45. İstanbul Film Festivali’nin ilk günü, farklı tür ve anlatı biçimlerini bir araya getiren zengin bir seçkiyle dikkat çekiyor. Kısa belgesellerden kara mizaha, deneysel anlatılardan görsel açıdan hipnotize edici filmlere uzanan bu program; izleyiciyi hem estetik hem de düşünsel olarak farklı dünyalara davet ediyor. Haktan Kaan İçel, festivalin ilk gününde öne çıkan yapımları ve bıraktıkları izleri kısa notlarla değerlendiriyor.


Slet 1988

Slet 1988 45 İstanbul Film Festivali Arakat Mag Gün 1 Haktan Kaan İçelSlet 1988, Sovyet döneminden kalma arşiv görüntülerinden sanat dünyası ve gösteri sanatlarına dair meditatif ve ayine dönüşen bir arşiv – belgesel çalışması. Bu belgeselde bir performans sanatçısının güncesini izlerken, dönemin estetik ve bayrak takıntılı zihniyetini açıkça görebiliyoruz.

Bu 22 dakikalık film, Wondrous Is the Silence of My Master filmiyle beraber gösterim programında yer alıyor. O dönemin ruhunu hissetmek isteyenler için ideal kısa film olduğunu düşünüyorum.


Good Luck, Have Fun, Don’t Die

Good Luck Have Fun Don't Die Film İncelemesi Arakat Mag 2026 45 İstanbul Film Festivali Gore Verbinski Sam Rockwell Juno Temple Haley Lu RichardsonHollywood’un eğlenceyi ön plana alan yönetmenlerinden Gore Verbinski’nin yıllar sonra gelen Good Luck, Have Fun, Don’t Die filmi, açık bir şekilde günümüz Z kuşağı ve telefon bağımlısı insanlarına dair kara bir komedi sunuyor. Karakterlerin günlük rutinlerinde kontrol edemedikleri sosyal medya bağımlılığına dair, uzun zamandır bu kadar bilinçli ve eğlenceli bir film yapılmamıştı.

Ancak filmin defosu, bir anlamda bilinirliği yüksek görsel imgelerinden dolayı, bir süre sonra tekrara düşmesi. Film kendini tekrarladıkça yeni oyuncaklar yaratmaya başlıyor. Geçmişin ruhları, bir anlamda yeni kuşaklara “Bir zombiye dönüştüğünüzün farkına varın!” mesajı veriyor.


The Last Viking

Toronto Film Festivali Günlükleri Gün 4 Arakat Mag 2025 Karmodanna Peak Everything The Captive The Last VikingAnders Thomas Jensen yine psikolojik açıdan sorunlu insanlardan kahkahalara boğan bir suç kara mizahı yaratmış. Çocukluk travmalarını ve insanın derin depresyonunu alıp seyircisini iyileştirmek için kullanmış.

Mads Mikkelsen yine tuhaf bir rolde harika bir performans verirken; Jensen ise İskandinav mitolojisinden oyunbaz bir karakter yaratmayı başarmış. Kara mizah türünü ve yönetmenin filmlerini seviyorsanız, The Last Viking‘in bir cevher niteliği taşıdığını söyleyebilirim.


Le Lac

Le Lac Arakat Mag Gün 1 Haktan Kaan İçelLe Lac, yelkencilik sporunun atmosferini iliklerinize kadar yaşayabileceğiniz bir deneyim filmi. Bu yıl Heyula bölümünün hit yapımlarından biri olarak sayılan film, açık denizin içinde bu sporun tüm zorluklarını sanki suya yelken açmışsınız hissiyle sunuyor. Ana karakterlerinin yüzündeki heyecan, endişeler ve fiziksel zorluklar filmi izlerken adeta aklınıza kazınıyor.

Yönetmen Fabrice Aragno, doğanın hiptonize edici görsel imgeleri sayesinde bir rüyayı andıran sahneler yakalıyor. Dolayısıyla film, festivallerde klasik anlatılardan sıkılanlar için alternatif bir seçim olacaktır. Tabii böyle slow burn ilerleyen filmlere aşina değilseniz, kaba tabirle “festival tuzağı” olarak da anlamlandırmanız mümkün görünüyor. Bu filmin en büyük vaadi ise muhteşem görselliğin sizi içine alan huzuru olabilir. Sessizliğin verdiği düşündürücü etki, filmi şiirsel bir boyuta taşıyor; kaybolmuşluk hissini derin bir şekilde içinize yerleştiriyor.


How Come It’s All Green Out Here?

How Come Its All Green Out Here Arakat Mag Gün 1 Haktan Kaan İçelKapitalist sistemin içinde sıkışmış bir reklam yönetmeninin köklerine yönelme öyküsü olan How Come It’s All Green Out Here?, özünü aramanın derdinde fiziksel bir yolculuk gibi başlasa da, aslında içe doğru bir yolculuğun adımlarını sunuyor. Balkan ve Dalmaçya bölgesinin doğa anlamında etkileyici yansımalarıyla beraber, bir adamın içindeki boşluğa anlam aramaya çalışıyoruz. Hayatın içinden diyaloglar, geçmişin hayaletlerinin peşinden gidilen belirsiz bir yol…

Öte yandan, bunun yönetmenlik anlamında pek yaratıcı bir iş olmadığını söyleyebiliriz. Nikola Ležaić, olanı olduğu gibi yansıtmaktan yana şansını deniyor. Bir anlamda reklam dünyasının parıltılı yaşamından kaçıp gerçekliğin sessiz tokadını vurmaya çalışsa da, çabaları pek karşılık bulmuyor. Rutinin verdiği boşluk hissi ana karakterimizden seyirciye doğru geçmeye başlarken, geriye aklımızda şu soru kalıyor: Hayat bize bir vaatte bulunuyor mu, yoksa biz mi çok anlam yüklüyoruz?


Haktan Kaan İçel’in diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Good Luck, Have Fun, Don’t Die: Yapay Zeka Manifestosu

The Last Viking: Kazdıkça Ortaya Çıkan Travmalar

HAKTAN KAAN İÇEL
2008'den beri sinema yazarlığını sürdürüyor.

    Renovation: Hayat Çatlaklardan Sızınca

    önceki yazı

    Three Goodbyes: Hayat Güzel Bir Kaza

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Leave a reply

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Bunlar da ilginizi çekebilir