85
YAZARIN PUANI

I Am Frankeldastop-motion müzikal animasyonun iddialı bir yeni nesil örneği olarak, 12 Haziran Cuma günü Netflix‘te yayınlandı. Latin Amerika’da izleyiciyle buluşan Frankelda’s Book of Spooks dizisinin öncesini anlatan film, izleyenleri fantastik bir gerçekliğin çizgisinde dolaştırarak belirli toplumsal ve bireysel konulara ayna tutuyor. Filmin yönetmen koltuğunda Ambriz Kardeşler oturuyor. Yapım sürecinde ise Pan’s Labyrinth ve Frankenstein gibi filmleriyle öne çıkan Guillermo del Toro‘nun mentorluğünü alan yönetmenler, I Am Frankelda ile her yaştan izleyiciye benzersiz bir deneyim vadediyor.

85
YAZARIN PUANI

Filmin merkezinde 19. yüzyıl Meksika’sında yaşayan Francisca adlı bir kız çocuğu yer alır. Küçük yaşta annesini kaybeden karakter, sanata olan hayranlığını annesinden almıştır. Kurmaca hikayeler ve resimler yaparak büyüyen Francisca, çevresi tarafından her zaman hor görülür. Önce arkadaşları tarafından dışlanır, sonra büyükannesi tarafından hayalleri küçümsenir. Belirli bir yaşa geldikten sonra eserlerini yayınlamak ister, ancak yayınevi sahibi onun yeteneklerini görmezden gelir. Bütün bu zorlukların karşısında onu yatıştıran tek şey, yarattığı fantastik evrenler ve kurgusal karakterlerdir.

Bir gün yarattığı evrenlerden biri olan Topus Terrentus’un prensi, gerçek dünyaya gelerek Francisca’dan krallığı kurtarması için yardım ister. Bunca zamandır yarattığı evrenin gerçekliğinden bihaber olan Francisca, hayalet bir yazar olarak Topus Terrentus’a gitmeyi kabul eder. Artık adı Frankelda olan karakterimizin buradaki amacı, insanların korkularını besleyen kabuslar görmesini sağlayacak eserler üretmektir. Çünkü kabuslar; evreninin varlığı, gerçek dünya ve fantastiğin arasındaki dengeye bağlıdır.

I am Frankelda Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Arturo Ambriz Roy Ambriz Assira Abate Anahi Allue Netflix Türkiye

Stop-Motion ve Gotik Bir Görsel Kompozisyon

I Am Frankelda‘nın yönetmenleri Arturo ve Roy Ambriz, aynı zamanda Meksika temelli stop-motion animasyon stüdyosu Cinema Fantasma’nın kurucularıdır. Yoğun ilgi duydukları stop-motion tekniğini bu stüdyoda üretime döken yönetmenler, bu ilginin kaynağını çocukluklarına bağlıyor. Ambriz Kardeşler, küçüklükten beri video oyunları yerine oyuncaklara düşkün olduklarını ve fiziksel nesneleri her zaman dikkat çekici bulduklarını belirtiyor. Bu nedenle film yapımına yöneldiklerinde stop-motion; kukla yapmak, set kurmak, ışıklandırmak ve karakterleri fiziksel olarak yaratmak açısından doğal bir seçim gibi görünüyor.

Stop-motion, I Am Frankelda‘nın ayrıntılı ve bir o kadar grotesk atmosferini oluşturan en önemli yapı taşlarından biridir. Karakterlerin çoğu elle dikilmiş ve boyanmıştır. Baştan sona, dijital üretimin yanında fiziksel emeğin de yoğun bir şekilde hissedildiği I Am Frankelda, izleyicilere bu yönüyle sahte bir gerçeklik sunmuyor. Aksine, kurmaca estetiğin insan çalışmasının bir sonucu olduğunu bize gösteriyor, bu da animasyonu olabildiğince gerçekçi kılıyor. Bu üretim sürecinin izleri filmde o kadar belirgin ki, karakterlere dikkatli bir şekilde baktığınızda fırça darbelerini görmeniz bile mümkün. Her bir sekans adeta bir Rönesans tablosunu anımsatıyor, hatta detayların yoğunluğu hikaye akışına odaklanmayı zorlaştırabiliyor. Ancak bu durum filmi negatif yönde etkilemiyor, aksine seyirciye daha önce deneyimlemedikleri bir şey sunuyor.

Ambriz Kardeşler, bir röportajda sinematik stillerinin ve dolayısıyla filmin bolca Gustave Doré gravürlerinden etkilendiğini belirtiyor. Aynı zamanda Tim Burton filmlerinin, özellikle The Nightmare Before Christmas‘ın onlar için büyük bir ilham kaynağı olduğunu da kabul ediyorlar. Bu açıklamalar, filmde yaratılan gotik-fantastik atmosferin çıkış noktasını anlamamızı sağlıyor. I Am Frankelda‘nın benzersiz karakterleri – örümcek bedenindeki kabus yazarı ya da baykuşu andıran prens – ve kabus evreninin olağan dışı detayları, seyirciyi tanıdık bir gotik evrene götürüp tamamen farklı bir hikaye anlatıyor.

I am Frankelda Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Arturo Ambriz Roy Ambriz Assira Abate Anahi Allue Netflix Türkiye

Hayal Gücünün Var Etme Yetisi Üzerine

I Am Frankelda, temelde hayal gücü evreninin ve gerçek dünyanın paralelliğine odaklanır. Baş karakterimiz şekillendirdiği gerçeklikten habersizdir ancak yarattığı evren bariz bir şekilde onun da hayatını şekillendirir. Francisca, gerçek dünyada zorluklar ve kısıtlamalarla karşılaşırken, yer altında bir krallık çöküştedir. Bu noktada film bize “görünmez bilineni” gösterir. Her ne kadar edebiyat ya da genel anlamda sanat bir insan ürünü olsa da, sanatı var eden hayal gücü olmadan insan hiçbir şeydir. İnsanın kendi varlığını hissetmesi ve öznel bir gerçeklik yaratması, ruhunun sesini dinlemesiyle ortaya çıkar. Ambriz Kardeşler‘in animasyon türüne yaklaşımını da böylece anlarız. Onlara göre, yaratılan şey her ne kadar gerçek dünyayla benzeşmese de, insana ait olması ona bir tür gerçeklik verir. Ve yönetmenler; hayal gücüne, spesifik olarak kabuslara bir evren yaratarak bu durumu somutlaştırır.

Topus Terrentus, yani Kabuslar Evreni; varlığını insanları korkutacak kabuslara borçludur. Çünkü insanların hayal dünyası onların devamlılığını sürdürür. Aynı durum, yazar Francisca için de geçerlidir. Filmin sonlarına doğru bir sahnede Prens’e “Senin sayende kendimi tanıdım.” der. Bu durum, fantastik ve gerçek dünya ilişkisini çok güzel açıklar. Yönetmenler, sanatın bir hikaye anlatmanın ötesinde, insanın hayatını sürdürmesi için gerekli olduğunu gösterir. Frankelda’nın bir kadın yazar olarak karşılaştığı zorluklar onu kafa karışıklığına ve benliğini sorgulamaya iterken, yazdıkları kendini bulmasını sağlayan bir çıkış yolu gösterir.

Filmde gördüğümüz ve dikkat çeken bir diğer tema, insanların korkularından ve genel bağlamda kendi özlerinden kaçması durumudur. Francisca’nın gerçek dünyada yaşadıklarına baktığımızda bu durum daha da somut hale gelir. Büyükannesi hayal gücünün değersizliğinden bahseder, yayınevi sahibi ise sanatın yalnızca gerçekliği yansıtması gerektiğini söyler. Bu karşı çıkma durumu günümüzde hâlâ belirgin olabiliyor, fakat kesinlikle yanlış bir bakış açısıdır. Gerçek dünyanın zorluğu, halihazırda herkesin farkında olduğu bir gerçektir. Ancak korkulardan ve genel anlamda hislerden kaçmak, bu gerçeğin yok edici bir hal alması demektir. Ambriz Kardeşler, korkuyu sanata çevirmenin bir tür iyileşme yöntemi olduğunu gösterir.

I am Frankelda Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Arturo Ambriz Roy Ambriz Assira Abate Anahi Allue Netflix Türkiye

Gerçeğin Eleştirisi ve Biyografik Unsurlar

Yönetmenlerden Arturo Ambriz, bir röportajda senaryo yazım sürecinde tıpkı Frankelda’nın yaşadığı türden bir zorlukla karşılaştıklarını belirtir. Birçok yapım şirketi onlara hayallerinden vazgeçmelerini ve başarısız olacaklarını söylemiş, gereken bütçenin yarısından fazlasını almadan filmi tamamlamışlardır. Karşılaştıkları zorluklar karşısında yılmayan kardeşler, kendilerini tıpkı krallığını kurtarmaya çalışan Prens gibi hissettiklerini de söylemiştir.

I Am Frankelda, bütün bu yönleriyle biyografik bir anlatıya da sahiptir. Frankelda’nın özellikle bir kadın yazar olarak yaşadığı zorluklar ve yayınevi tarafından aşağılanması, gerçek dünyada da karşılaştığımız bir durumdur. Onun hiçbir zaman pes etmemesi ve yazılarının önemini fark etmesi umut vadedicidir. Bu bağlamda film, bizlere çok değerli bir mesaj iletir: Kim ne derse desin, bildiğimiz yoldan sapmamamız ve yaratma tutkumuzdan asla vazgeçmememiz gerekir.

Yayın sistemi ve toplumsal baskıların gerçekliğine ayna tutan I Am Frankelda, bir yandan da iktidar ve güç kavramlarına yönelik politik bir eleştiri sunar. Procustes karakteri üzerinden, kendi yetersizliklerini kabullenmek yerine başkalarının yaratıcılıklarını ezmeye ve onlardan faydalanmaya çalışan bir insanlık durumunu eleştirir. Hikayenin bu kısmı, gerçek dünyada insanların başarısızlıklarını gizlemek için ortak düşmanlar edinip, onların sahip olduğu özellikleri taklit etmesini yansıtır.

Procustes’in başlattığı eylemle beraber, güç arzusunun yıkıcı sonuçlar getirebileceğini de hatırlamış oluyoruz. Ancak filmin geneline baktığımızda, yaratıcı ve özgün yeteneğin üstün geleceği sonucunu çıkarırız. Bütün bu yönleriyle I Am Frankelda, fantastik bir animasyon olmasına karşın, gerçekliğe devasa bir ayna tutmayı başarıyor. Ambriz Kardeşler, Frankelda’nın hikayesi aracılığıyla, her bir seyirciye kendi karanlık gerçeğiyle yüzleşme ve o karanlığı bir masala dönüştürme umudu vadediyor.


Hazal Ocak‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Toy Story 5: Dostunum Ben Senin

The Death of Robin Hood: Ölüm Meleğinin Düşüşü

House of the Dragon 3. Sezon 1. Bölüm İncelemesi: Tahtın Bedeli

önceki yazı

Avatar: The Last Airbender 2. Sezon: Yıkılan Denge

sonraki yazı

Yorumlar

Leave a reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunlar da ilginizi çekebilir