Tenet’in Nolan’ın en tartışmalı filmlerinden biri olduğunu söylemek, abartmak olmaz. Yönetmenin daha önce asla tümüyle odaklanmadığı aksiyon türündeki bu film, üstünde apaçık bir Nolan imzası taşısa da hatırı sayılır bir hayran grubunu hayal kırıklığına uğratmıştı. Tabii bu durumda, filmin yayınlandığı erken pandemi sonrası döneminde izleyicilerin sinemaya daha büyük beklentilerle gitmesinin ve belki Nolan da dair herkesin Tenet’i olduğundan farklı bir şey sanmasının da etkisi büyük.

Utangaç Aksiyon Filmi
Tenet, bir aksiyon filmi. Nolan, bu gerçeği Inception ya da Interstellar’da yaptığı gibi anlaşılması zor sanılan bir zaman paradoksuyla gizlemeye çalışsa da özünde bir Bond filminden pek de farklı değil. Ama yönetmenin o dönem kendine henüz dümdüz bir aksiyon filmi çekmeyi yakıştıramayışından olacak ki, filmin hikayesine türlü eklemeler yaparak akışını hantallaştırıyor. Hoyte Van Hoytema’nın etkileyici sinematografisi ya da Jeniffer Lame’in başarılı kurgusu bile mükemmel aksiyon sekanslarının arasına gömülmüş aşırı açıklamacı diyalogları gizleyemiyor.
Tenet, aslında yüksek gerilimli bir açılış sekansıyla, oldukça umut vadederek başlıyor. John David Washington’ın canlandırdığı isimsiz başrolümüz ekibini ifşa etmek yerine kendini feda ediyor ve ardından filmin esas odağını öğreniyoruz. “Inversion” diye adlandırılan, farklı objelerin ya da kişilerin zamanda farklı yönlerde ilerlemesi konsepti, başta yeterince ilginç duyuluyor. Hatta bir McGuffin peşinde geçen ilk yarısı boyunca bu konsepti detaylandırmakla ya da anlatısına dahil etmekle uğraşmayarak da tempoyu koruyor Nolan. Ama ne zaman ki Kenneth Branagh’nın canlandırdığı, çakma Bond kötüsü Andrei Sato ve Elizabeth Debicki’nin yardıma muhtaç kadın rolündeki karakteri Kat hikayeye dahil oluyor, Nolan’ın fikrini açıklama dürtüsünün sonucu aşırı detaylı diyaloglar da o zaman yaygınlaşıyor.

Açıklama İhtiyacı Ritmi Bozuyor
Aslında filmin tanıttığı zaman paradoksu, hem aksiyon sahnelerine bir beklenmediklik katması hem de tüm hikayeye getirdiği bilinmezlik unsuruyla gayet işlevsel. Sorun, Nolan’ın bu duruma dair detayları açıklamaya bu kadar fazla zaman ayırmasıyla başlıyor. Sanki izleyiciye bunu basit bir konsept olarak ortaya atmadığını, nasıl işleyeceğini enine boyuna düşündüğünü kanıtlamaya çalışıyor yönetmen. Üstelik tüm bu çabasına rağmen, filmin sonunda bile bir şeyler daha mantıklı bir zemine oturmuyor. Nolan, konsepti izleyiciye tanıttığı ilk sahnedeki “Anlamana gerek yok. Hissetsen yeter.” yaklaşımını benimseyebilse, hem filmi büyük bir yükten kurtarabilir hem de seyir zevkini bir o kadar artırabilirmiş.
Filmin bu yükün altında ezilmesi, özellikle üzücü çünkü diğer her alanda mükemmel bir iş çıkarıyor aslında. Dövüş koreografileri başarılı, ses mühendisliği muazzam ve tüm kadrosu rollerinin hakkını veriyor. Özellikle Robert Pattinson, sempatik ama gizemli partner Neil’ı kısıtlı ekran süresine rağmen sevdirmeyi başarıyor. Benzer şekilde John David Washington da hakkında neredeyse hiçbir şey bilmediğimiz “ana karakteri” film boyunca sıkılmadan izlememizi sağlıyor. Kennet Branagh’nın performansı bir kötü adam rolü için fazlasıyla yeterliyken Elizabeth Debicki de karakteri için çok önemli olmasına rağmen yüzünü bile görmediğimiz oğlunu her şeyden çok umursayan anne rolünü layıkıyla yerine getiriyor. Tüm bunlara filmin yüksek bütçesinin hakkını veren, büyük ölçekli bir sürü aksiyon sekansı da eklendiğinde filmi sevmeniz için gereken her şey elinizde oluyor aslında.
Hal böyleyken, Tenet’ten alacağınız keyif, ne kadar çabalamak istediğinize bağlı oluyor. Film boyunca serpiştirilmiş açıklama sahnelerini aşırı kafaya takmadan izleyip aksiyonun tadını çıkarmaya tamamsanız, son derece keyifli bir film sizi bekliyor. Ama aktif olarak işleyişi çözmeye çalışarak, geriye sarıp tutarlılık kontrolü yaparak izlemeye niyetliyseniz hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Belki biraz da bu yüzden, Tenet’i deneyimleyebileceğiniz en iyi yolun sinema salonundan geçtiğini düşünüyorum ben. Sıfır dikkat dağıtıcıyla, hem filmin güçlü yönleri daha da öne çıkıyor hem de gereğinden yarım saat uzun olan süresi o kadar rahatsız etmiyor. Günün sonunda Tenet, bir Nolan filminin vadettiği standardı tutturmayı başarıyor. Yine de kimsenin favori Nolan filmleri listesinde üst sıralarda yer alacağını sanmıyorum.
Tuncer Haydarlar‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.




















Yorumlar