25
YAZARIN PUANI

Bu sene Berlin Film Festivali’nden En İyi Yönetmen ödülü ile dönen Everybody Digs Bill Evans, ünlü caz piyanisti Bill Evans‘ın yas sürecinden geçtiği zorlu bir dönemi odağına alıyor. Aynı üçlüde çaldığı basçı Scott LaFaro‘nun bir trafik kazasında hayatını kaybetmesiyle başlayan bu süreç, Evans‘ın ölümle yüz yüze geldiği 20 yıllık bir aralığı gelgitli bir kurguyla anlatıyor. Daha önce Radiohead ve Joy Division‘ı mercek altına aldığı belgeselleriyle tanınan Grant Gee, ünlü piyaniste de benzer bir mesafeyle yaklaşıyor.

25
YAZARIN PUANI

Yeryüzünden Soyutlanmak

Everybody Digs Bill Evans, kült statüsüne sahip Waltz for Debby ve Sunday at the Village Vanguard albümlerinin New York’taki Village Vanguard kulübündeki kayıt seansı ile açılıyor. Aynı gün içinde alınan bu iki kayıt, üçlünün olağanüstü ritmini ve kurdukları ahengi tam anlamıyla yansıtıyor. Siyah-beyaz görüntü yönetmenliğinden güç alan Gee, 60’lar Amerikan sinemasının estetiğini derin ses bandı ve grenli görüntüler ile koruyor.

Bu unutulmaz günden kısa süre sonra yaşanan trajedi, yakın arkadaşını kaybeden Bill Evans‘ın hayatını adeta tepetaklak ediyor. Çevresindekiler, onun yaşadığı travmaya nasıl yaklaşacağını bilemiyor; yalnızca geçirdiği dönüşümü seyrediyorlar. Evans, bir süreliğine evinde kalmayı kabul ettiği kardeşi Harry ve daha sonra ziyaret ettiği ebeveynlerinin yanında da bir derman bulamıyor. Yaşadığı acı, müzik ile olan bağını yok ediyor ve gitgide yaşayan bir ölüye dönüşüyor.

Oslo, August 31st‘te verdiği depresif performansıyla büyük bir hayran kitlesi edinen Anders Danielsen Lie, burada da ifadesiz ve donuk oyunculuğu ile Evans‘ın yaşadığı şoku görünür kılmaya çalışıyor. Nitekim, yönetmen de onu olabildiğince dışarıdan seyrediyor; gündelik rutine sızmış soyutlanma anlarını büyük bir sabırla takip ediyor. Seyirci olarak Evans ve çevresinin sıradan günlerine konuk olurken “herkes tarafından sevilen bir müzisyenin” tüm dünyadan kopuşuna şahit oluyoruz.

Everybody Digs Bill Evans Film İncelemesi Arakat Mag 2026 45 İstanbul Film Festivali Devrialem Grant Gee Anders Danielsen Lie Bill Pulman Barry Ward

Travmayı Merkez Edinmek

Grant Gee, bir gözlemci olarak travmanın rutin içindeki dönüşümünü incelemeye çalışsa da, birtakım klişelerden destek almayı da ihmal etmiyor. Neredeyse tamamı birbirlerinden kopuk “depresif” sahnelerden oluşan Everybody Digs Bill Evans, bu yanıyla sanki bir müzik biyografisinin herhangi bir “düşüş” sekansının uzun metraja uzatılmış versiyonu gibi hissettiriyor. Dolayısıyla, yönetmenin yakaladığı detaylar çabucak eskimeye başlıyor ve izleme deneyimi açısından bu gözlem süreci adeta bir işkenceye dönüşüyor.

Her şeyden önce, farklı zamanlarda kardeşini, sevgilisini ve yakın arkadaşını kaybetmiş Evans‘ı yalnızca travmaları üzerinden tanımlamak riskli bir anlatım tercihi. Üstüne üstlük, yönetmen bu korkunç acıları durmadan Evans‘ın sanatçı kimliği ile ilişkilendirmeye çalışıyor. Zamanında bir müzisyen olmak isteyen ama kardeşinin başarısına ulaşamayan Harry ve sevgilisini yalnızca uyuşturucu alemlerinden ibaret gören Ellaine, kafalarındaki Bill Evans figürü ile barışamayan karakterlerden yalnızca bazıları. Film, hiçbir şekilde derinleşemeyen ve Evans‘ın “iyileşememe” yolculuğuna bir durak bile ekleyemeyen bu karakterleri yalnızca bir travma ögesi olarak kullanıyor.

New York sekanslarında dikkat çeken Jonas Mekas estetikli avangart kurgu hamleleri bile bu anlamsız senaryoyu kurtarmaya yetmiyor. Evans‘ın yas duygusu ile mücadele eden herhangi bir insan olarak resmedilmesi tercihi ise, örneğin Gus Van Sant imzalı melankolik Kurt Cobain filmi Last Days kadar, deneysel ve ilgi çekici bir anlatı yaratamıyor. Sürekli benzer alt metinlere işaret eden ve bir sanatçı olarak Evans‘ın çevresi tarafından mitleştirilmesiyle ilgilenen senaryo, ne yazık ki herhangi bir müzik biyografisinden farklı bir önerme sunamıyor.

Everybody Digs Bill Evans, cazı “kaybedilen bir bağ” olarak yorumlarken, Evans‘ın müzikle barışma sürecini tüm gerçekliğiyle yansıtmaya çalışıyor. Ancak sürekli “eşsiz bir ahenk” ile tanımlanmaya çalışılan müzik, anlatıda asla tek bir notaya basan bir “travma hatırlatıcısı” olmaktan kurtulamıyor. Nitekim, yönetmenin gözünde Evans‘ın yeteneği ne bir lanet ne de bir lütuf; yalnızca yitip gidenleri hatırlatan bir drama aracı. Ortada kaybedilenlerin acısını taşıyacak kadar onları tanıyabildiğimiz ya da yas sürecini gerçek bir samimiyetle takip edebileceğimiz bir anlatı olmayınca, Everybody Digs Bill Evans tipik bir müzik biyografisi olmaktan öteye gidemiyor. Yer yer gülünçleşen diyalog yazımı ve son derece tekrarcı senaryo kurgusu ise seyir deneyimini baltalayan unsurlar olarak öne çıkıyor. Geriye, yalnızca bitmeyen acısı üzerinden bağ kurabildiğimiz karton ve içi boş bir ünlü biyografisi kalıyor.


Tunahan İbiş’in diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Inside Amir: Gitmek Veya Kalmak

Aisha Can’t Fly Away: Görünmeyenlerin Hikayesi

TUNAHAN İBİŞ
Gündüzleri bilgisayar mühendisi, geceleri sinema yazarı ve editör.

Inside Amir: Gitmek Veya Kalmak

önceki yazı

Renovation: Hayat Çatlaklardan Sızınca

sonraki yazı

Yorumlar

Yorumlar kapatıldı.

Bunlar da ilginizi çekebilir