Büşra Bilginer ilk uzun metraj filmi Kıyıda ile sakin görünen kıyı manzaralarının ardında bastırılmış duygular ve derin çatışmalar barındıran hikâyesiyle öne çıkıyor. Dört kız kardeşin yıllar sonra yeniden bir araya gelmesiyle başlayan film; yas, kırgınlık ve yüzleşme temalarını işleyerek hem bireysel hem de toplumsal yaralara dokunuyor. Yönetmen için üniversite yıllarında bir bitirme projesi olarak ortaya çıkan Kıyıda, Adana Altın Koza Film Festivali’ndeki prömiyerinden itibaren uluslararası festivallerde gösterilme başarısına ulaşarak, bağımsız sinemanın ne kadar güçlü bir ifade alanı olabileceğini kanıtladı.

Gizem Yıldız ile birlikte kaleme alınan senaryo, gerçek mekânların da bir karakter gibi hikâyeye dâhil olmasıyla daha da derinleşiyor. Pandemi süreci, teknik aksilikler ve zorlu çekim koşullarına rağmen ekibin vazgeçmeden sürdürdüğü bu yolculuk, filmin hem yapımında hem de anlatısında güçlü bir aidiyet duygusu yaratıyor.

Büşra Bilginer ile gerçekleştirdiğimiz bu röportajda Kıyıda’nın ortaya çıkış sürecini, karakterlerin arka planlarını, mekânların hikâyedeki önemini, festival yolculuğunu ve filmin MUBI’de izleyiciyle buluşmasının ardından gelen geri dönüşleri konuştuk.

Büşra Bilginer ile Kıyıda Filmi Üzerine Röportaj Arakat Mag Yazarı Sude Söyler MUBI BKZ İletişim

Kısıtlı İmkânlarla Kurulan Büyük Hayaller

Kıyıda, hem hikayesi hem de mekanlarıyla birlikte sakin gibi görünen ama o sakinliğin arkasında fırtınalar barındıran bir film. Bu hikayeyi ele alırken aklınızda hangi duygu ve düşünceler vardı?

Büşra Bilginer: Hikâyeyi üniversitenin başında yazmaya başladım, senaryoyu ise son sınıfta tamamladık. Aslında ele almak istediğimiz birkaç temel mesele vardı. Başta kardeşlerim olmak üzere sevdiğim insanların birbirinden çok farklı karakterlere sahip olmaları ve yaşadıklarıyla başa çıkma biçimlerindeki çeşitlilik hep ilgimi çekti. Özellikle ataerkil düzende, bir kadın için bu düzenin en somut temsilcisi çoğunlukla baba figürü oluyor. Kıyıda filminde de farklı karakterlerdeki kadınların otoriteyle kurdukları ilişkiyi ve mücadelelerini anlatmaya çalıştık. Karakterler doğrudan hayatımızdaki insanlardan esinlenmiş olmasalar da, elbette bizden ve çevremizden beslendiler. Bu da hikâyeye zamanla çok iyi tanıdığımız ve yakından hissettiğimiz bir aşinalık kattı.

Kıyıda, bir bitirme projesi olarak başlayıp yolculuğunu Adana Altın Koza’dan uluslararası birçok festivale uzanarak devam ettirdi. Bu süreçte sizi en çok heyecanlandıran ve zorlayan olaylar nelerdi?

Büşra Bilginer: Sürecin neredeyse tamamı, bu iki duygunun iç içe geçtiği anlarla dolu diyebilirim. Bağımsız film yapma süreci, tek başına büyük fedakârlıklar ve riskler barındırıyor. Oldukça kısıtlı imkânlara sahip bir grup sinema öğrencisi olarak süreci nasıl daha profesyonel hâle getirebileceğimiz ya da neyi nasıl deneyebileceğimiz konusu, ekiple üzerinde çalıştığımız birer meseleydi. Bu durum, hem hayalleri besliyor ve bize cesaret veriyordu hem de eksiklerin ve filmin yolculuğunda karşılaşabileceğimiz zorlukların farkında olduğumuz için beklentiye girmekten imtina ediyorduk. Ama kaçırdığımız yollara, takıldığımız engellere rağmen bu yolculuğu hep birlikte tamamladık ve film bize çok değerli bir macera yaşattı.

Büşra Bilginer ile Kıyıda Filmi Üzerine Röportaj Arakat Mag Yazarı Sude Söyler MUBI BKZ İletişim

Çatışmadan Doğan Zenginlik

Senaryoyu Gizem Yıldız ile birlikte yazmışsınız. İki farklı gözden aynı hikayeyi kurmak nasıl bir deneyimdi?

Büşra Bilginer: Biz birlikte bir senaryo eğitimi alırken tanışmıştık. Daha sonra pandemi sürecinde de hikâyelerimiz ve senaryolarımız hakkında sık sık sohbet ettiğimiz için bir çalışma pratiğimiz vardı. Ben, hikâyemi mezuniyet projesi olarak çekeceğimi ve senaryo sürecinde olduğumu, bir taraftan da festival sürecine girmek istediğimi anlattım. Gizem, hem cast direktörlüğünü üstlenerek oyuncular konusunda hem de benimle uzun uzun çalışarak senaryo konusunda yanımda oldu. İki farklı gözün aynı yere bakıp farklı şeyler görüyor olması, bizim hikâyede ve karakterlerde de işlediğimiz bir konu olduğu için fikir ayrılıkları da senaryoyu besledi.

Dört kız kardeşin seneler sonra yeniden bir araya gelmesiyle başlayan hikayede, geçmişten şimdiye çok fazla gerginlik ön plana çıkıyor. Siz hikayeyi “şimdi” üzerine mi kurdunuz, yoksa yazım sürecinde geçmişin izleri daha mı baskındı?

Büşra Bilginer: Aslında her ikisi de. Hikâyedeki “şimdi”, çoğu zaman olduğu gibi geçmişten bağımsız değil. Kardeşler, farklı karakterlere sahip olmalarının ötesinde, birbirlerini anlayamadıkları dönemler yaşamışlar. Ortak bir kaybın ardından her ne kadar bu kayıpla farklı şekillerde başa çıksalar da, hepsinin yan yana olmaya ihtiyaç duyduğu bir “şimdi”leri var. Bunun için de bir yüzleşmeye ihtiyaç duyuyorlar. Ancak her birinin farklı hisleri, biriken kırgınlıkları var. Bu da yüzleşmeyi —tabii, yüzleşememelerini de— daha gergin ve kopuk hâle getiriyor.

Büşra Bilginer ile Kıyıda Filmi Üzerine Röportaj Arakat Mag Yazarı Sude Söyler MUBI BKZ İletişim

Mekanların Ardında

Sorgun Mezarlığı’ndan Side Pansiyon’a, Zindan Kalesi’nden Kısalar Plajı’na filmde birçok mekan bulunuyor. Bu seçimlerde sizin geçmişinizin bir payı var mıydı?

Büşra Bilginer: Kesinlikle. Mekânların her birinde birçok anım vardı. Film için özellikle bulduğumuz mekânlar olduğu gibi, hikâyeyi yazarken zaten aklımda olan mekânlar da vardı. Bazı sahnelerde karakterin mekâna gidiş sebebinin ya da orada içinde olduğu duyguların, o mekânlarda yaşadıklarımla ne kadar paralel olduğunu sonradan anladığım bile oldu. Kıyıda’da bizim için mekânların mevcudiyetinin bir karakter gibi olduğunu söyleyebilirim.

Osman Sınav’ın, antik kent ile pansiyon arasında bir kontrast yaratma önerisinden bahsetmişsiniz. Sizce bu kontrast filmin gidişatını nasıl şekillendirdi?

Büşra Bilginer: Osman Hoca’nın filme yaptığı birkaç değerli dokunuştan biriydi. Fikir ayrılığına düştüğümüzde de istediğim şeyi diretip arkasında durmamı söylemişti; ancak pansiyon konusundaki tavsiyesinden sonra mekân bakarken ne demek istediğini anladım ve mekândaki değişikliğe karar verdim. Side’de antik kentin içindeki sahnelerden pansiyonu ayırmak, Yasemin’in oradaki varlığı ve neredeyse dışına hiç çıkmadığı ev-iş ortamı başta olmak üzere hikâyedeki birçok dinamiği etkiledi. Bize daha doğru ve gerçek hissettirdi.

Röportaj Arakat Mag Yazarı Sude Söyler MUBI BKZ İletişim

Kırılmalar ve Kenetlenmeler

Kardeşler arasındaki gerilim ve ince kırılımlar çok gerçek hissettiriyor. Oyuncularla bu doğallığı yakalamak için çekim sürecinde nasıl bir yöntem özlediniz?

Büşra Bilginer: Oyuncularımızın tamamıyla filmden önce karakterlerini ve hikâyeyi uzun uzun konuştuk. Birlikte okuma provaları yaptık. Ama en önemlisi, bence karakterlere bazen farklı açılardan da olsa aynı yerden bakabildik. Hepsi, başta kadın olma mevzusu olmak üzere filmdeki dertleri anladıkları bir yerdeydi. Tüm ekiple ve birbirleriyle yakaladıkları enerji de büyük şanstı. Pandemi sürecinde film için görüşmeye başlamıştık. Sonraki sene filmi çektik, ancak bir kaza sonucu silindi. Ama filmden vazgeçemedik. Ekibin varlığı bana büyük güç verdi. Farklı sebepler nedeniyle bize katılamayan birkaç arkadaşımız dışında herkes toplandı ve tam bir sene sonra filmi neredeyse daha zor koşullarda tekrar çektik. Bu süreçte aramıza yeni katılan ekip arkadaşlarımız ve oyuncularımız oldu; ama hepsi zaten kenetlenen bir ekibe müthiş uyum sağlayarak dâhil oldular. Dolayısıyla, filmin yapım sürecinde de birçok kırılma yaşandı ve sanırım bunları atlatmak bizdeki aidiyet duygusunu artırdı.

Deniz, filmin sonuna kadar olaylara hep biraz dışarıdan bakıyor gibi. Onun varlığı sizin için neyi temsil ediyordu?

Büşra Bilginer: Deniz; aidiyet, bağ kurmak ve görülmek konusunda diğerlerinden farklı. Hikâyede daha çok gözlemci olan, hakkında en az şey bildiğimiz ve benim de kendime en az benzettiğim karakter. Bu yüzden benim için farklı bir yerde. Çoğu zaman onu anlamaya çalışmak, bana başka bir pencere açtı. Gençliğini, toyluğunu, duygularını yaşayışını ve hayal kırıklığını ifade edişini seviyorum.

Röportaj Arakat Mag Yazarı Sude Söyler MUBI BKZ İletişim

Hikâye İzleyicide Tamamlanıyor

Filmde yas süreci, kırgınlık ve bir affetme/affedilme çabası var ama bir yandan bu konular üzerinde çok da konuşulmadığını görüyoruz. Seyircinin kendi içerisinde hikayeyi tamamlamasını mı hedeflediniz, yoksa bu eksikliği hissettirmeyi mi?

Büşra Bilginer: Kıyıda’da karakterler, hem aralarındaki ilişkinin hem de geçmişten gelen çözülmemiş çatışmaların ağırlığını taşıyorlar. Ortak bir kayıp onları bir araya getiriyor. Bu durum, bir yandan yan yana olma ihtiyacını, bir yandan da geçmişi yok sayamamanın yarattığı gerilimi ortaya çıkarıyor. Birbirlerini anlamakta zorlanıyorlar, kendilerini ifade etmekten çekiniyorlar ve bu da kaçışlara, kopukluklara yol açıyor. Açıkçası, biz yalnızca onların hikâyesini ve hissettiklerini anlatmak istedik. Seyircinin filmde hangi duyguyu hissedeceği, hangi karaktere hak vereceği, hatta finali “mutlu” bir son olarak görüp görmeyeceği tamamen kendi bakış açısına kalmış. Hikâyeyi yazdığım dönemde düşündüklerimle bugün filmin bana düşündürdükleri de aynı değil. Bu yüzden, hikâyedeki tamamlanmamış görünen tarafların zamanla şekil değiştirebildiğini ve herkeste farklı duygular uyandırabileceğini düşünüyorum.

MUBI’de yayınlandıktan sonra festivallerden farklı olarak izleyicilerden ne gibi geri dönüşler aldınız?

Büşra Bilginer: Filmi bambaşka sebeplerle kucaklayıp çok sevenler olduğu gibi, hikâyeyi ya da bazı teknik tercihleri eleştirenler ve bunlardan hoşlanmayanlar da elbette var. Ama her mesaj, yorum ve eleştiri bizler için kıymetli; çünkü bu, görünüyoruz demek. Ve çok zor şartlarda bunun hayalini kurarak yola çıkmıştık. Her şeyiyle tüm festival sürecimiz, ödüller, seyirciyle sohbetlerimiz ve şimdi de filmin MUBI’de izleyiciyle buluşması, yolun başında attığımız ilk adım için hayal ettiğimizin de ötesinde diyebilirim.

Bundan sonraki projeleriniz için kafanızda neler var? Biraz ipucu verebilir misiniz?

Büşra Bilginer: Aslında bir süredir üzerinde çalıştığım birkaç hikâye var. Ancak Kıyıda’nın bana öğrettiği birçok şeyden biri, bazı şeylerin kendi zamanı olduğu. Sanırım biraz daha zamanı var.


Sude Söyler’in tüm yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Kıyıda: Sessiz Bir Yasın İzleri

Orçun Behram ile Cenaze Filmi Üzerine Röportaj

Sude Söyler
İstanbul Üniversitesi Psikoloji bölümünde lisans eğitimine devam ediyor. Sinema eleştirileri ve filmlerin psikolojik incelemeleri hakkında okuyor, yazıyor ve araştırıyor.

    Kıyıda: Sessiz Bir Yasın İzleri

    önceki yazı

    Night Always Comes: Kaos Dolu Bir Gecenin İzleri

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Yorumlar kapatıldı.

    Bunlar da ilginizi çekebilir

    daha fazla MUBI