50
YAZARIN PUANI

Sanat tarihi, üzerinden yüzyıllarca zaman geçmiş olmasına rağmen hala başka sanat eserlerine ilham olan eserlerle doludur. Bu yazının konusu olan Dante ve onun abidevi eseri İlahi Komedya da bu eserlerden biridir. Yüzyıllar boyunca sayısız edebiyat eserini etkilemiş bu destansı metin şimdilerde bir filmin doğrudan konusu olmuş durumda: In the Hand of Dante.

50
YAZARIN PUANI

82. Venedik Film Festivali’nde yarışma dışı seçkide yer alan bu film, Dante’nin İlahi Komedya’sı ile günümüz suç dünyası arasında bağlantı kuran bir hikaye anlatmayı amaçlamaktadır. Yönetmen Julian Schnabel’ı tanımayanlar eğer kısa bir araştırma yaparsa onun daha çok biyografik anlatılar üzerine kafa yoran bir yönetmen olduğunu fark edecektir. Basquiat (1996), Before Night Falls (2000), The Diving Bell and the Butterfly (2007) ve At Eternity’s Gate (2018) gibi filmlerde genellikle gerçek kişilerin iç dünyalarını ve varoluşsal mücadelelerini sinemaya taşıdığını söylemek mümkündür. Bu açıdan bakınca Dante üzerinden kurulan bir anlatıyı yine aynı yönetmenin anlatmak istemesi oldukça anlaşılır bir durumdur.

In the Hand of Dante Film İncelemesi Arakat Mag Netflix 2026 Julian Schnabel Ibrahim Elouahabi Gavin Weingarten Al Pacino

Çözülmesi Zor Bir Uyarlama Kitap Denklemi

In the Hand of Dante Amerikalı gazeteci Nick Tosches’in 2002 yılında yayımlanan aynı adlı romanından uyarlanmış bir film. Ben romanı okumadım ama filmi izledikten sonra biraz araştırdım. Araştırma yaptığım kısa süre içinde öğrendiğime göre roman tarihsel bir kurgu ile -okura okuduğu şeyin tamamen bir kurgu olduğunu hissettiren bir çeşit postmodern bir tarz olan- metafikasyonu iç içe geçiren bir anlatım dili varmış. Bunu kafamda oturtmam çok zor olmadı çünkü film de anlatısını hemen hemen bu teknikle kuruyor.

Filmin uyarlandığı romanı belki okumadım ama hem roman yazarının hem de filmin başrolünün aynı kişi olması kaçınılmaz olarak beni yazar Nick Tosches’e dair araştırma yapmaya itti. Yazar Nick Tosches gazetecilik kariyeri boyunca rock müziği, Amerikan popüler kültürü ve organize suç dünyası üzerine yazdığı yazılar ile tanınmış bir yazar. Bu açıdan romanı In the Hand of Dante onun en deneysel işi denilebilir.

Okumadığım bir roman üzerine söyleyebileceğim çok fazla şey olmadığı için filmden devam etmek daha doğru olur. Hikaye örgüsü açısından filmin ikiye ayrıldığını görüyoruz. Bir tarafta 14. yüzyılda yaşayan İlahi Komedya’yı yazma sürecinde olan Dante, diğer tarafta ise 2001 yılında yaşayan Nick Tosches (evet filmin uyarlandığı romanın yazarı) bulunuyor. İlk bakışta Nick’in hikayesinin siyah beyaz, Dante’nin hikayesinin ise renkli bir görsel anlatımla aktarıldığı dikkat çekiyor. Bunun Nick’in dünyasının daha çok “suç” dünyası olmasıyla ilişkilendirdiğimi belirtmem gerek.

Her ne kadar romanı okumamış olsam da filmden sonra bir süre araştırma yapmak istememin sebebi bu “karışıklık silsilesi” oldu. Birbirine karışan “Nick’ler”, suç dünyası ile Dante’nin birbirine entegre edilmiş bir kurguda anlatılmaya çalışılması gibi durumlar beni filmden sonra doğal olarak meraklandırdı.

In the Hand of Dante Film İncelemesi Arakat Mag Netflix 2026 Julian Schnabel Ibrahim Elouahabi Gavin Weingarten Al Pacino

Yüz Yıl Arayla Paralellik Kurulan Hayatlar

Film günümüz New York’unda ortaya çıkan ve Dante’nin bizzat kendi el yazısı ile kaleme alındığı düşünülen bir İlahi Komedya nüshasının mafyanın eline geçmesiyle başlıyor. Bu el yazmasının gerçekliğinin doğrulanması için fikrine başvurulacak kişi de Nick Tosches. Ana karakterimiz Nick kısa bir süre içinde kendini organize suç örgütleri, dini sırlar ve kişisel sapkınlıklar arasında giderek karmaşık bir hale gelen tehlikeli bir yolculuğun içinde bulur.

Bir önceki bölümde de bahsettiğim üzere film iki farklı zaman dilimi üzerine kurulan bir anlatıya sahip. Bu iki dönem ilk bakışta birbirinden alakasız gibi görünse de film ilerledikçe bazı paralellikler bulmak da mümkün. Özellikle sanatın, inancın, şiddetin ve hakikati arama arzusunun yüzyıllar boyunca değişmeyen bir şekilde kendini göstermesi filmin en dikkat çeken yanı.

Siyah beyaz hikayede, yani nispeten günümüzde geçen hikayede, bulunan nüshanın Dante’nin bizzat kendi el yazısı olup olmadığını anlayabileceği düşünülen Nick’in kendini zaman içerisinde cinayetlerin, ihanetlerin ve güç mücadelelerinin merkezinde bulması oldukça yavaş ve seyirciden çokça sabır isteyen bir tonda anlatılıyor. Özellikle filmin ilk yarım saatinin oldukça sabır isteyen, zorlu bir deneyim olduğunu burada belirtmem gerekiyor. Seyirciyi içine oldukça zor alan bir film In the Hand of Dante. Eğer seyirci sabreder ve renkli hikayeye, yani 14. yüzyıldaki Dante’nin hikayesine ulaşabilirse iki dönem arasında bağlar yakalayacak ve biraz daha filmi akıcı bulacaktır diye düşünüyorum. Ki bu iki bölümün atlamalı kurgu tekniği ile birbirinin içine geçtiğini düşünürsek olayları takip etmenin de kolay olmadığını söyleyebilirim.

Filmin renkli bölümüne baktığımızda ise Dante’nin sürgün yılları anlatılıyor. Floransa’dan uzaklaştırılan şairimiz hem siyaseti hem de ruhsal anlamda büyük bir kırılmanın içindedir. Filmde Dante’nin yalnızca bir edebiyat dâhisi olmadığını da görme fırsatımız oluyor. Dante’nin de korkuları, vicdan muhasebeleri ve yer yer çeşitli arayışları olan “sıradan bir insan” olduğunu da unutmamamız gerektiğini hatırlatıyor.

In the Hand of Dante Film İncelemesi Arakat Mag Netflix 2026 Julian Schnabel Ibrahim Elouahabi Gavin Weingarten Al Pacino

İyi Cast, İyi Fikir ama Kötü Sonuç

In the Hand of Dante’de dikkat çeken unsurlardan biri de bana kalırsa cast seçimi. Filmin merkezinde bulunan iki karakteri, yani Nick ve Dante’yi, aynı isim canlandırıyor: Oscar Isaac. En son Frankenstein (2025) filmindeki performansıyla hatırladığımız Isaac bu filmde de iki farklı karaktere birden iyi hayat veriyor. Ancak iki karakterin yarattığı etkiyi toplasak Frankenstein’daki Victor karakterinin yarattığı etkiyi yaratmayacak türden bir performans. Yine de Nick ile modern dönemin kayıp, pişmanlık ve saplantılarla mücadele eden, Dante ile de sürgün hayatındaki zorlukları anlatan performansını beğendiğimi söylemem gerek.

Oscar Isaac’den sonra filmin en büyük sürprizi Gerard Butler diyebilirim. Zaman zaman aksiyon filmlerindeki performanslarıyla hatırladığımız Butler burada alışılmışın dışında bir performans ortaya koyuyor. O da tıpkı Oscar Isaac gibi iki farklı karaktere hayat veriyor. Modern zamanda bir tetikçiyi canlandırırken tarihsel hikayede ise Papa VIII. Boniface’yi canlandırıyor. Açıkçası Butler’ın performansını daha çok sevdim.

Bu iki isme ek olarak John Malkovich ve Duke Nicholson gibi isimler de filmde bulunuyor. Ancak beni -ve sanırım izleyen çoğu kişiyi- şaşırtan oyuncular ise Martin Scorsese ve Al Pacino oldu. 14. yüzyılda Dante ile diyaloğa giren uzun sakallı, ilham verici tarihi bir figürü canlandırırken Al Pacino ise filmin hemen başında modern zamanlarda suç işlemiş bir çocuğu sakinleştiren bir adamı canlandırıyor. Bu iki büyük “suç filmi ustası” isme bu filmde küçük de olsa roller verilmesi beni hem şaşırttı hem de kısa da olsa heyecanlandırdı. Bu açıdan In the Hand of Dante’nin böylesine büyük isimleri bünyesinde bulundurması da azımsanacak bir durum değil.

Tüm bu yıldız oyunculara, Dante gibi büyük bir anlatıya rağmen filmi birçok açıdan beğenmediğimi doğrudan söylemezsem bu yazı eksik kalır. In the Hand of Dante’nin konusunu ilk öğrendiğimde aklıma hemen Hamnet (2025) filmi gelmişti. Orada da Shakespeare gibi dev bir ismin Hamlet gibi büyük bir eserini yazma serüveni anlatılıyordu. İlk başta bu filmin de böyle bir film olduğunu düşünmüştüm. Fakat sonra iki farklı zamanda birbirine geçen hikaye olduğunu görünce daha farklı bir film olduğunu anladım. Buna itirazım yok, bundan rahatsız da olmadım. Ancak bu atlamalı kurgu tekniği ile anlatılan filmin çok daha kolay, sıkıcı veya zorlama olmayan sahnelerle anlatılmasının mümkün olduğunu düşünüyorum. Hele bazı sekansların seyircinin adeta sabrını sınadığını da düşünürsek izlemesi her açıdan zor bir filmdi. Bunu “yavaş sinemayı” seven biri olarak söylüyorum hatta. Nick ve Dante arasında bağlar kurulmaya çalışılırken yapılan zorlama denemeler de cabası. Bu açıdan In the Hand of Dante’nin kendine has bir seven kitlesi oluşursa bilemem ancak izleyen birçok kişinin en iyi ihtimalle ortalama bir film olarak göreceğini düşünüyorum.


Can Ahmet Çelik‘ın diğer yazılarına bakmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

I Am Frankelda: Grotesk Gerçekliğin Fantastik Bir Yansıması

In the Grey: Siyah ve Beyazın Arasında

CAN AHMET ÇELİK
Selçuk Üniversitesinde Radyo Televizyon ve Sinema bölümünden mezun oldu. Aynı üniversitede aynı bölümde yüksek lisans yapıyor. Düzenli olarak okuyor, izliyor ve yazıyor.

Supergirl: Yitik Bir Kahramanın Arayışı

önceki yazı

The Bear 5. Sezon (Final): Kusurlarla Yaşamayı Öğrenmek

sonraki yazı

Yorumlar

Leave a reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunlar da ilginizi çekebilir