0

2022 ocak ayında 2. sezonuyla tekrar hayranlarıyla buluşan yönetmen koltuğunda Augustine Frizzell’in karşımıza çıktığı aynı isimli İsrail yapımı diziden uyarlanan Euphoria’da 17 yaşındaki Rue’nun ve arkadaşlarının hikayesi anlatılıyor. İlk bakışta basit bir gençlik dizisi gibi görünse de içerdiği ağır dram ve izleyicilerine sunduğu görsel şölen birleşince benzerlerini büyük ölçüde geride bırakıyor.

Konuya gelirsek, dizi başrolümüz Rue’nun rehabilitasyon merkezinden çıkmasıyla başlıyor. Dizide Rue’yu önce ilaçlara sonra uyuşturucuya yönelten şeyin daha küçükyaşta teşhisi konulan OKB, anksiyete ve DEHB hastalıkları aynı zamanda babasının kaybı olduğuna değiniliyor. Yeni tanıştığı Jules’a duyduğu yoğun hislerle uyuşturucuyu bırakma yolunda büyük adımlar attığını görüyoruz fakat tahmin edebileceğimiz gibi bu adımların devamı gelmiyor.

Diziyi izlerken hayatına konuk olduğumuz tek karakter Rue değil. Jules, Nate, Maddy, Cassie, Kat ve Lexi yardımcı oyuncu gibi görünseler de Euphoria her bölümünde bizi bu karakterlerden birinin hayatına konuk ediyor ve gençlerin cinsel yönelim, ailevi ilişkiler, madde bağımlılığı gibi bir çok konudan dolayı yaşadıkları sıkıntıyı çok sert bir bakış açısıyla önümüze seriyor bu yüzden diziyi izlerken kendinizi yer yer oldukça rahatsız hisedderken buluyorsunuz ve gerilim dizisi etkisi yaratıyor. Bu açıdan dizi eleştiri dünyasında gençlik dizilerinin demirbaşı Skins’e benzetilse de ben dizinin aynı zamanda günümüz dünyasının sorunlarını yansıttığını bu yüzden Euphoria’nın izleyiciyi Skins’ten çok daha farklı noktalardan yakaladığını düşünüyorum. Örneğin karakterlerimizden Kat 2. sezon 5. bölümde sosyal medyada çokça bahsedilen beden olumlama-kişisel gelişim gibi safsatalardan şikayet ederken karşımıza çıkıyor ve çoğu insanın bunaldığı bir konuya dizinin kendine has alaycı bakış açısıyla parmak basıyor.Dizinin eleştirildiği bir diğer nokta ise dizide işlenen konuların daha önce çokça işlenmiş ‘basit’ tabiri ile nitelendirebileceğimiz konular olması. Bu eleştirilerin doğruluk payı tartışılır fakat bazen önemli olan ne aktardığınız değil, nasıl aktardığınızdır. Euphoria izleyiciyi sadece senaryosu ile değil birçok yönden doyurmayı hedefliyor ve gerek sinematografisi gerek diziyle özdeşleşen Labrinth şarkıları gerek görsel tatmini arttıran makyajları ile hedefine büyük ölçüde ulaşıyor.

Oyunculuklardan bahsedecek olursam Rue rolünde karşımıza çıkan Zendaya’nın bu başrol performansıyla büyük bir başarı ortaya koyduğunu söyleyebilirim zaten bu rol ile Emmy ödülüne sahip oldu ve sonrasında büyük yapımlarda da rol alarak adından sıkça söz ettirdi. Özellikle 2. sezon 5. bölümde bir madde bağımlısının hissettiklerini ve yaşadıklarını oldukça gerçekçi bir biçimde yansıttığını düşünüyorum. Bölüm boyunca kendimi karakterle bir bütün olmuşum gibi hissettim ve izleyiciye bunu hissetirmenin büyük bir başarı olduğunu söyleyebilirim. Zendaya dışında ilk oyunculuk deneyimini Euphoria ile yaşayan Fezco ile karşımıza çıkan Angus Cloud’u da çok başarılı buldum fakat aynı şeyleri Angus gibi ilk oyunculuk deneyimini yaşayan Hunter Schafer için söyleyemeyeceğim. Jules karakterini oldukça sevsem de Hunter Schafer her duyguyu bana olması gerektiği gibi geçiremedi.

Öte yandan bu sezon izleyiciyi oldukça merak ettiren, heyecanlandıran bir aşk üçgeni gördük. Nate, Cassie, Maddy karakterlerini canlandıran Jacob Elordi, Sydney Sweeney ve Alexa Demie ‘nin de bu etki üzerindeki payı oldukça büyük fakat bu karakterlerin hikayesini bu kadar basite indirgemek istemem özellikle Nate karakterinin iç dünyası babasının yaşattığı ağır travmalardan dolayı oldukça merak uyandırıcı ve Nate rolünde Jacob Elordi dışında birini hayal edemiyorum yine de benim için en akılda kalıcı karakter ikonik tarzı ve tavırlarıyla Alexa Damie’nin canlandırdığı Maddie Perez oldu bunun sebebi Alexa Damie’nin iyi oyunculuğu mu yoksa sahip olduğu yüksek star ışığı mı o konuda emin olamadım. Tüm bunların dışında 27 şubat tarihinde 2. sezon finali yayınlanan Euphoria için tartışma konularından biri de hangi sezonun daha güzel olduğuydu. Sosyal medyada gördüğüm kadarıyla çoğunluğun oyu ilk sezona fakat ben öyle düşünmüyorum. Görsel açıdan ilk sezon daha üst düzey olsa da ikinci sezon daha şaşırtıcı ve heyecan vericiydi. Özellikle final bölümünden önceki bölümde yer alan Lexi karakterinin hem senaristliğini hem yönetmenliğini yaptığı tiyatro oyunu çok yaratıcıydı ve tek başına çok büyük bir prodüksüyona sahipti, Lexi’yi daha iyi tanımama ve anlamama yardımcı oldu. Her ne kadar bir lise oyununun bu kadar iyi olması pek gerçekçi gelmese de bu sahneler bana dizinin yazarı Sam Levinson’un gerçek bir dahi olduğunu düşündürdü.

Final bölümü ise daha çok yarım kalan hikayelerin tamamlanması rolünü üstlense de ileri de olabileceklere göz kırpan sahneler barındırıyordu. Bu noktada izleyicilerine yenisezon için merak uyandırmayı başardığını söyleyebilirim.

Son olarak Euphoria sevenlere dizinin 3. sezon onayı aldığı müjdesini vemek istiyorum. Her ne kadar 2024’e kadar sabretmek zor olacak olsa da bence bize aynı anda bi çok duyguyu hissettirebilen, bu derece özen ve emek barındıran bir dizi için değer.

CODA: Sessizliğe Empati

Previous article

Geri Kafalı Vatansever: Peacemaker

Next article

You may also like

Comments

Leave a reply

Your email address will not be published.

More in Televizyon