80
YAZARIN PUANI

Christopher Nolan’ın filmografisi içerisinde Insomnia, yönetmenin bağımsız sinemadaki çıkışından sonra Hollywood’un devasa dünyasına attığı ilk adımı; diğer yandan ise, özündeki “karakter merkezli” anlatıdan asla vazgeçemediği o kritik köprüyü temsil eder nitelikte bir film. Uzaktan bakıldığında, 1997 tarihli Norveç yapımı orjinal yapımın Amerikanlaştırılmış, ucuz bir tekrarı gibi görünse de, anlatı inşasında oldukça özgün noktaları bulunmakta. Nolan’ın “zamanın yapısıyla oynama” takıntısını görmek, “zamanın ve mekanın algılanışı” üzerinden neler yapmaya çalıştığını deneyimlemek başlı başına bir keyif.

80
YAZARIN PUANI

En önemlisi, Insomnia, uykusuzluğun yarattığı o zihinsel erozyonla harmanlanan ve iç içe geçen bir film-blanc (beyaz film) denemesi olarak karşımıza çıkıyor. Alaska’nın “Nightmute” kasabasının tükenmek bilmeyen gün ışığında, karakterlerin içine hapsolduğu ve günahlarını saklayacak hiçbir gölgenin kalmadığı anlar bütünlüğüne tanık oluyoruz. Insomnia’da vicdan, asla kapanmayacak olan bir işkence mekanizması görevinde.

Insomnia Film İncelemesi Arakat Mag 2002 Christopher Nolan Al Pacino Robin Williams Hilary Swank

Işığın Altında Çıplak Kalan Vicdan

Geleneksel dedektif hikayeleri ve film-noir örnekleri çoğu zaman yağmurlu gecelerde, tekinsiz ara sokaklarda veya gölgelerin arasında saklanmış, ortaya çıkmayı bekleyen sırlar üzerinden anlatılır. Insomnia ise kendi anlatısı içerisinde film-noir formülünü tersyüz ederek, hikayenin baş kahramanı Will Dormer’ı Alaska’nın 24 saat süren gün ışığında gizemli bir olayın içine hapsediyor. Bu sürekli aydınlık, olay örgüsü içerisinde gün ışığını barındırsa da, anlatı ilerledikçe insanın içine karanlık bir duyguyu hapsetmeye başlıyor. Tam da bu noktada Nolan, ışığı karakterlerin psikolojik çöküşünü belgeleyen, “uykusuzluğun” neden olduğu halüsinasyonları tetikleyen ve gerçeklikle hayalin birbirine girdiği o gri alanda beslemek üzerine kullanıyor. Bastırılmaya çalışılan suçluluk duygusunu ön planda tutan Insomnia’da, ruhu kemiren vicdan azabı fiziksel bir izdüşüm alanı gibi.

Film, tipik bir “whodunnit” (kim yaptı) polisiyesinden sıyrılarak, izleyiciyi olarak bizleri de karakterle birlikte biyolojik bir huzursuzluğa sürüklemekte. Öyle ki, tıpkı Dormer gibi, neyin gerçek neyin yorgun bir zihnimizin oyunu olduğunu ayırt edemez hale geliyoruz.

Görüntü yönetmeni Wally Pfister’in yarattığı bu alabildiğine parlak, hatta bazen mide bulantısı yaratan net görüntü dünyasında sıkışmışlık hissini hissetmemek mümkün değil. Bu sinematografinin de verdiği etkiyle birlikte, dedektif olmanın “nesnel” bakış açısı, uykusuzluk ve suçluluk sebebiyle nasıl “öznel” ve “bozulmuş” bir perspektife kaydığına şahit oluyoruz. Böylelikle dedektifin parçalanmış zihnine empati duymaya başlıyorsunuz. Çünkü kasabaya bir “kurtarıcı” olarak gelen Dormer için artık “gece” ve “huzur” mefhumu tamamen yok olur. 

Insomnia Film İncelemesi Arakat Mag 2002 Christopher Nolan Al Pacino Robin Williams Hilary Swank

Al Pacino’nun “Uykusuz” Karakter Portresi

Al Pacino’nun hayat verdiği dedektif Will Dormer için, kariyerinin en trajik, en parçalanmış ve en insani performanslarından biri diyebiliriz. Heat’deki Vincent Hanna karakterinde sahip olduğu enerjik ve karizmatik dedektif portresinin tam tersi biçimde karşımıza çıkan Pacino, bu kez göz altı torbaları, her an çatlarcasına sizlere bakan mimikleri ve ses tonuyla, yitip gitmek üzere olan bir dedektifin ruhun sahibi olarak karşımıza çıkıyor. Dormer, 60’lı yaşlarının başında bir adamın taşıyabileceği yaşanmışlıkları hissettiren biri. “Bu adam daha önce neler yaşamış olabilir?” diye sorgulatan, geçmiş vukuatlarını merak ettiren mükemmel bir karakter.

Domer’ın yaşayan bir enkaz misali portre edilmesinde, Pacino’nun oyunculuğuna kattığı doğallık ve doğaçlama yatkınlığı da oldukça etkili. Domer, neredeyse her sahnede kertenkeleyi andıran düşük göz kapakları ile benzginliği, yalan ve gerçek arasındaki ince çizgiyi harika biçimde temsil ediyor. Özellikle Pacino’nun bitkinlik bazında yansıttığı çok ince detaylar da bulunmakta; mesela ışığa karşı verdiği refleksif tepkileri göz ardı etmemek gerek. Kahraman olmaktan çok uzakta birini, bir hatayla vurduğu ortağı sebebiyle taşıdığı vicdan azabını dibine kadar hissediyorsunuz. Bu noktada ahlaki bir belirsizlik içinde, kendi günahlarıyla yüzleşen bir karakteri canlandıran Pacino, Robin Williams’ın sakin ve masum görünüşlü canavarı karşısındaki tavrı ise “kedi-fare” oyununu daha gizemli kılıyor. Nolan’ın, Pacino’nun karakterini alıp, onu yorgun, uykusuz ve günahkar bir kabuğun içine hapsetmesi ile birlikte, Pacino’nun da karakteri “yaşlı aslan” olarak kullanma şekli, özellikle dikkat edilmesi gereken bir unsur haline geliyor.

Film İncelemesi Arakat Mag 2002 Christopher Nolan Al Pacino Robin Williams Hilary Swank

Robin Williams’ın Masum Yüzlü Canavarı

Robin Williams’ın hayat verdiği Walter Finch, Williams’ın o alıştığımız neşeli, komik ve babacan tavırlarının tam aski noktasında yer almakta. Nolan’ın kanatları altında Robin, Insomnia ile aynı yıl içerisinde çıkan One Hour Photo’nun ardından en ürpertici performansını sergiliyor. Williams, filmin ilk yarısında ses ve gölge misali yer alarak, ilk andan itibaren tüm tekinsiz taraflarını meydana döküyor. Bir suç ormanı yazarı olan Finch, gerçek ve kurgu arasındaki ince çizgiyi belirsizleştiren ana unsur konumunda. Finch’in, yazarlık yeteneklerini kendi lehine kullanarak, işlediği cinayete kadercilik ve bir hata gözüyle bakması; ardından Dormer’ın hayatını ve vicdanını manipüle etmeye başlaması ile filmdeki asıl mücadele, fiziksel olmaktan çıkarak, ruhsal ve zihinsel bir çatışmaya döner. Finch’in sakin yüzünün ardında, ne kadar çarpık ve hastalıklı bir akla sahip olduğunu görmek ise feribot sahnesiyle çok daha rahat anlaşılır hale geliyor.

Soğuk bakışlarıyla Williams, Pacino’nun aynadaki karanlık yüzü gibi filmin içine işliyor. İkisinin ortak noktası ise birer cinayet işlemeleri ve bu cinayeti “kaza” veya “gerekli” olarak meşrulaştırmaya çalışmaları. Williams’ın karakteri bu noktada elindeki bu avantajı her anlamda kullanmak istiyor. “Öldürmek seni değiştirir, Will. Bir nevi farkındalık gibi.” der Finch, bu da içinde yaşadığı durumu en iyi şekilde özetlemekte. Çünkü Finch için asla bir “canavarlaşma” söz konusu değildir, aksine bunu bir “aydınlanma” olarak görmektedir. Nolan ise anlatı içerisinde, Williams’ı kullanarak suç gerilimlerinin klişelerini altüst etme uğraşında girer; çünkü izleyici bir cani beklerken, Nolan bizlere komşumuz kadar tanıdık, günlük dili neredeyse hiçbir tehdit taşımayan birini verir. Williams ise kendinden emin tiplemesi ile bunu sağlamakta hiç zorlanmaz. Dormer ile aralarındaki “kedi-fare” oyununda ise kazanandan çok kaybedeni görürüz; kaybeden vicdanın ta kendisidir.

Insomnia Film İncelemesi Arakat Mag 2002 Christopher Nolan Al Pacino Robin Williams Hilary Swank

Hilary Swank Üzerinden “Masumiyetin” Sınavı

Hilary Swank’in canlandırdığı yerel polis memuru Ellie Burr, Dormer’ın kariyerine ve mirasına olan “inancın” somut bir temsili. Bir polis akademisi öğrencisi olarak Dormer’ın davalarını tez konusu haline getiren Burr, onu kafasının içinde neredeyse tapacağı bir kahraman olarak konumlandırmıştır. Fakat Dormer’ın yavaş yavaş çürüyen ahlaki yapısını fark etmeye başlayan Burr, hayal kırıklığını en derinlerde hissetmeye başlar. Sanki bu zamana dek zihninin içerisinde kodladığı hayali bir karakterdir ve asla da var olmamıştır. Swank’ın karakteri yansıtma şeklinde saf, dürüst ve fazlasıyla başarılı olmaya çalışan birini rahatlıkla görürüz. Öyledir ki, Dormer’ı içine hapsolduğu karanlık labirente ışık olmaya çalışan tek kişidir. Dormer’ın vicdanındaki son kaledir. Yani Burr, filmdeki karanlık anlatıda, adalet ve doğruluğun hala nefes alabildiğini kanıtlamak için var. Onun varlığı olmadan, Insomnia iki suçlunun hesaplaşması ile sınırlı kalabilecekken, Burr sayesinde kurtuluş ve vicdan muhasebesi gibi temalar ön plana çıkmakta.

Swank, yer aldığı sahnelerde karakterin zekasını ve yaşadığı şaşkınlıkları o kadar doğal biçimde yansıtıyor ki, bizler de Burr’un gözlerinden Dormer’ı görmeye başlıyoruz. Dormer’ın yorgun, yaşlı ve huysuz taraflarını, Burr’un karakteri etrafında gözlemleme şansı buluyoruz. Burr, filmin en masum karakteri olarak, kendi idolüne her zaman korumacı gözle bakar fakat ne yazıktır ki, hiçbir şey onun rüyalarındaki gibi değildir. Nolan ise bu noktada, Burr üzerinden bir tür “bayrak değişimi” yolu izliyor. Bunu yaparken, Burr’u kahramanına olan inancı yüzünden yanlış bir seçim yapma yoluna kadar sürüklüyor fakat onu o ahlaki sınırda tutuyor. O sınır içerisinde, ince bir çizgide yürürken Dormer’ın onu doğru yolda tutması ve doğru olanı yapmaya zorlaması ise bu “bayrak teslimiyetin” bir resmiyeti aslında. Bu olay örgüsü içerisinde Swank’ın karakteri neşeli biriyken, kararlı ve vicdanlı bir dedektife doğru evriliyor.

Film İncelemesi Arakat Mag 2002 Christopher Nolan Al Pacino Robin Williams Hilary Swank

Nolan’ın Kariyerinde “Bir Geçiş Filminden” Daha Fazlası

Insomnia, Nolan’ın filmografisinde Inception ya da The Dark Knight gibi görkemli olmasa da, Memento gibi yapısal olarak yenilikçi durmasa da, bir “geçiş dönemi filmi” olarak anılmaktan çok daha fazlasını hak ediyor. Psikolojik karakter çatışmasından başlayarak, atmosferik gerilimi ve güçlü alt metin anlatısıyla öne çıkan; gizemini harika kullanan, oyuncu performanslarıyla sürükleyiciliğini artıran, Alaska’yı nefes alıp veren bir evreye getiren harika bir film var ortada. Hillary Seitz’in orijinal filmden oldukça iyi biçimde uyarladığı senaryoda, Nolan’ın teknik dokunuşları ile birlikte Insomnia, izleyiciyi 2 saat boyunca koltuğa nasıl çivileyebileceğiniz konusunda bir ders gibi.

Şimdi geriye bakıldığında, Insomnia’nın sunduğu o topografik çorak arazi görüntüleri, o uçağın Alaska’nın karlı zirveleri üzerinde uçtuğu açılış sekansı, Nolan’ın kariyerinde geliştireceği ve üzerinde bolca duracağı mekan ve ölçek duygusunun ilk adımları derken, ortada gerçekten özel bir film var. Nolan, bu filmde zamanın çizgisel yapısı üzerinde durmak yerine, zamanı bizim, yani insanın algısı üzerinde tutuyor. Bir zaman bilmecesine dönen Dormer’ın uykusuzluğu da buradaki en önemli etmen. Çünkü zaman, algı ve anlayış, Dormer üzerinden bir çözülme yaşıyor; ki bu duyguya da aynı zamanda çok daha rafine ve ruhsal bir karmaşıklık diyebiliriz. Film, Wally Pfister’in muhteşem sinematografisi ile birleştiğinde ise Dormer’ın iç dünyasının coğrafyasına adım atıyorsunuz. İnsan zihninin kırılganlığına ve vicdanın durulmayan sularına rastlıyorsunuz. Son olarak şunu görüyorsunuz: Işığın hiç batmadığı bir dünyada, insanın kendi gölgesiyle, karanlığıyla birleşip ruhen ve vicdanen zihniye barış sağlayabilir mi? Herhalde bu sorunun cevabı herkes için farklıdır.


Ferit Doğan‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Memento: Sizce Kimim Ben?

Following: Ava Giden Avlanır

FERİT DOĞAN
Yüksek Lisans öğrencisi (Radyo, Televizyon ve Sinema). Film eleştirmeni. Senaryo yazarı. Yönetmen.

    Memento: Sizce Kimim Ben?

    önceki yazı

    The Prestige: Çift Arkalı Kart

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Leave a reply

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Bunlar da ilginizi çekebilir