75
YAZARIN PUANI

Fjord, Romanyalı yönetmen Cristian Mungiu‘nun yazıp yönettiği 2026 yapımı bir drama olarak karşımıza çıkıyor. Filmin başrollerinde Mihai rolüyle Sebastian Stan ve Lisbet rolüyle Renate Reinsve yer alıyor. Romanya, Norveç, Danimarka, Finlandiya, Fransa ve İsveç ortak yapımı olan, dünya prömiyerini ise Mayıs 2026’da Cannes Film Festivali’nin ana yarışmasında yapan film, festivalden Altın Palmiye ile döndü. Bunun yanında FIPRESCI, Ekümenik Jüri, François Chalais ve Yurttaşlık ödüllerini de topladı.

75
YAZARIN PUANI

Mungiu, 2007 yapımı 4 Months, 3 Weeks and 2 Days ile aldığı ilk Altın Palmiye’nin ardından ödülü ikinci kez kazanarak sinema tarihinde bunu başaran sayılı yönetmenlerden birisi oldu. Bir başka önemli detay ise Fjord‘un, Mungiu‘nun Romanya dışında çektiği ve uluslararası bir kadroyla çalıştığı ilk filmi olması. Filminin çarpıcı yanı ise gerçek olaylardan beslenmesi. Mungiu, on yıl kadar önce yaşanmış üç ayrı vakayı harmanlayarak bu hikâyeyi kuruyor ve bunların en bilineni 2015 tarihli Bodnariu vakası oluyor. Vakada Rumen-Norveçli, Evanjelik bir ailenin beş çocuğu Norveç’in çocuk esirgeme kurumu tarafından alınmış ve olay hem Romanya’da hem de uluslararası Evanjelik camiada büyük protestolara yol açmıştı. Filmdeki aile tablosu bu vakayla neredeyse birebir örtüşüyor.

Mihai ve Lisbet Gheorghiu çifti, beş çocuklarıyla birlikte Romanya’daki hayatlarını geride bırakıp Lisbet’in doğup büyüdüğü Norveç kasabasına yerleşir. Dağların ve fiyortların eteğindeki bu küçük liman kasabası, ilk bakışta her şeyi vadetmektedir. Komşular sıcak, okul modern, manzara kartpostal gibidir. Ancak dindar bir hayat süren, çocuklarına telefon vermeyen, her gün İncil çalışması yapan bu aile kısa sürede göze batmaya başlar. Bir gün beden dersinde büyük kızları Elia’nın boynundaki morluklar fark edilince ipler kopar. Okul, çocuk koruma birimini arar. O andan sonra film, bir ailenin uyum hikayesi olmaktan çıkıp bir sistem sorgulamasına dönüşür.

Fjord Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Christian Mungiu Renate Reinsve Sebastian Stan Thorbjorn Harr 32 Sarajevo Film Festival

Mükemmel Sistemin Çatlakları

Fjord, öncelikle pek çok kez örneğini gördüğümüz bir göçmenlik ve ötekileştirme hikayesi işliyor. Romanya’dan Norveç’e göçmüş olan aile göze batıyor ve bir türlü orada tam olarak yer edinemiyor. Ancak Mungiu, burada göçmenlik meselesinin yanı sıra, Norveç’te “mükemmel” olarak gösterilen sistemdeki çatlakları ve adaletsizlikleri tartışıyor. İşin can alıcı noktası tam olarak bu: Dünyanın en gelişmiş, refah seviyesi en yüksek ülkelerinden birinde, herkesin gıptayla baktığı bir sosyal devlet düzeninin içinde, iyi niyetle kurulmuş bir mekanizmanın nasıl bir çarka dönüşebildiği gösteriliyor.

Burada akıllara doğrudan bir diğer çarpıcı İskandinav yapımı olan Jagten geliyor. Vinterberg‘in o filmindeki adam göçmen bile değildi; kendi kasabasında, kendi insanlarının arasındaydı ve yine de bir çocuğun ağzından çıkan tek bir cümle hayatını yerle bir etmeye yetmişti. Fjord da benzer bir mekanizma işletiyor ama bununla birlikte anlatıya göçmenlik ve din katmanları ekliyor. İskandinav coğrafyasının sertliğinin ve soğukluğunun oradakilerin duygularına ve davranışlarına da geçtiği, bazılarının insani yönlerini dahi kaybettiği açıkça gösteriliyor. Özellikle Romanya kökenli babaya olan davranışlar dikkat çekiyor. Mihai’nin dil engeli, aksanı ve kökeni, sürekli olarak onun aleyhine kullanılıyor. Mahkeme sürecinde ailenin inancı ve babanın milliyeti resmen birer koz olarak masaya sürülüyor. Bir noktadan sonra ortada “Bu aile çocuklarına şiddet uyguladı mı?” sorusu kalmıyor, onun yerini “Bu ailenin değerleri topluma uyuyor mu?” sorusu alıyor.

Filmin bu meseleye getirdiği bakış gerçekten cesur. Göçmenlik ve sistem eleştirisinin yanı sıra, dindar ailenin tutumuna ve dini bağlılığına yönelik düşmanca tavır da net bir biçimde ortaya konuluyor. Kendini hoşgörülü, kapsayıcı ve ilerici olarak tanımlayan bir toplumun, kendisine benzemeyen bir hayat biçimiyle karşılaştığında ne kadar hızlı sertleşebildiğini izliyoruz. Mungiu burada kimseyi aklamıyor. Ailenin kendi katı tutumunu, çocuklarına uyguladığı puan sistemini, disiplin anlayışını da rahatsız edici bulmamızı sağlayacak şekilde resmediyor. Yani seyirciyi net bir tarafa yerleştirmiyor, sürekli iki ateş arasında bırakıyor.

Filmin dokunduğu tartışmanın tamamen gerçek olduğunu da belirtmek gerekiyor. Norveç’in çocuk koruma sistemi, 2015’ten bu yana hem ülke içinde hem de dışında ciddi bir eleştiri altında. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 15 ay içinde 8 ayrı Norveç çocuk koruma davasına bakmış ve Norveç, aile hayatına saygıyı düzenleyen 8. maddeden birçok kez mahkûm olmuştu. Eleştirilerin merkezinde kültürel farklılıkların göz ardı edilmesi ve göçmen ailelerin orantısız biçimde hedef alınması yer alıyor. Öyle ki, 2016 sonu itibarıyla 15 binden fazla çocuk aile dışına yerleştirilmiş durumdaydı. Norveç, bu eleştiriler üzerine ilgili maddeleri güncelleyerek ailenin kültürel arka planının değerlendirilmesini zorunlu hale getirdi. Yani Mungiu, Fjord‘da hâlâ sürmekte olan bir tartışmayı mercek altına alıyor.

Fjord Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Christian Mungiu Renate Reinsve Sebastian Stan Thorbjorn Harr 32 Sarajevo Film Festival

Sebastian Stan’in Yükselişi Sürüyor

Oyuncu performanslarına gelecek olursak, Sebastian Stan‘in sanat sinemasındaki yolculuğu ve başarısı hız kesmeden devam ediyor. Donald Trump‘ı canlandırdığı The Apprentice‘teki performansı kadar burada da etkileyici olmayı başarıyor. Kılıktan kılığa girerek bize her seferinde bambaşka bir Sebastian Stan gösteriyor.

Marvel evreninden çıkıp bu tarz zorlu karakterlere yönelmesi ve onların altından bu kadar rahat kalkması takdiri hak ediyor. Burada güzel bir detay da var. Bükreş doğumlu olan Stan, sinemaya ilk kez 11 yaşında Michael Haneke‘nin 71 Fragments of a Chronology of Chance filminde adım atmıştı. Yani bu filmle bir anlamda kendi köklerine geri dönüyor ve bunu ekranda da hissettiriyor.

Son dönemin parlayan yıldızı Renate Reinsve ise özel bir karakterle karşımıza çıkmasa da, anne karakterini hakkıyla canlandırıyor. Norveçli bir oyuncu olarak kendi ülkesinde, kendi dilinde ama aynı zamanda bir yabancının eşi olarak arada kalmış bir kadını oynuyor. Karakterin en ilginç yanı da bu ikili konumu. Zira, tam olarak ne buraya ne de oraya ait. Reinsve, bu belirsizliği ölçülü bir oyunculukla taşıyor. Öte yandan, çocuk oyuncular da ortalamanın üstünde bir performans sergiliyor. Özellikle Elia’yı canlandıran Vanessa Ceban, hem ailesine hem de kendisini kurtarmaya çalıştığını söyleyen sisteme karşı hislerindeki o sıkışmışlığı başarıyla yansıtıyor.

Fjord Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Christian Mungiu Renate Reinsve Sebastian Stan Thorbjorn Harr 32 Sarajevo Film Festival

Adının Hakkını Veren Görsellik

Fjord, sinematografik açıdan adının hakkını tam anlamıyla veriyor. Dağların ve fiyortların eteğindeki küçük kasabanın bembeyaz, dondurucu atmosferi tüm karelerde izleyiciye hissettiriliyor. Tudor Vladimir Panduru‘nun görüntü yönetimi, devasa doğa manzaraları ile içeride dönen küçük ve boğucu insan hesaplaşması arasında sürekli bir gerilim kuruyor. Kar, buz ve gri gökyüzü sadece bir manzara olmaktan çıkıp filmin duygusunu doğrudan etkiliyor.

Filmin belki de tek ve en büyük handikapı ise kurgusundan kaynaklanan iki buçuk saatlik süresi oluyor. Çok daha kısa sürede anlatılabilecek bir hikâye, ne yazık ki uzun süresine yer yer kurban gidiyor ve tempo sorunları yaşıyor. Özellikle ikinci yarıdaki mahkeme süreci tempoyu belirgin biçimde düşürüyor. Mungiu, kuru bir hukuk sürecini canlı tutmak için araya yan hikayeler serpiştiriyor ancak bunların çoğu filme bir şey katmıyor. Komşu kızı Noora’nın hikayesi bunun en belirgin örneği. Karakterin kendisi ilgi çekici olsa da, hikayesi filme yük bindirmekten öteye geçemiyor. Aynı meseleyi çok daha keskin bir kurguyla anlatmak mümkünken, film bazen kendi ağırlığı altında kalıyor.

Fjord, Cristian Mungiu‘nun kendi coğrafyasının dışına çıktığı ilk filminde bile ne kadar sağlam bir yönetmen olduğunu kanıtlayan, rahatsız edici ve düşündürücü bir yapım olarak karşımıza çıkıyor. Göçmenlik ve ötekileştirme gibi çok kez işlenmiş bir meseleyi ele alıp altına Norveç’in “mükemmel” sisteminin çatlaklarını, dine yönelik düşmanca tavrı ve İskandinav soğukluğunun insan ilişkilerine sızmış halini yerleştirerek onu gerçekten özgün bir yere taşıyor. Sebastian Stan‘in hız kesmeyen yükselişi, Renate Reinsve‘nin ölçülü oyunculuğu, çocuk oyuncuların başarısı ve Tudor Vladimir Panduru‘nun etkileyici görsel dili filmin en güçlü kozları arasında yer alıyor. Öte yandan, iki buçuk saatlik süresi ve özellikle ikinci yarıdaki mahkeme bölümünde belirginleşen tempo sorunu filmin en büyük handikabı. Yine de Fjord, kimseyi aklamayan, seyirciyi rahat bir tarafa yerleştirmeyi reddeden Altın Palmiyeli bir film olarak takdiri hak ediyor.


Buğra Mert Alkayalar‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

The Odyssey: Güneşi Kovalayanların Hikayesi

Project Hail Mary: Türler Arası Radikal Empati

Buğra Mert Alkayalar
Alkayalar, 1998 yılında Yozgat’ta doğdu. 2020’de Anadolu Üniversitesi Sinema ve Televizyon bölümünden lisans, 2024’te ise aynı alanda yüksek lisans derecesini aldı. Halen Marmara Üniversitesi’nde Sinema doktorası yapmaktadır. Yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendiği kısa filmleriyle Altın Koza Film Festivali, FABİSAD GİO Ödülleri, H.P. Lovecraft Film Festival ve Morbido Fest gibi ulusal ve uluslararası film festivallerinde yer aldı. 2023 yılında ilk öykü derlemesi Birtakım Rivayetler, Porsuk Kültür Yayınları’ndan yayımlandı. İstanbul Kültür Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümünde araştırma görevlisi olarak görev yapan Alkayalar, sinema çalışmalarını hem akademik hem de sanatsal üretim alanlarında sürdürmektedir. Aynı zamanda dijital mecrada sinema yazarlığı yapmaktadır.

    Marvel’s Wolverine’den Çıkış Öncesi İlk İzlenimler

    önceki yazı

    X-Men ’97 2. Sezon: Kıyamet Sandığınızdan Yakın

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Leave a reply

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Bunlar da ilginizi çekebilir