Başkalarının hayatını neden merak ederiz? Peşlerine düşmemizin altında yatan dürtüyle ne elde etmeyi bekleriz? Belirsizlikten böylesine korkmamıza rağmen neden yine de keşfetmek isteriz? Bu soruların pek çok cevabı olabilir. Bir gezegenin başka bir gezegenin etrafında bıkıp usanmadan turlaması gibi, insanlar da kendilerinden kaçmak için başka hayatların yörüngesine girebilir. Özellikle de sanatsal üretime gönül verenler, en çok da yazarlar yapar bunu. Başkalarını incelemek ve onlar hakkında varsayımda bulunmak bize güç verir. Kontrolün bizde olduğunu, diğerlerinin farkında olmadığı detayları yakalayabildiğimizi hissederiz. Bazen de sadece anlam ararız. Davranışlardaki ortaklıklar bize yalnız olmadığımızı hissettirir.
Christopher Nolan’ın 1998 yılında çektiği ilk uzun metrajı Following, tüm bu sebeplere göz kırpar. Yalnızlıktan insanları takip etmeye başlayan ve bunun onu tanımlamasına izin veren genç bir yazar adayı ile insanlara sahip oldukları şeyleri gösterip bunları elinden alma cüreti sergileyen başka bir karakter, Following‘de bir araya gelir. Güvenilir olan tekinsizleşir, takip eden kısa sürede izlenen haline gelir. Önce her şey düğüm olur, sonra yavaş yavaş çözülür.
Nolan, ilk filmi için seçtiği bu basit ama yoğun temayı gizem ögeleriyle ustaca örer. Following, Nolan’ın sonraki filmlerinde ele alacağı kimi konuları oldukça yalın ve etkili bir biçimde işler. Yetmiş dakikalık kısa süresine rağmen, olay örgüsünde yaptığı manevraların anlaşılması için izleyicisinden yoğun bir odak ve dikkat bekler. Nolan’ın hikâye anlatma arzusunun yönetmenliğine ağır bastığı Following, aday olduğu festivallerde de büyük bir başarı sergilemiştir.

Bana Hırsızlığı Öğret
Following, filmde neler olacağını ilk on dakikada bir fragman gibi gösterir. Daha sonra ise parçaladığı bu yapıyı önce anlatarak, ardından göstererek bir puzzle gibi tamamlar. Ana karakter, kendini ve takip etmeye nasıl başladığını anlatır. Ancak izleyici dışında, bir başka dinleyicisi daha olduğu ortaya çıkar. Başlarda, kalabalıktan bir insan seçip onu takip etmenin yaratacağı karakterlere yardımı olacağını düşünür. Ne var ki, bu davranışı giderek bağımlılığa dönüşür. Kendine kurallar koyar ve kaderin cilvesi bu ya, kuralları çok geçmeden kendi çiğner. Aynı kişiyi ikinci defa takip etmenin bela getireceğini keşfetmesi uzun sürmez.
Bir Javier Marias roman karakteri gibi bütün bilgeliğiyle karşısına dikilen Cobb (Alex Haw), genç yazar adayı Bill’e (Jeremy Theobald) beklenmedik bir kapı aralar. Suçüstü yakalanınca utanan Bill, Cobb’un kendisi hakkındaki tüm fikirlerini itirazsız kabul eder. Gerçeklik böylece yeniden inşa edilir. Bill, “Kim ara sıra yazmaz ki?” diye sorduğunda Cobb, “Ben.” der. Oysa girdikleri ilk diyalogdan itibaren, Cobb dümene geçen kaptana, kalemi tutan ele dönüşür. Cobb, Bill’in adını ve çantasında ne taşıdığını sormadığını fark ederek üstüne gider. Sonrası çorap söküğü gibi gelir. Zira bir yazara hangi soruları sorması gerektiğini öğretmenin ironisi, Bill’in çoktan Cobb’a teslim olduğunu gösterir.
Çok geçmeden Cobb’un sıradan bir hırsız olmadığı ortaya çıkar. Bill’in acemi takiplerine son vererek ona ustalık eder. İnsanların eşyalarına bakarak yapabildiği çıkarımlar, Bill’i etkilerken aynı zamanda içine korku salar. Kapılarını kurcaladıkları her daire, aldıkları her kişisel eşya tedirginliğini artırır. Cobb, düzende yaptığı her değişiklikten keyif alırken Bill ise hissettiği rahatsızlıkla başa çıkmayı öğrenir. Cobb’un katmanlı akıl oyunları ve karizması, Bill’in kafasını karıştırır. Neredeyse bir iyilik yapıyormuş gibi kurduğu “Ellerinden alırsın ve onlara nelere sahip olduklarını gösterirsin.” cümlesi, Marias’ın insanların bir sonraki hamlesini tahmin etmekte mahir karakterlerini anımsatır. Hızlı çalışan zihni, Bill’in daha kat edecek çok yolu olduğunu gösterir. Kendini geliştirir geliştirmesine ama çıraklıktan kalfalığa terfi etmesi deneyim ister. Ava giderken avlandığını fark ettiğinde her şey için çok geç olur.

Olay Mahalline Dönmenin Tehlikeleri
Her katilin cinayet mahalline döneceği klişesi, belki de bütün suçlar için geçerlidir. En azından Cobb’un önayak olduğu yeni hırsızlık metodu Bill’de böyle karşılık bulur. Eşyalarını karıştırarak hikâyesini keşfettiğin insanların hayatına girme arzusu güç kazanır. Bill’in yazarlığa dair tek gerçek dürtüsü, hayatına etki ettiği insanların hislerine duyduğu ilgide canlanır.
Dışarıdan nasıl gözüktüğünü merak ederek gözlemlediği bir evmişçesine Cobb’u kendi evine götürür. Sert, hatta acımasız cümleler duyar. O evde yaşayanın bir işsiz ya da öğrenci olabileceği çıkarımı, Bill’in aklını başına toplamasını engeller. Evinden hiçbir şey almadan çıkıp giderler. Böylece Bill, insanları takip etmeye neden başladığını unutarak Cobb’un onu istediği yere çekmesine izin verir.
Javier Marias’ın Karasevdalılar romanındaki Javier Díaz-Varela karakteri gibi, Cobb da planının gidebileceği her türlü yönü hesaba katar. Yine de akışa bırakmak, kafasını karıştırdığı Bill’in sarışın kadının peşine düşeceğine güvenmek zorunda kalır. Bill, başı beladaymış gibi görünen bu kadınla tanışmanın yolunu bulur. Merakı ve ona olan ilgisi giderek artar. Evinin soyulduğunu öğrendiğinde ona nasıl hissettiğini sorar. Bu alışılmadık soru, gerçekten neyle ilgilendiğini ortaya koymaktadır.
Küpesinin tekini sakladıkları sarışın kadın, takmaya devam ettiği küpenin diğer tekiyle hakkında konuşacağı yeni bir hikâyesi olduğunu söyler. Sonra eskiden çıktığı adamın, gözünün önünde birinin kafasını çekiçle ezdiğini anlatır. Sarışın kadın da Bill gibi neye burnunu sokmaması gerektiğini bilir ama duramaz, kuralları çiğner. Yine de halısı kirlendiği için sinirlendiğini söylerken oyunun gönüllü şekilde parçası olmaya devam eder.
Tekrar tekrar bahsi geçen eldiven, çekiç ve küpe nesneleri anlatının aksesuarları olarak öne çıkar. Eldiven geride iz bırakmalarını engeller, çekiç cinayet aletine dönüşür ve küpe hikâyenin boşlukları olduğuna işaret eder. İzleyicinin sezdiği ama kimsenin tam anlamıyla çözemediği gizem, Following’in son dakikalarına kadar muhafaza edilir. Sinsice gelişen çözülme, gerçeğin dizayn eden kişi tarafından şekillendirildiğini gösterir. Bill, başına gelenlerin hiç de sandığı gibi olmadığını fark ederek kaderine razı olur.

Amatör Ruhun Gücü Adına
Following, Christopher Nolan’ın Memento ile bir adım ileri taşıyacağı akıl oyunları temasının ilk ve en ilkel örneğidir. Onu Insomnia ve psikolojik gerilimin zirvesi – ayrıca bana kalırsa Nolan’ın en iyi filmi – olan The Prestige takip eder. Dört filmin de müziklerinin ardında David Julyan‘ın imzası bulunur. Müzisyen, tüm imkânlarını psikolojik ve içsel gerilimleri yansıtacak şekilde kurar. Böylece karakterler ile müzik kullanımı arasında organik bir bağ gelişir. Following‘den müziği çıkarsak geriye yalnızca çiğ bir akış kalır.
Nolan’ın ilk döneminin başlangıcı olan Following, amatör oyuncu seçimleriyle de dikkat çeker. Bill karakterine hayat veren Jeremy Theobald’ın oyunculuk kariyeri, Nolan’ın kısa filmleriyle başlayıp birlikte çalıştıkları sonraki projelerde devam eder. Diğer yandan film, Alex Haw’un oynadığı ilk ve son proje olur. Başarılı oyunculuğu ve karakteristik yüzüyle akıllara kazanır. Nitekim siyah beyaz çekilen filmin açıları, oyuncuların yüz hatlarına odaklanılmasını talep eder. Alex Haw, özellikle Jack Nance’in Eraserhead filmindeki halini andırır. Yüz hatlarına ek olarak oynadıkları karakterlerin tekinsizliği de kesişir.
Christopher Nolan, daha büyük prodüksiyonlar ve tanınmış oyuncularla çalışan, Hollywood’un gözü kapalı bütçe emanet ettiği bir yönetmene dönüştü. Yine de amatör bir ruhla yaptığı ve insan psikolojisine baktığı erken dönem sineması göz ardı edilemeyecek kadar derinlikli ve özenli. Ayrıca Following, öncüsü olan Rear Window, Peeping Tom ve Blow Up gibi röntgencilik filmlerinin arasına – özellikle ava giderken avlanan ana karakterinin özgünlüğü sebebiyle – rahatlıkla dahil edilebilir.
Burcu Demirer‘in diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.



















Yorumlar