0

Disney, Star Wars cephesinde altı aydır süren sessizliğini Skeleton Crew’un iki bölümlük prömiyeriyle bozdu. The Acolyte’ın beklenen etkiyi yaratamayıp tek sezonda apar topar iptal edilmesiyle sessizliğe bürünen yöneticiler, Skeleton Crew için de görece düşük profilli bir pazarlama kampanyası yürüttü. “Galakside kaybolan çocuklar” konsepti üzerinden ilerleyecek 8 bölümlük dizi, özellikle çocukluğunu seksenlerde yaşamış nesilde nostaljik duygular yaratmayı hedefliyordu. 85 çıkışlı The Goonies başta olmak üzere sık sık Amblin Entertainment eserlerine benzetilen dizi, çocuk aktörlerden oluşan kadrosuna Jude Law’u da ekleyerek orijinal bir hikaye anlatma iddiasındaydı.

3 Aralık Salı günü ilk iki bölümü yayınlanan Skeleton Crew, yüksek bütçeli Disney+ dizilerinin kronik kusurlarını sürdürse de sezonun kalanına dair umut verici bir portre çizmeyi de başarıyor. Eleştirel anlamda ortalama bir Disney+ dizisiyle aynı seviyede olan dizi, izleyicilerden aldığı tepkilerde The Acolyte, Obi Wan Kenobi ya da Ahsoka gibi yakın dönem Star Wars dizilerinden çok daha iyi bir seviyede yer alıyor. İlk bölümlerini ağırlıklı olarak karakterlerini tanıtmaya ayıran dizi, ikinci bölümünün finaliyle olay örgüsünü daha sürükleyici bir rotaya oturtacağının sinyalini veriyor.

Skeleton Crew 1. & 2. Bölüm İncelemesi Arakat Mag

Galaksinin Banliyösünden Hikayeler

Açılış sahnesinde bir Cumhuriyet gemisini bordalayan uzay korsanlarını gösteriyor bize Skeleton Crew. Pek çoklarınca dizinin çocuklar için olmayacağını gösteren, fakat aslında oldukça Disneyleştirilmiş bu sekans, uzay korsanlarının hikayede önemli bir yeri olacağına işaret ediyor. Bu sekansın ardından, ana karakterlerimizin ana dünyası olan At Attin’e gidiyor ve karakterlerin gündelik hayatlarına tanıklık ediyoruz. Ana kadroyu oluşturan dört çocuğun her biri, yeterince farklı ve sevilebilir karakterlere sahip. 4 Hogwarts evinin tipik birer üyesi olarak düşünebileceğiniz karakterler, satır aralarından kim olduklarına dair çıkarımlar yapabileceğiniz şekilde yazılmış.

At Attin’de geçirdiğimiz yaklaşık 40 dakikanın, dizinin teknik anlamdaki en zayıf tarafı olduğunu söylemek de mümkün. Çoğunlukla, The Mandalorian’dan alışkın olduğumuz volume teknolojisiyle yaratılmış bu sekanslar, Disney+ Star Wars dizilerinin görsellik tarafındaki başarısızlıklarını bir kez daha gözümüze sokuyor. Başta can sıkan bir diğer kısım da At Attin’in banliyö esintili mimarisinin Star Wars evreninin kalanında gördüklerimize kıyasla fazla “Dünya” görünmesi, fakat bunun dizinin ilerleyen bölümlerinde temellendirileceğinin işaretleri veriliyor.

45 dakikanın üzerindeki ekran süresiyle en azından sekiz bölümün hakkını vereceğini düşündüren Skeleton Crew, ikinci bölümünün otuz dakikayı ancak aşan süresiyle yine izleyicileri hayal kırıklığına uğratıyor. Korsanlarla dolu bir uzay limanına “demirleyen” tayfamız, korkunç dış dünyayla ilk kez karşılaşıyor. Bu sekansta pratik efekt kullanımını takdir etmek gerek. Zira dizinin showrunnerları Jon Watts ve Christopher Ford da özellikle çocuk oyuncuların performanslarına da kolaylık sağlama motivasyonuyla olabildiğince çok pratik efekt kullanmaya çalıştıklarını belirtiyor. Dizinin gerçek setler (uzay gemisinin içi) ve pratik afetler ağırlıklı kısımları, volume kullanılan sahnelere kıyasla çok daha iyi görünse de kamera kullanımındaki tekdüzelik kaçırılan fırsatı gözümüze sokuyor. Dizinin genelinde de yakalanmaya çalışılan “tehlikeli bir dünyaya çocuksu bir merakla adım atma” hissi, gösterilenlerle yakalanıyor, fakat ekrandakilerin nasıl gösterildiği bu hissi destekleyemiyor.

Skeleton Crew 1. & 2. Bölüm İncelemesi Arakat Mag

Disney+ Dizisi Gibi Görünmekten Kaçamıyor

Görsel dilin yetersizliği, Andor dışındaki tüm Star Wars dizilerinin ortak bir laneti maalesef. Kadrajlar, lens seçimleri, kamera hareketleri vb. görsel anlatıya lezzet katabilecek her şey, akla gelecek ilk şekilde kullanılarak ağzımızda yavan bir tat bırakıyor. Duygu aktarımında bu araçları tümden terk etme tercihi, hem oyuncuların performanslarına ekstra bir yük bindiriyor hem de her dizide benimsedikleri yetenekli yönetmenlerle çalışma yaklaşımını anlamsızlaştırıyor. Showrunnerlar, Everything Everywhere All At Once’tan tanıyabileceğiniz Daniellar, The Green Knight’tan hatırlayacağınız David Lowery ya da Minari’nin yönetmeni Lee Isaac Chung gibi isimlerle özellikle çalışmak istediklerini belirtseler de görsellikteki bu düzlük herhangi birinin emeğini görünmez kılıyor.

Teknik taraftaki tüm kusurlarına rağmen, yaşlı droid SM-33 rolündeki Nick Frost da dahil olmak üzere tüm oyuncusunda kadrosundan başarılı performanslarla açılıyor Skeleton Crew. Oyuncular, böyle bir dizinin başarısında belirleyici olacak “karakterleri sevdirme” yükünün altından başarıyla kalkıyor. Tanıdık yüzlere yer verse de herhangi bir yere bağlanma baskısı taşımayan hikayesi, basitliğine rağmen gerekli ilgiyi yaratıyor. Tüm bunlara set ve prodüksiyon tasarımında detaylara gösterilen özen de eklendiğinde (Ana karakterlerden Wim’in ilk bölümde gördüğümüz Jedi ve Sith oyuncakları, High Republic döneminin kostümlerini andırıyor.), Skeleton Crew kendini atlanacak bir iş olmaktan kurtarıyor.

Skeleton Crew, stüdyo yöneticilerini şaşırtacak şekilde, isimle satabileceklerine güvendikleri tüm karakter dizilerinden daha iyi bir eser gibi duruyor. İlk bölümlere bakarak diziye net bir değer biçmek mümkün olmasa da birkaç bölümüne daha şans verilmeyi hak ettiğini söylemek mümkün. Star Wars evreninde uzun zamandır görmediğimiz bir tonu gelişime açık bir yaklaşımla işleyen Skeleton Crew, The Mandalorian’ın ilk sezonunun yarattığına benzer bir iyimserliğin tohumlarını ekiyor. Andor’un ikinci sezonunu beklerken Star Wars’la bağlarınızı koparmak istemiyorsanız, uzak çok uzak bir galaksideki bu Atlantis hikayesine bir şans verebilirsiniz.


Tuncer Haydarlar‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Dune: Prophecy 3. Bölüm İncelemesi: Gerçek Bir Araçtır

Arcane: Yeni Bir Çağın Başlangıcı

Tuncer Haydarlar
Bilimkurgu, fantazya ve korku edebiyatı tutkunu. Sinema sever. Çizgi roman çevirmeni, editörü ve okuru. Çakma YouTuber.

Başlangıçlar: Yasın Gölgesinde Aidiyetsizlik Sancısı

önceki yazı

Interstellar: Bilim ve Duyguların Çarpışma Noktası

sonraki yazı

Yorumlar

Yorumlar kapatıldı.

Bunlar da ilginizi çekebilir