Genç yetişkinliğin sonu, özellikle modern dünyada giderek daha çok sayıda insanın deneyimlediği bir geçiş evresi. Bu süreç, kişinin içinde yaşadığı toplumun dinamiklerine göre ufak değişiklikler gösterse de, hayatın bundan sonraki düzeninin sabitlenmesi beklentisi evrensel bir deneyim. Muhtemelen kendisi de bu süreçten yakın zamanda geçmiş Gabriele Urbonaite’ın ilk uzun metraj filmi Renovation da bu geçiş evresine yönetmenin bakış açısını sunuyor. Benzer konuya sahip The Worst Person in the World ve Frances Ha gibi filmlerden, anlatı dilindeki sadelik ve gerçeklikle kurduğu bağın kuvvetiyle ayrılan film, özündeki hikayenin kişiselliğini bozmadan farklı temalara da değinmeyi başarıyor.

Kişilik Renovasyonu
Renovation, erkek arkadaşıyla birlikte ilk bakışta mükemmel görünen bir daireye taşınan 29 yaşındaki gazeteci Ilona’yı merkezine alıyor. Zygimante Elena Jakstaite’in canlandırdığı karakterin tam da istediği (ya da istediğini sandığı) gibi ilerleyen hayatı, taşındıkları binanın renovasyon süreciyle sekteye uğruyor. Evden çalışan Ilona için başta ufak bir dikkat dağınıklığından fazlası olmayan bu süreç, karakterin Ukraynalı bir inşaat işçisi olan Oleg’le tanışmasıyla hayatını alt üst edecek bir değişimin fitilini ateşliyor. Binanın geçirdiği onarımı, karakterin iç dünyasındaki çalkantılarla eşleyen yönetmen, filmin görsel diliyle de vermek istediği mesajı pekiştiriyor.
Kamerasını da, tıpkı ana karakteri gibi, dört duvarın içine hapsediyor film. Başta alabildiğine düzenli bu apartman dairesini, çoğunlukla sıkışık kadrajlarla yansıtan görüntü yönetmeni Vytautas Katkus, yer yer renovasyon sürecinden kesitler de göstererek sizi düşüncelerinizle baş başa bırakıyor. Baştan sona çoğunlukla tek mekanda geçen, müzik kullanmayan diyalog odaklı bir filmi ilginç göstermek hayli zor olsa da Katkus ve Urbonaite ikilisi bu işin altından filme eşsiz bir görsel dil inşa ederek çıkıyor. Filmin kilit anlarında, kamera da alışkanlıklarımızı bozarak bu sahnelerin önemini vurguluyor adeta.

Otuzlara Geçişe Farklı Bir Bakış
Urbonaite, filme çok daha küçük ölçekli ve kişisel bir hikaye anlatma niyetiyle başlasa da Ukrayna ve Rusya arasındaki savaşın bakış açısını değiştirdiğini söylüyor. Bu bağlamda yanı başlarında bir savaş devam ederken, kendi hayatlarının derdine düşen karakterleri göstererek ilginç bir kontrast da kuruyor anlatısında. Oleg karakterini en başından itibaren Ukraynalı olarak planladığının ve böyle bir karakter varken durumdan hiç bahsetmemenin doğru hissettirmediğinin altını çiziyor. Yönetmenin hikayesine böyle detayları eklerken bile odağını karakterlerinde tutabilmesi ve filmin 90 dakikalık süresinde anlamlı bir karakter yolculuğu sunabilmesi kesinlikle takdiri hak ediyor. Baştan sona Ilona’nın neyi neden hissettiğini ve içinde bulunduğu durumun neden bir açmaz olduğunu net bir şekilde anlıyorsunuz.
Renovation, etkileyici performansları ve başarılı yazımıyla iyi bir seyir deneyimi sunuyor. Hem içinde geçtiği dünyayla ilişkisi hem de tonundaki farklılıklar sayesinde benzer konuyu işleyen filmleri izleyenler için bile yeni bir bakış açısı sağlayabiliyor. Özellikle görsel hikaye anlatıcılığına yaklaşımıyla dikkat çeken Renovation, otuzlara geçiş sürecini tüm gerçekliğiyle yansıtıyor. Bugün hayatının benzer döneminde olan herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği, izlenmesi gereken bir eser.
Tuncer Haydarlar‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.






















Yorumlar