0

The Dark Knight Rises, Christopher Nolan‘ın Batman üçlemesinin son filmi. Filme genel olarak baktığımızda, Nolan‘ın bize sadece bir süper kahraman anlatısı sunmak istemediği aşikâr. The Dark Knight Rises, toplumun yapısındaki kırılganlığı, çürümüş bir sistemdeki yüzeyselliği ve kişisel dönüşüm sürecindeki sancılı geçiş dönemini ele alan bir yapıya sahip. Yakın zamanda yeniden vizyona girecek olan The Dark Knight Rises, seneler sonra bile sistemin yaratmış olduğu çatlaklar üzerine düşünebilmek için bize bir zemin sunuyor. Bastırılmış olanın geri dönüşü, bilinç dışının dışavurumu ve yeniden inşa edilen bir kimliği içerisinde barındırıyor.

Batman artık bir kahraman değil. O bir fikir. Düşse de yeniden yükselecek biri.

The Dark Knight Rises Film İncelemesi Arakat Mag Christopher Nolan Christian Bale Tom Hardy Anne Hathaway

Kahramanın Dönüşümü: İzolasyon ve Düşüş

Nolan, Joseph Campbell‘in ”Kahramanın Yolculuğu” kuramındaki klasik yapının dışına taşarak bu filmde bize farklı bir anlatı sunuyor. Bruce Wayne’in kahramanlık hikayesi, bu filmde bir çöküşün ve yeniden doğuşun hikayesine evriliyor.

Üçlemenin ilk iki filminde görmüş olduğumuz ihtişamlı, yükselişte olan Batman karakteri ve DC’nin çizgi romanlarından da bildiğimiz Batman’in baş düşmanı Joker artık yok. The Dark Knight Rises‘ta yitik durumda, toplumdan kendini geri çekmiş ve ortalıklarda görünmeyen bir Batman var.

Christian Bale‘in canlandırdığı Bruce Wayne, içsel bir krizin eşiğinde ve çatışmalardan olabildiğince uzakta izole bir yaşam sürdürüyor. Batman’in Joker ile olan savaşındaki galibiyetinden ve Harvey Dent’i öldürmesinden bu yana geçen yıllar içerisinde, Wayne Malikanesi onun için bir kaçış alanı haline geliyor. Bruce’un bu izolasyonu, narsistik yaralarının iyileşmemiş olduğunu ve durağan bir noktada kalışını simgeliyor. Gotham’ın görünürdeki sakinliği ve şehrin suçsuz bir izlenim vermesi de bunun bir dışavurumu. Bastırılmış olan çatışmalar, yüzeyde varlığını göstermese de şehrin alt katmanlarında birikmeye devam ediyor.

The Dark Knight Rises Film İncelemesi Arakat Mag Christopher Nolan Christian Bale Tom Hardy Anne Hathaway

Gotham’daki Kırılganlık ve Bane’in Yıkımı

The Dark Knight Rises, Gotham’a bakıldığında kusursuz işliyor gibi görünen altı oyuk bir düzeni sorguluyor. Harvey Dent’ten sonra suç oranlarının düşmüş olması ve Harvey Dent’in de halk tarafından bu şekilde anılıyor olmasının yanı sıra Nolan, bunun altında yatan kırılganlığı ele alıyor. Yüzeyin altındaki doğru olmayan unsurların fark edilmesi de pek uzun sürmüyor.

Gotham şehri, sekiz yıldır süregelen adaletsizliklerin ve eşitsizliklerin pençesindeyken Tom Hardy‘nin canlandırdığı Bane karakterinin şehre gelişiyle bu kırılmaya müsait yapı sarsılmaya başlıyor. Bane, Talia ve orduları, Gotham’ın yozlaşmaya yüz tutmuş bu ortamından faydalanarak planlarını uygulamaya koyuyor ve acımasız bir darbe başlatıyor. Bane’in yer altından geliyor oluşu da, bilinç dışının yüzeye çıkışının bir temsili olarak düşünülebilir. Halkın uzun süredir bastırmış olduğu öfke, Bane’in gelişiyle su yüzüne çıkmaya başlıyor. Bane’in karizmatik ama korkutucu figürü, karşıt imgeleri de beraberinde taşıyor.

Bruce, babasının ölümünden sonra kendi kimliğini Batman ile içselleştirdiği için Bane’in ortaya çıkışı, kimliğindeki çatlakların oluşmaya başlamasına sebep oluyor. Bane, Bruce’un ”kahraman” maskesini yıkarak onu bir krize sürükleyip narsistik olarak bir çöküş yaşamasını sağlıyor. Bruce’un sığınmış olduğu tüm maskelerin dışına çıkmaya zorlanarak çaresiz bir noktaya doğru evrildiğini görüyoruz.The Dark Knight Rises Film İncelemesi Arakat Mag Christopher Nolan Christian Bale Tom Hardy Anne Hathaway

Kuyu: Yeniden Doğuşun Simgesi

The Dark Knight Rises‘da ön plana çıkan kuyu metaforu, filmin çok katmanlı olmasını sağlayan önemli bir sembol. ”Yeraltı Hapishanesi” olarak adlandırılan kuyu yalnızca fiziksel bir hapishane değil, aynı zamanda Bruce’un hem fiziksel hem de ruhsal olarak çöküşünün bir yansıması oluyor.

Nolan, kahramanın kurtuluşunu dışsal bir nedene bağlamak yerine karakterin umudunu ve gücünü kullanarak izleyiciye de bunu aşılamayı hedefliyor. Kuyu sahnesi, Wayne’in içsel dünyasını yeniden keşfetmesine ve yeniden doğuşuna bir simge niteliğinde; bilinçdışının en dip noktasını ve arınma sürecini temsil ediyor. Bruce’un narsistik çöküş olarak ele aldığımız psikolojik buhranı, gelecekteki yükselişinin bir ön koşulu haline geliyor.

Kuyudan çıkmak için bulunduğu ilk girişimlerde başarısız olan Bruce, bu sefer son denemesini güvenlik ipi olmadan yapıyor. Yeniden keşfetmiş olduğu ölüm korkusunu göz önüne alarak kuyudan tırmanmayı deniyor. Bu sahne, ”bireyleşme” sürecinin bir anlatısıdır. Bruce, ipi bırakarak kendi iç gücüne, içsel kahramanına ulaşmayı başarıyor. Kuyudan çıkışı, ruhsal bir yeniden doğuşu gösteriyor; bu başarısıyla birlikte travmalarını kabullenip kendini dönüştürebiliyor.

Film İncelemesi Arakat Mag Christopher Nolan Christian Bale Tom Hardy Anne Hathaway

Sınıfsal Çatışma ve Toplumsal Ayaklanma

Bane’in yeni bir düzen kurma planıyla birlikte Gotham’daki kaotik ortam, sınıfsal bir devrimi bize sunuyor. Zenginlerin evlerinden atılıp geçmişte iktidar sahibi olanların açıkça aşağılanıyor olması, halkın biriken öfkesini dışa vuruyor. Ancak bu öfke, kısa sürede bir direniş idealinden saparak linç kültürüne evriliyor.

Bastırılmış sınıfsal gerilimlerin gün yüzüne çıkmasıyla, Karl Marx‘ın ele aldığı ”proleterya ayaklanması” ve Fransız Devrimi’ndeki anarşizm arasında bir bağ kuruluyor. Fakat filmde bu hareketin liderliğini üstlenen halktan biri yok; halkın duygularını manipüle ederek yanlış bir politik iklimin oluşmasına sebebiyet veren acımasız bir Bane karakteri var. Hayatının büyük çoğunluğunu bir çukurun içerisinde geçiren Bane, baskı altında yaşamanın nasıl olduğunu deneyimlemiş biri. Bu gerçeği bildiğimizde ise, Bane’in yeni toplum düzenini inşa etme idealinin temelinde içsel olarak işkence olgusuna bu kadar arzu duyuyor olması pek de tesadüf sayılmaz.

Bane, halka bir özgürlük vaadinde bulunsa da, gerçek anlamda bunu sunduğunu göremiyoruz. Halkın adaleti sloganlarının arkasına sığınarak yeni bir despotik düzen kuruyor, yargısız infazlarla birlikte vurgusunu yaptığı ”adaletsiz” sıfatını bu sefer kendisi üstleniyor. Böylece film, halkın hakikat ve bir olanla bağını kopardığında nasıl kolaylıkla kaosa sürüklenebildiğini ortaya koyuyor.The Dark Knight Rises Film İncelemesi Arakat Mag Christopher Nolan Christian Bale Tom Hardy Anne Hathaway

Maskeler ve Kimlik

Nolan‘ın anlatısındaki maske metaforu, kimliğin inşasına ve bir koruma aracına dönüşüyor. Bruce Wayne’in Batman kimliği, travmalarıyla başa çıkabilmek için topluma yansıttığı bir persona haline geliyor. Ancak The Dark Knight Rises, bu maskenin artık yetersiz kaldığını ve Bruce’un gerçek dönüşümü için onu terk etmesi gerektiğine işaret ediyor.

Bruce’un bu maskeyi terk etmesi ve anonimliği bırakarak kendi hayatının sorumluluğunu üstlenmesi, tekrar hayata dönüşünü simgeliyor. Bu dönüşüm, onun zayıf ve kırılgan bir insan olduğunu kabul etmesini sağlıyor. Nolan böylece kahramanlık temasını, içsel bir dönüşüm ve kimlik sorgulaması olarak ele alıp derinleştiriyor.

Nitekim, film boyunca somut bir maskenin ardında saklanan Bane karakterinin de topluma karşı yarattığı bir personası olduğunu söylemek mümkün. Özellikle bunu Miranda’nın aslında Talia olduğunu anladığımız sahnede, Bane ile olan ilişkilerini anlatmaya başladığı zaman görüyoruz. Talia’ya borçlu hisseden Bane, kabul etmekte zorlandığı acı geçmişine anlam katacak bir kurtuluş ideasının peşinden gidiyor. Talia hikayelerini anlatmaya başladığında gözleri dolan Bane’in sert ve yıkıcı tavrının ardında aslında kırılmaya çok müsait bir travmanın yüklü olduğunu fark edebiliyoruz.

Film İncelemesi Arakat Mag Christopher Nolan Christian Bale Tom Hardy Anne Hathaway

Kara Şövalyenin Vedası

Anne Hathaway‘in canlandırdığı Selina Kyle, Bruce’un gizlediği bir gölgesini temsil ediyor; bastırdığı, onu karanlık ve özgür kılan yanlarını açığa çıkaran bir yansıma. Selina ve Bruce’un kurmuş olduğu ilişki, içsel çatışma ve yalnızlığı kabullenme temalarında önemli bir adım. Selina karakterinin sınırları zorlayan tavrı, Bruce’un kendi sınırlarını yeniden sorgulamasına ve tanımasına olanak sağlıyor.

Marion Cotillard‘ın canlandırdığı Miranda Tate karakteri ise, Bruce’un idealize ettiği bir figür gibi görünüyor. Ancak bu idealizasyonun ardında Miranda’nın ihaneti, Bruce’un içsel kırılganlığını derinleştirerek kendisini zorlayıcı bir çatışmayla baş başa bırakıyor. Bu iki kadın karakter, Bruce’un bu dönüşümü yaşamasında önemli iki zıt kutup olarak karşımıza çıkıyor.

Filmi, üçlemede sıkça gördüğümüz ve Michael Caine‘nin canlandırdığı, Bruce’un en büyük destekçisi Alfred’in Floransa’da bir kafede Bruce ve Selina’yı birlikte görmesiyle bitiyor. Alfred’in filmin başında bahsini geçirdiği bu fantezisi gerçeğe dönüşüyor mu? Bruce gerçekten de Batman kimliğinden sıyrılarak ”normal” bir yaşam sürüyor mu? Bu soruların cevabını Nolan bizlere bırakmış.

İki yol var: Bruce, patlamadan sağ çıkarak Batman’in ötesinde bir hayata kavuşmuş olabilir ya da bu gördüğümüz sahne, Alfred’in hayal dünyasındaki bir fanteziden ibaret. Her iki yol da tartışmaya değer.


Sude Söyler’in tüm yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

The Dark Knight: Düşmanın Kadar Güçlüsün

Batman Begins: Korkunun Yarattıkları Üzerine

Sude Söyler
İstanbul Üniversitesi Psikoloji bölümünde lisans eğitimine devam ediyor. Sinema eleştirileri ve filmlerin psikolojik incelemeleri hakkında okuyor, yazıyor ve araştırıyor.

    The Dark Knight: Düşmanın Kadar Güçlüsün

    önceki yazı

    Stick: Spor ve Komedinin Hassas Dengesi

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Yorumlar kapatıldı.

    Bunlar da ilginizi çekebilir