55
YAZARIN PUANI

Gabriel Mascaro, tenhaların, rüyaların dile geldiği sinemasına dördüncü uzun metrajı The Blue Trail ile geri dönüyor. Prömiyerini 75. Berlin Uluslararası Film Festivali’nde yapan ve Büyük Jüri Ödülü’nü kazanan The Blue Trail, toplumun duyusal hafızasındaki dışladığı sesleri yeniden işitmeye çabaladığı efektif bir haykırış gibi. Tereza’nın yolculuğu, insanın insana dayattığı sınırlamaların cesurca reddedilişinin şiirsel ve provokatif bir yorumu. Yönetmen, karakterin özgürlüğüne olan sıkı bağlılığını vahşi ve duraksamayan bir isyanın göstergesi haline getiriyor. Filmin oyuncu kadrosunda Denise Weinberg, Rodrigo Santoro, Mirriam Socarras ve Adanilo yer alıyor.

55
YAZARIN PUANI

The Blue Trail, özgürlüğe açılan bir yolun hikayesinden öte, bir bireye yapılan dayatmanın ve karşılığındaki direncin yolculuğu. Brezilya hükümeti 75 yaşından büyük herkesi gençleşme politikası dahilinde çeşitli kolonilere göndermektedir. Tereza, bu hükmü reddeder ve kaderini kendisi çizmeye çalışır. Silinmek istenilen bir kuşağın ayakta kalan sembolü olarak özgürlüğüne kavuşma umuduyla çeşitli maceralara atılır. Toplumun dogmatik prensiplerinin ötesinde hürriyetinin peşine düşer.

The Blue Trail Film İncelemesi Arakat Mag İstanbul Film Festivali Gabriel Mascaro Denise Weinberg Rodrigo Santoro Miriam Socarros

Büyülü Bir Özgürlük Direnişi

The Blue Trail, büyülü gerçekçilik ve neoliberalizm çatısı altında günümüz toplumunun karikatürize bir formu gibi. Yaş ayrımcılığını distopik yapısıyla eleştirirken üretkenlik ve otoriter devlet kavramlarına alegorik bir bakışa sahip. Brezilya hükümeti, “Gelecek herkesindir, kimse geride kalmayacak.” gibi sloganlar kullanır. Hükümlerini herkesin iyiliği içinmiş gibi gösterir. Tıpkı insanlık boyunca olduğu gibi. Ancak yaşlılar kötü yaşam şartlarının bulunduğu gözden uzak bir koloniye götürülmektedir. Devletin bu iki yüzlü politikaları filmde sert bir dille eleştirilir.

Hikayenin içerisinde “umut” her yaştan insanın sahip olabileceği bütünlüklü bir çıkarıma gebedir. Senaryo ise yolunu genellikle Tereza’nın içsel motivasyonunun odağında belirler. Hikayenin 3. perdesinden sonra keskin bir tempo düşüşü yaşanır. Bu dağınıklık ve düşüş, hikaye dinamiğinin Tereza’ya olan keskin bağlılığından kaynaklanır. Devletin sabitleyici baskısının aksine, Tereza’nın kararları ve bir sonraki aşaması bilinmezdir. Karakter aralıklı bölümlerde çeşitli insanlarla tanışır.

Mascaro, doğanın sunduğu serbest kompozisyonlardan fazlasıyla faydalanıyor. Sahneler genellikle metinden daha çok görsel derinliğiyle sözünü söylüyor. Filmin mizansen başarısı atmosferi bir üst seviyeye çıkarıyor. Kullanılan şiirsel üslup grafik olarak Tereza’nın dünyasının olduğundan çok daha özgür olduğunu söylüyor. Karakterin duygu durumu kameranın betimleyici perspektifi ile efektif bir biçimde kullanılıyor. Politik unsurlar etkisini baskılayıcı normların işlenişinde daha çok hissettirirken düşün şiirsel kullanımı filmin genelinde daha ağır basıyor. Politik tavırlar ve distopik hikaye, Tereza’nın karakterini güçlendiren önemli birer unsur oluyor.

The Blue Trail Film İncelemesi Arakat Mag İstanbul Film Festivali Gabriel Mascaro Denise Weinberg Rodrigo Santoro Miriam Socarros

Mavi Salyangozun Gözleri

Mascaro, filmin ilk saniyesinden itibaren olanları anlamaya çalışan Tereza’nın içsel düşüncelerine yoğunlaşır. Tereza’nın evinin kapısına hükümet tarafından hizmetlerinin karşılığında bir çelenk bırakılır. Tereza yaşayan “ulusal bir hazine” olmuştur. Bu aynı zamanda Nazi Almanyası dönemi Yahudiler’in ve dünyada çeşitli ötekileştirilen kimliklerin maruz kaldığı gibi bir damgalamadır. Tereza, işinden devletin gençleşme politikaları yüzünden çıkarılır. İnsanların iyi muamele görmedikleri söylenen kolonilere yerleşmesi için kızı tarafından yönlendirilir. Tereza ise yaşını yalnızca rakamsal olarak hissetmektedir. Daha önünde hayaller kurduğu bir yaşamı vardır. Hep hayalini kurduğu uçma isteğini gerçekleştirmek istemektedir. Uçmak özgürlüğün basit bir sembolü olur. Beyazlayan saçları yüzünden insanlar sürekli kimliğini görmek ister. Yaşlılık saklanılması gereken bir olgudur. Üstelik velayetinin kızında olması yüzünden istediği bileti bile alamaz durumdadır. İstediği uçuşu gerçekleştirmek için, teknesiyle kaçak mal ticareti yapan Cadu ile anlaşarak Itacoatiara’ya doğru para karşılığında bir yolculuğa atılır.

Tereza’nın Amazon Nehri’nin sularına açıldığı sahne, sadece bir yolculuğun başlangıcını yansıtmaz varoluşun damarlarında süzülen bir su gibi akar. Nehrin cepheden gözüken kıvrımları onun olgunlaşmış bedeninde dolanan anılar arzular ve umutların tezahürü gibidir. Gabriel Mascaro‘nun kamerası yalnızca onun bedenini değil benliğini ve hayallerini takip eder. Teknenin sahibi Cadu ile Tereza’nın ilişkisi yolculuk boyunca çatışmalı bir dinamikte ilerler. İkisi de sistemin dışında kalmış “istenmeyen” insanlardır. Cadu’nun nehrin kenarında rastladığı mavi salyangoz bir sembolün görünür halidir . Filmin başından beri gördüğümüz salyangozlar, gerek yavaşlığı ve hareketsizliğiyle Tereza’nın üzerine atılan yaş algısıyla bir benzerlik taşır.

Cadu, mavi salyangozun sıvısını gözüne damlattığında kendisini bir halüsinasyonun ortasında bulur. Büyülü gerçekçilik bir iç ses anlatımıyla birleşir. Halüsinasyon Cadu’nun içsel çatışmalarını ortaya çıkarır. Halüsinasyonun etkisiyle bir an Tereza ve Cadu arasında bir çekim yaşanır. Cadu iki eliyle Tereza’nın yüzünü sarmalar ve onu öpecekmiş gibi yaklaşır. Ancak burada ikilinin arasındaki çekim yalnızca yalnızlıkları içerisinde oradaki ihtiyaç duyulan bir varlık olmalarından ibarettir.

The Blue Trail Film İncelemesi Arakat Mag İstanbul Film Festivali Gabriel Mascaro Denise Weinberg Rodrigo Santoro Miriam Socarros

Mascaro’nun Güneşe Karışan Renkleri

Filmin çözümleme aşamasına doğru Tereza teknede yaşayan ve elektronik İnciller satan Roberta ile tanışır. İkili birlikte suyun üzerinde kendilerine bir yol çizerler. Gülerler, içerler ve özgürlüklerine tam anlamıyla bürünürler. Bu tesadüfi karşılaşmayla bedensel varoluşlarını arasında bir çekim hissederler. Ancak tam bu noktada Mascaro‘nun teknesi biraz yalpalar. Görsel olarak şiirsellik ve anlatısal etki korunur ancak Tereza’nın davranış motivasyonları kopuklaşır. Arzuları ve yönelimleri bir sisin içerisine kapılır. İzleyici olarak karakterin nereye doğru ilerlediğini sorgularız. Mascaro, filmin görsel gücünü arttırmak için bir yön değişikliğine uğrasa da rotasını tekrardan bularak kendi perspektifini tekrardan oturtur. Filmin ana odak noktası olan Tereza’yı canlandıran Denise Weinberg gösterdiği performansla filmin üst seviyeye çıkmasının en büyük nedenlerinden.

The Blue Trail, görsel olarak samimi ve sıcak bir tonu benimsiyor. Yönetmen Mascaro, 1.33:1 formatında kareye benzeyen dar kamera formatıyla görüntünün bir düşe dönüşmesine yardımcı olur. Amazonun yeşil ormanları, güneşin sakin varlığı, nehrin yeri geldiğinde toprakla karışan mavisi, teknelerin renkli ve ahşap içeren tonları bir renk cümbüşü içerisindedir. Distopyanın diğer insanları nasıl etkilediğine dair perspektifini “Büyük babamı geri verin.” duvar yazısı gibi göstergelerle sunar. Sesin kullanımı içinde belirli yön tercih edilir. Diyalogların azlığı ve manzaranın konuşması, sesinde o manzaraya iyi bir eşlikçi konumunda bulunmasını gerektirir. Bu noktada kuşların, nehir suyu gibi çevre seslere eşlik eden müzik kullanımları filmin düşsel ve şiirsel kabiliyetini arttırır. Müzisyen Memo Guerra‘nın psikedelik besteleri filmin düşsel yolculuğuna iyi bir eşlikçi olur.

Film İncelemesi Arakat Mag İstanbul Film Festivali Gabriel Mascaro Denise Weinberg Rodrigo Santoro Miriam Socarros

Sinemasal Akrabalıklar, Benzerlikler

Gabriel Mascaro‘nun yarattığı distopyanın izlerine sinemanın geçmişinde rastlamak mümkün. Japon Sineması’nın önemli yönetmenlerinden Keisuke Kinoshita‘nın The Ballad of Narayama (1958) eseri, toplumun yaşlıları birer yük görmeleri üzerine tasarlanmış bir filmdir. Japon sinemasında bir benzer hikaye Plan 75 (2022) ile ele alınmıştır. Hızla yaşlanan bir nüfusa sahip olan Japon hükümeti tıpkı The Blue Trail‘de olduğu gibi 75 yaş üstü bireylere radikal bir ötenazi teklifinde bulunur.

Mascaro‘nun anlatım üslubu fantezi dünyasının peşinden giderken gerçeğin keskinliğini kaybetmez. Otoriter toplum kurallarını absürt bir dille ele alır. Bu yönüyle Yorgos Lanthimos‘un stilize perspektifini andırır. Tereza’nın cesur hayalperest dünyası Werner Herzog‘un unutulmaz eseri Fitzcarraldo‘daki (1982) Brian Sweeney karakterine benzer. Amazon Ormanları’nın ortasındaki imkansız opera binası hayaliyle iki karakterin hayallerinin peşinden gitme istekleri belirli ölçüde bir paralellik taşır.

The Blue Trail, yalnızca yaşlılığa adanmış bir hikaye değil, görmezden gelinen tüm varoluş mücadelelerine yazılmış sinemasal bir şiir. Tereza’nın nehirde ilerlerken bıraktığı izler dayatmaların ve geçmişin yüklerinden arınmanın göstergesi olarak siniyor hafızamıza. Gabriel Mascaro insanın özgürlüğüne olan düşkünlüğünü usulca sergiliyor. Bazen mavi bir salyangozun peşinde, bazen bir halüsinasyonun içerisinde, bazen ise Amazon Nehri’nin açıklarında. Özgür bir ruhun toprağa değil de ufka bakarak yaşadığını usulca fısıldıyor.


Ahmet Duvan‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Didi: Göçmenliğin Gölgesinde Sancılı Bir Büyüme

The Ice Tower: Aranan Karlar Kraliçesi Filmi

 

Ahmet Duvan
Psikoloji bölümü öğrencisi. Sinema üzerine blog yazarı. Film eleştirmeni.

44. İstanbul Film Festivali Günlükleri: 2. Gün

önceki yazı

How to Make a Killing: Açgözlülüğün Dağlarında

sonraki yazı

Yorumlar

Yorumlar kapatıldı.

Bunlar da ilginizi çekebilir