temel estetik ögelerini barındırmadığını da söyleyemem.

Kara film türünün temel öğelerinden biri olan düşük aydınlatma, The Alto Knights’ta dikkat çekici biçimde kullanılıyor. Özellikle gece sahnelerinde sokak lambalarının loş ışığıyla çevrelenen silüetler, apartman boşluklarında yankılanan ayak sesleri ve gölgeler içinde ilerleyen karakterler klasik kara film estetiğine sahip diyebilirim. Her ne kadar siyah-beyaz çekilmemiş bir film de olsa (ki aralara giren fotoğraf kareleri siyah-beyazdır) sinematografik açıdan gölgelerle örülü kompozisyonlarıyla suçun karanlık yüzünü görsel olarak yansıttığını söyleyebilirim.

Bir başka kara film esintisi de ahlaki belirsizliklerdir. Hem Frank hem de Vito geleneksel anlamda kahraman olmayan ama izleyiciyi etkileyen anti-kahraman figürleridir. Frank, zekâsı ve politik bağlantılarıyla düzeni sürdürmeye çalışır. Vito ise korku ve güç yoluyla mutlak kontrol peşindedir. Ancak her ikisi de yozlaşmış sistemin parçası ve aynı zamanda onun kurbanıdır.

New York’un şehir yapısı da kara filmi anımsatan bir şekilde kullanılmıştır. Karanlık sokaklar, gizli toplantılar, apartman boşlukları, mafya bağlantılı restoranlar ve yargı sistemiyle içli dışlı polisler, kara filmlerin şehirdeki yozlaşmış düzen temasını yeniden üretir. Suç, yalnızca bireylerin değil, tüm bir sistemin damarlarında dolaşmaktadır.The Alto Knights Film İncelemesi Arakat Mag Barry Levinson Robert De Niro Debra Messing Kathrine Narducci

Beklentileri Karşılamıyor

The Alto Knights, ilk bakışta oldukça güçlü görünen bileşenlere sahip bir film. Barry Levinson’un Nicholas Pileggi gibi mafya anlatılarının ustası bir yazarla bir araya gelişi beklentileri doğal olarak yükseltiyor. Bir de buna Robert De Niro gibi ikonik bir oyuncunun çift rolde yer alması eklenince seyircide iyi film izleyeceğine dair bir düşünce hakim oluyor. Ne var ki film, bu güçlü kadroya rağmen seyirciye arzu edilen derinliği ve sürükleyiciliği sunmakta zorlanıyor. Belgesel estetiğine fazlaca yaslanan anlatım dili, hikâyenin dramatik etkisini törpülüyor.

Robert De Niro’nun Vito karakterinde gösterdiği performansa rağmen, Frank rolündeki durağanlık ve oyunculuğun tekdüzeliği, filmi duygusal olarak da zayıflatıyor. Kara film öğelerinin estetik anlamda sezdirildiği The Alto Knights, bu türün sunduğu ahlaki belirsizlikleri ve görsel atmosferi yüzeysel şekilde kullanmakla yetiniyor.

Sonuç olarak The Alto Knights, suç sinemasının alışıldık kodlarını taşıyan ama onları ne yeterince derinleştiren ne de tazeleyen bir film olarak yerini alıyor. Yine de bu gibi filmlere her zaman temkinli yaklaşmakta fayda görüyorum. Zira bundan 10 yıl sonra 2020’li yılların en iyi filmlerinden biri olduğu düşünülmeye başlansa ne yalan söyleyeyim şaşırmam.


Can Ahmet Çelik‘ın diğer yazılarına bakmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Havoc: Kusurlu Bir Aksiyon Senfonisi

Sinners: Gün Batımından Şafağa

CAN AHMET ÇELİK
Selçuk Üniversitesinde Radyo Televizyon ve Sinema bölümünden mezun oldu. Aynı üniversitede aynı bölümde yüksek lisans yapıyor. Düzenli olarak okuyor, izliyor ve yazıyor.

The Bondsman 1. Sezon: Ölümle Yapılan Anlaşma

önceki yazı

The Smashing Machine Filminden İlk Fragman Yayınlandı!

sonraki yazı

Yorumlar

Yorumlar kapatıldı.

Bunlar da ilginizi çekebilir