The Rings of Power dizisinin ikinci sezonu bugün itibariyle başladı. Amazon Prime Video‘da bugün yayınlanan ilk üç bölümü izledik ve bütün bölümleri haftalık olarak inceleyeceğiz. Lakin başlamadan önce sizleri uyarmam gereken bir husus var. Tolkien‘in kurmuş olduğu bu muhteşem evrene ve sinemaseverlere, ilk sezonla birlikte yapılan saygısızlıkları eleştirmek istiyorum.
Eleştiri de denemez aslında, sitem etmek niyetindeyim. Bu sitem ilk sezonla alakalı bir anı ya da detayı içermeyecek yalnızca yaşanan hayal kırıklığını birazcık olsun hatırlatmak istedim. Eğer bu kısmı atlamak isterseniz “İkinci Sezon Nasıl Başladı?” başlıklı paragraf ile beraber ikinci sezon incelememizi okuyabilirsiniz. Ben yalnızca ön sözü okuyup, genel kanıyı kavrayıp uzaklaşmak istiyorum diyorsanız, erken konuşmak istemem fakat bu sezon ile ilk sezon arasında dağlar kadar fark var.

Bizden Neler Eksilttiler?
Filmin iyisini bulmak zorunda olduğumuz zamanları hatırlıyorum. Bahsettiğim zamanlar; henüz internet platformları yokken, hatta evlerde internet yokken. Sokak aralarında kimsenin yadırgamadığı hatta polisin bile gidip “Abicim şu CD’ye şarkı doldursana, uzun yola gideceğiz.” dediği korsan film dükkanları vardı. Ne yazık ki teknoloji de teleteks üzerinden döviz kurlarını ya da Süper Lig maçlarını takip edecek kadar gelişmişti. Bir film kaç puan almış, nasıl eleştirilmiş, izlenir mi izlenmez mi nereden bilecektik ki? El mahkum gidip, o CDler’i karıştırıp seçiyorduk. Hata yapma lüksümüz yoktu kesinlikle, çünkü filmi farenin sol tıkıyla açmıyorduk. Satın almak istiyorsan beş, kiralamak istiyorsan bir lira veriyordun. Bu bedeli ödedikten sonra da insan muhteşem bir tercih yapmak istiyordu haliyle. O tezgahtan benim evime ne filmler geldi, ne şaheserler izledim hatırladıkça seviniyorum. American Gangster, The Fugitive, Star Wars Serisi, Braveheart, American Beauty, Blade, The Silence of the Lambs ve daha nice başyapıt.
Aynı yıllarda, içerisinde kalorifer petekleri olan sinema salonlarında izlediklerimiz; Troy, Van Helsing, Shrek, Ice Age, Pan’s Labyrinth vb. filmler… Revenge of the Sith döneminde hamburgerin yanında verilen oyuncaklar, Batman Begins biletiyle başvurulan PS2 çekilişi, Return of the King zamanı sürpriz yumurtalardan çıkan Yüzüklerin Efendisi figürleri… Bizlerden eğlencemizi eksilttiler. Heyecanımızı eksilttiler. Yeni olana karşı merakımızı eksilttiler. İki yüz megabayt boyutundaki basit bir CD’nin senelerce başardığı şeyi beceremediler. Ne yeni bir şey üretebildiler ne hazır olanın hakkını verebildiler. Doksanlı yılların başarılı markalarını bir bir rezil rüsva ettiler. Saygı duyduğumuz tüm serileri ele ayağa düşürdüler. İnsanların yalnızca izledikleri, beğendikleri değil hayran oldukları serilerden bahsediyorum. Dünyanın en başarılı fantastik eserine neler yaptıklarını geçen sezon hep birlikte izledik. “Bu devran böyle devam edemez!” demek istiyorum ama, devam edecek gibi duruyor.
Bizlere sımsıcak patlamış mısırın kokusunu anımsatan işlere ve bu işlerde emeği geçen sanatçılara saygılar. Şimdi hep beraber bakalım, Amazon yaptığı rezilliği toparlamış mı, dağınık mı bırakmış… Hazırsak, The Rings of Power serimize başlayabiliriz. Keyifli okumalar.

İkinci Sezon Nasıl Başladı?
Dizinin üzerindeki o açık tonu biraz olsun değil, komple çekip çıkarmışlar. İlk bölümün başından üçüncü bölümün sonuna kadar bu böyleydi. Karakter hikayeleri arasında yaşanan geçişler de eskisi kadar sıkıcı değil. Özellikle Numenor ve Pelargir kısımları başlar başlamaz kesin can sıkacak dedirtti ama öyle olmadı. Isildur’u izlemek bile inanır mısınız sıkıcı değildi. Geçen sezon insanlar tarafından dalga konusu olan bazı meseleleri de yumuşatıp servis ettiler. Özellikle Adar’ın Sauron’u nasıl yaraladığı meselesi, Sauron’un o enkaza nasıl düştüğü gibi meseleleri ilk bölümün başından izah ediyorlar.
Charlie Vickers‘ın (Sauron/Annatar/Halbrand) oyunculuğu geçen sezondan bu yana daha güzel yansıtılmış. Charlotte Brändström, ilk üç bölümde gayet iyi iş çıkarmış. Geçen sezonun da yedinci bölümünü (The Eye) yönetmişti. En azından oyuncuya oyun verebilmiş. Galadriel’i canlandıran Morfydd Clark ve Celebrimbor’a hayat veren Charles Edwards haricinde tüm oyunculuklar şahaneydi. Kostüm tasarımları ya da prodüksiyon kalitesinden zaten bahsetmeye gerek yok. Bunlar geçtiğimiz sezonda da gayet iyiydiler. Tercihlerin hepsi doğru yönde. The Rings of Power ikinci sezonda eğer canınızı sıkan bir durum varsa muhtemelen ilk sezondan hikaye üzerine yapışmış bir kusur göze batıyordur. Ne kadar üzerini örtmeye çalışsalar da bazı hatalar makyajın altında da belli oluyor çünkü.
Öncelikle hikayenin bu kadar Sauron etrafına kurulu olması beni memnun etti. Eregion, Lindon, Mordor, Numenor ve hatta Khazad-Dum’da olanlar bir şekilde Sauron’un eliyle ya da etkisiyle yaşanıyor. Üç elf yüzüğü, Hüküm Dağı’nın patlaması, geçen sezon yaşanan her şeyi bir şekilde kendi lehine çevirmeyi başarıyor. Ve dediğim gibi, aktörlük konusunda da göz doldurunca diziyi sırtlıyor. Aynı zamanda Elrond’a hayat veren Robert Aramayo, üstüne düşeni hakkıyla yerine getirmiş. Yazar ekibi de gönlümüzü almak için ellerinden geleni yapmışlar. Özellikle Elrond’un “Yok edilmeleri lazım.” dediği kısım çok tatlı bir servisti. Karakterin gelişimini The Rings of Power ile birlikte Yüzüklerin Efendisi üçlemesine kadar inşa ediyor olmaları şahane. Aynısını Galadriel için maalesef söyleyemem.

Yeni Sezon, Yeni Umutlar
Dediğim gibi sezonun omurgası Sauron. En çok izletilen, en çok bahsedilen karakterimiz kendisi. İkinci sezonun başrolü desek yeridir. Zira olması gereken biraz da bu. Orta Dünya büyük bir kaosun eşiğinde. Doğal olarak tüm karakterleri tanıyoruz. Patlama sonrası yaşananların Numenor ve Arondir (Ismael Cruz Cordova) üzerindeki etkisi çok mühim. Elendil (Lloyd Owen) ve Kraliçe Miriel (Cynthia Addai-Robinson) rahmetli kralın ardından Numenor’daki politik karışıklığı çözmeye çalışıyorlar. Elf karşıtı derin Numenor yetkilileri, Naip Kraliçe’yi yıpratmak için çabalıyorlar. Öte yandan kurak topraklara döndükten sonra Mordor’un kıyı şeridine kaçan köylüler Pelargir isimli eski bir Numenor yerleşkesine yerleşmişler. Acı kaybının ardından Arondir’in akıbeti ne olacak tahmin etmesi güç. En azından şunu söyleyebilirim, geçen sezona nazaran daha soğuk, tepkisiz bir Arondir var karşımızda.
Yabancı, Nori’nin hikayesine gelecek olursak… İlk sezon büyük bir merakla takip ettiğimiz, kimliği bir türlü açıklanmayan büyücümüz ile ısrarla buçukluk demediğimiz küçük kızımız. Rhun adlı topraklara sonunda ulaştılar. Orta Dünya haritasının en doğusunun ortasında yer alan kurak, verimsiz bir memleket. Burada fragmanlardan da bildiğimiz Tom Bombadil ile temas edecekler. Normal şartlarda Hobbitköy’e çok da uzak olmayan biridir kendisi. Kitaptan hatırladığım kadarıyla, Frodo ve arkadaşları Shire’dan çıkmadan ya da çıktıktan hemen sonra eşkıyalar tarafından kaçırılınca gelip yardım etmiş, hobbitleri kulübesinde ağırlamıştı. Rhun’da olma sebebi çok büyük ihtimalle usta oyuncu Ciaran Hinds‘in canlandırdığı Kara Büyücü. Kendisini Game of Thrones dizisinde hayat verdiği Mance Rayder rolünden hatırlarsınız. Bunlar kimin nesidir dediğimiz kelebek kadınlar da bu beyefendinin emrindelermiş. Amacı nedir, nereden gelir, nereye gider hep birlikte izleyip öğreneceğiz.
Dizinin takipçileri Kara Büyücü ilk açıklandığında “Acaba bu Saruman mı?” demişlerdi fakat alakası yok. Bu hikayenin sonunda Yabancı karakteri Saruman çıkacak bence. En başından beri “Ben iyi miyim, kötü müyüm?” karmaşası yaşaması bir tuhaf. Ayrıca Orta Dünya’ya ilk gönderilen büyücü Saruman. Tabi yapımcılar esere sadık kalmazsa şaşırır mıyız? Elbette hayır.

Bizi Neler Bekliyor?
Görüyorsunuz, The Rings of Power‘ın içinden Disney’i çıkardığınız anda ne güzel izleniyor. Bu sefer renklere, sahne geçişlerine, seslere özen gösterdikleri o kadar belli oluyor ki. Atmosfer son derece gergin. Beş dakika boyunca bir atı izledik, atın başına bir iş gelecek diye ödüm koptu. Kötülüğün ve karanlığın hizmetkarı kalbi temiz insanların arasında dolaşıp işine geleni manipüle ediyor dediğinde insan bir tırsmalı bence. Şunu akıl etmek için de milyonlarca insanın tepki göstermesine gerek yoktu diye düşünüyorum.
İlk sezonda imza attıkları rezilliği kesinlikle unutturamazlar. Bakınız biraz iddialı olacak belki ama; ilk sezon o kadar rezildi ki, ikinci sezon İki Kule kalitesinde olsa bu dizinin sorumluları övülmez, ancak affedilir. Lakin geçmişten bağımsız, bir Orta Dünya dizisi olarak nasıl buldun derseniz, ben ikinci sezonun başlangıcını beğendim. Umuyorum ki sonlara yaklaşırken yine saçmalamazlar.
Tüm Orta Dünya sevenlerine keyifli seyirler dilerim. Haftaya burada, yeni yazıda buluşmak üzere…

Mehmet Tezcan’ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.





















Yorumlar