50
YAZARIN PUANI

Dünya dışı yaşamla insanlığın temasına dair en önemli belgeleri çalan genç bir muhbir, peşine düşen gizli bir teknoloji şirketinden kaçarken yolu bir televizyon hava durumu spikeriyle kesişir. Elindeki görüntüler insanlığın bildiği her şeyi değiştirecek nitelikte olduğundan dolayı, hem hükümet hem de karanlık güçler bu ifşayı engellemek için onun peşindedir.

50
YAZARIN PUANI

İki karakterin kaçışı ilerledikçe ortaya çıkan gerçek ise sandıklarından çok daha kişisel bir hâl alır. Çünkü ikisi de aslında bu büyük ifşanın gerçekleşmesi için özel olarak seçilmiş insanlardır. Disclosure Day, tam da gerçek dünyada UAP tartışmalarının zirve yaptığı bir dönemde gösterime girerek büyük bir merak uyandırıyor olsa da, ortaya koyduğu sonuç bu heyecanı karşılamaktan fazlasıyla uzak kalıyor.

Disclosure Day, sinema tarihinin en önemli isimlerinden Steven Spielberg‘in yönettiği 2026 yapımı bir bilim kurgu filmi olarak karşımıza çıkıyor. Senaryosunu, Spielberg‘in kendi hikayesinden yola çıkarak, Jurassic Park, War of the Worlds ve Mission: Impossible gibi yapımların senaristi David Koepp kaleme alıyor. Filmin başrollerinde hava durumu spikeri rolüyle Emily Blunt, muhbir karakteriyle Josh O’Connor, kötü karakter rolüyle Colin Firth ve yardımcı rollerde Colman Domingo, Eve Hewson ile Wyatt Russell yer alıyor.

Görüntü yönetmenliğini Spielberg‘in vazgeçilmez ismi Janusz Kamiński üstlenirken, müzikleri ise efsanevi besteci John Williams imzalıyor. Bu film, Williams ve Spielberg‘in tam tamına otuzuncu kez bir araya gelişi oluyor. Amblin Entertainment yapımı olan ve Universal Pictures tarafından dağıtılan filmin bütçesi 115 milyon dolar olup süresi 145 dakika, yani iki buçuk saate yakın. Disclosure Day, 10 Haziran’da Türkiye’de, 12 Haziran 2026’da ise ABD’de vizyona giriyor.

Filmin yapım sürecine dair çarpıcı bir bilgiye göre David Koepp, Spielberg‘in e-posta ile gönderdiği kırk sayfalık hikâye taslağından yola çıkarak senaryoyu tam kırk iki kez yeniden yazıyor. Spielberg‘in bu konuda alışılmadık derecede titiz davranmasının nedeni ise bu alanda daha önce çalışmış olması ve bu filmi en iyisi yapmak istemesi olarak açıklanıyor.

Spielberg; bu projeye ilham kaynağı olarak ise 2017 yılında The New York Times’ta yayımlanan Glowing Auras and Black Money başlıklı, Pentagon’un gizli UFO programını ifşa eden meşhur makaleyi ve aynı dönemde kamuoyuna sızdırılan Fravor görüntülerini gösteriyor. Yani Spielberg‘in bu filme yaklaşımı, hem kişisel bir tutku hem de uzun bir hazırlık sürecinin ürünü olarak sunuluyor. Fakat tüm bu titizlik söylemine ve kırk iki taslağa rağmen ortaya çıkan sonuç maalesef kocaman bir hayal kırıklığı yaratıyor.

Bu yazı, Disclosure Day filmi hakkında spoiler içerir.

Disclosure Day Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Steven Spielberg Emily Blunt Josh Oconnor Colin Firth Colman Domingo UIP Turkiye

Disclosure Day Aslında Ne Anlatıyor?

Filmi gerçek anlamda değerlendirebilmek için önce beslendiği gerçek zemini anlamak gerekiyor. “Disclosure”, yani “ifşa” kavramı, son yıllarda ABD’de giderek büyüyen bir hareketin adı. Yıllardır kenara itilen, komplo teorisi olarak damgalanan UFO meselesi, son dönemde resmi devlet kurumlarının da dahil olduğu ciddi bir tartışma alanına dönüşmüş durumda. Öncelikle terminoloji değişti. Artık “UFO” yerine resmi olarak “UAP”, yani “Tanımlanamayan Anormal Fenomenler” ifadesi kullanılıyor. Bu değişiklik, konunun damgalanmış geçmişinden sıyrılıp daha ciddiye alınır bir hâle gelmesini sağlama amacı taşıyor.

Son birkaç yılda ABD Kongresi’nde yarım yüzyıldır görülmemiş türden UAP oturumları düzenlendi. Bu oturumlarda eski Pentagon yetkilileri, askeri pilotlar ve istihbarat uzmanları yemin ederek ifade verdi. Bunların en çok ses getireni ise eski hava kuvvetleri istihbarat subayı David Grusch‘un, ABD hükümetinin dünya dışı kökenli araçları ve hatta bedenleri ele geçirip bunları kamuoyundan sakladığına dair iddialarıydı. Bir başka önemli isim olan eski Pentagon AATIP programı direktörü Luis Elizondo ile USS Nimitz olayının tanığı pilot David Fravor da bu sürecin öne çıkan figürleri arasında yer alıyor. Tüm bu gelişmeler, “dünya dışı yaşam” meselesini artık alaycı bir gülümsemeyle değil, ciddi bir devlet meselesi olarak ele almayı gerektiren bir noktaya taşıdı.

İşin asıl çarpıcı kısmı ise bu filmin gösterime girdiği döneme denk geliyor. 2026 yılının başında ABD yönetimi, UAP kayıtlarının kademeli olarak açıklanmasını öngören PURSUE adlı bir program başlattı. 8 Mayıs 2026’da Pentagon, war.gov/UFO adlı özel bir internet sitesi üzerinden 400’den fazla olayı kapsayan 162 dosyalık ilk paketi kamuoyuyla paylaştı. Bu paket; FBI belgelerini, NASA görev kayıtlarını, Dışişleri Bakanlığı yazışmalarını ve onlarca askeri sensör görüntüsünü içeriyordu. Tam iki hafta sonra, 22 Mayıs 2026’da ise içinde 51 kızılötesi görüntü ve ilk kez yayımlanan ses kayıtlarının da bulunduğu 64 dosyalık ikinci paket yayımlandı. Bunlara ek olarak 18 Mayıs’ta Ulusal Güvenlik Ajansı, daha önce en yüksek gizlilik derecelerinden biri olan Top Secret Umbra koduyla saklanan 300 sayfadan fazla belgeyi açıkladı.

Kısacası Spielberg‘in filmi vizyona girmeden yalnızca birkaç hafta önce, gerçek dünyada filmin konusuyla birebir örtüşen tarihi bir ifşa süreci yaşanıyordu. Bu konuda çekilen ve büyük yankı uyandıran The Age of Disclosure gibi belgeseller de tam bu dönemde gündeme oturdu. Dan Farah‘ın yönettiği bu belgesel; aralarında üst düzey hükümet, ordu ve istihbarat yetkililerinin de bulunduğu otuz dörtten fazla kişiyi kamera karşısına geçirerek, seksen yıllık bir örtbas iddiasını gündeme taşıyordu. İşte Disclosure Day, tüm bu gerçek malzemenin üzerine oturuyor. Filmin elinde inanılmaz zengin, güncel ve dünyanın gerçekten merak ettiği bir hikâye havuzu var. Ancak film, bu muazzam potansiyeli bir türlü değerlendiremiyor.

Disclosure Day Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Steven Spielberg Emily Blunt Josh Oconnor Colin Firth Colman Domingo UIP Turkiye

İlk Sahneden Sürprizini Kaçıran Bir Hikâye

Film, hızlı bir girişle daha en başından bir muhbirin dünya dışı yaşamı ifşa edecek görüntülerle kaçtığını ve peşinde çalıştığı örgütün adamlarının olduğunu gösteriyor. Bu konuda herhangi bir sürpriz olmayınca, iki buçuk saat boyunca ne yaşanacağı sorusu aklınızdan çıkmıyor. Öncelikle, film için uydurulan örgüt fazlasıyla temelsiz ve yapmacık kalıyor. Gerçekte yaşananlarda hükümet çok daha derin bir biçimde bu durumların içindeyken, filmdeki tek boyutlu şirket kötüsü cheesy bir hissiyat yaratıyor. Oysa gerçek ifşa sürecinde devletin farklı kurumları, gizli bütçeli programlar, taşeron şirketler ve birbiriyle çelişen istihbarat birimleri devrede. Filmin bunca karmaşık ve zengin bir gerçekliği tek bir basmakalıp şirkete indirgemesi en baştan inandırıcılığını zedeliyor.

Ayrıca filmin başında doğrudan uzaylı bedenlerini gösteren videoların gösterimi, hikayenin hem oldukça klişe bir uzaylı kullanımı sunacağını hem de sürpriz elementi olarak hiçbir şey bırakmayacağını daha baştan ele veriyor. Karşımıza çıkan uzaylılar, popüler kültürün defalarca tükettiği o malum “Griler” ırkı. Yani büyük kafalı, iri siyah gözlü, klişe uzaylı tiplemesi. Böyle bir dönemde, gerçek görüntülerin küresel bir merak yarattığı bir anda Spielberg‘in hayal gücünün bu kadar tükenmiş bir tasvire yaslanması açıkçası şaşırtıcı. Bunların yanı sıra, dünyadaki en önemli dosyaların bu tek adamın elinde olması ve bunları internete sızdırmak yerine oradan oraya kaçması da hiçbir mantık içermiyor. Elinde insanlığın kaderini değiştirecek bir bilgi olan bir karakterin akla gelen ilk şeyi yapmayıp iki saat boyunca kovalanması, senaryonun en temel mantık sorunlarından birini oluşturuyor.

Filmin gerçekle uyumunu bir kenara bıraktığımızda ise yapısal sorunlar daha da belirgin hale geliyor. İki buçuk saatlik filmin neredeyse iki saati bomboş bir kaçış ve kovalamaca aksiyonuyla geçiyor. Kalan yarım saati de görüntülerin canlı yayında ifşa edilip neredeyse tek tek sırayla gösterilmesiyle devam ediyor. Disclosure Day, zaten en başından bildiğimiz ve beklediğimiz görüntülerin dünyaya ifşasıyla sona eriyor. Burada asıl komik olan ise bu ifşanın yerel bir televizyon kanalından bir anda absürt bir biçimde tüm dünyaya yayılması, hiçbir gücün buna asla müdahale edememesi ve tüm insanlığın yolun ortasında dikilip bu görüntüleri izlediği naif bir sahneyle bitmesi. Bu, bir Amerikan rüyasından bile öte, toz pembe bir hayal. Gerçek dünyada böyle bir ifşanın asla bu şekilde, herkesin işini gücünü bırakıp ekran başına geçmesiyle gerçekleşmeyeceği çok açık. Üstelik, gerçek ifşa süreci tam da şu an gözümüzün önünde yaşanıyor ve görüldüğü üzere bu süreç kademeli, tartışmalı, şüpheyle karışık ve yavaş ilerliyor. Spielberg‘in bu naif final tercihi, filmin gerçeklikle kurduğu zaten zayıf olan bağı tamamen koparıyor.

Disclosure Day Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Steven Spielberg Emily Blunt Josh Oconnor Colin Firth Colman Domingo UIP Turkiye

Seçilmiş İnsanlar ve Hayvanat Bahçesine Dönen Temas

Tüm bunların yanında bir de filmin ilerleyen kısmında iki ana karakterin, yani hem muhbirin hem de hava durumu spikerinin, aslında seçilmiş insanlar olduklarını öğreniyoruz. Uzaylılar, bu iki kişiyle iletişim kurup ifşanın gerçekleşmesine yardımcı oluyor. İşte işler burada daha da saçma bir hâl alıyor. Zira, koca dünyada neden bu iki kişinin seçildiği bir türlü açıklanamıyor. İnsanlık tarihi boyunca pek çok insan dünya dışı yaşamla temas halindeyken, sayısız tanıklık ve vaka anlatılırken, koca dünyada yalnızca bu ikisinin seçilmiş olması fazlasıyla absürt kalıyor. Bu seçilmişlik fikri, hikâyeye bir derinlik katmak yerine onu iyice inandırıcılıktan uzaklaştırıyor.

Gelelim bu kişilerin çocukken varlıklar tarafından ziyaret edilmelerine, bu anıları bastırmalarına ve temas biçimlerine. Filmde uzaylıların farklı biçimlerde görünme meselesi, temas mevzusunu resmen bir hayvanat bahçesine dönüştürüyor. Gerçek temas vakalarında, ufoloji literatüründe sıkça anlatılan bazı ortak motifler var. Örneğin tanıkların yaşadıkları “kayıp zaman” deneyimi, olayları ancak regresyon hipnozuyla hatırlayabilmeleri ya da varlıkların kendilerini gizlemek için kullandığı “ekran hafızası” denen olgu. Bu ekran hafızası kavramında, tanıklar gerçek deneyimlerinin üzerine bilinçaltı tarafından yerleştirilen baykuş ya da tanıdık bir insan gibi görüntüler hatırlar. Yani literatürde baykuş gibi birkaç spesifik benzetme ve kimlik değiştirme anlatısı mevcut. Ancak filmdeki gibi tilki, kuş, geyik ve daha bir sürü farklı hayvanın biçiminde görünmeye dair hiçbir ciddi veri yok. Filmin bu motifi alıp bir orman dolusu hayvana yayması, gerçek anlatıların tekinsizliğini ucuz bir fantezi gösterisine çeviriyor.

Hatta Margaret Fairchild karakterinin küçükken kaçırıldığı, yani uzaylılarla temas sağladığı anda adeta bir Narnia dünyasına geçer gibi bir sürü hayvanla birlikte yürüdüğü sahnenin saçmalığı, zaten kötü olan filmi iyice baltalıyor. Bu sahne, bir korku ya da gizem unsuru yaratmak yerine istemeden bir komediye dönüşüyor. Film boyunca büyük bir özenle inşa edildiğini gördüğümüz evin ise sırf karakter gerçekleri hatırlasın diye onun çocukluk evinin bir maketi olduğu ortaya çıktığında, bu devasa çabanın ne kadar gereksiz ve komik olduğunu nedense Spielberg bile fark etmemiş gibi görünüyor. Gerçekten bu kadar büyük bir zahmete ne gerek var? Eğer amaç kişinin bastırılmış anılarını yüzeye çıkarmaksa, bunun için zaten gerçek vakalarda da kullanılan regresyon çalışmaları var. Bu konuda The Fourth Kind filmi en iyi örneklerden biri olarak akıllara geliyor. Spielberg‘in bu kadar dolambaçlı ve mantıksız bir yola başvurması, senaryonun ne denli savruk olduğunu gösteriyor. Göz kanatan hayvan CGI‘ları da bütün bunların üzerine tüy dikiyor.

Disclosure Day Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Steven Spielberg Emily Blunt Josh Oconnor Colin Firth Colman Domingo UIP Turkiye

Bir Efsane Nasıl Bu Filmi Yapar?

İşte tüm bu noktada akla kaçınılmaz bir soru geliyor: Steven Spielberg gibi deneyimli, araştırmacı ve bu konuya kalbini vermiş bir efsane, nasıl olur da bu kadar zayıf bir film yapar? Nitekim Spielberg, dünya dışı yaşam temasını sinemada en iyi işleyen yönetmenlerin başında geliyor. Kendisi, 1977 yapımı Close Encounters of the Third Kind ve 1982 yapımı E.T. gibi filmlerle bu türün adeta mihenk taşlarını döşedi. Özellikle Close Encounters of the Third Kind, Spielberg’in bu konudaki titizliğinin en somut kanıtı olarak öne çıkıyor. Filmin adı bile doğrudan astronom ve ufolog J. Allen Hynek’in geliştirdiği temas sınıflandırmasından geliyor. Bu sınıflandırmada birinci tür temasta sadece bir UFO görülürken, ikinci türde fiziksel bir iz veya kanıt söz konusu oluyor, üçüncü tür temas ise doğrudan dünya dışı varlıkların gözlemlenmesini ifade ediyor.

Hynek, bir zamanlar ABD Hava Kuvvetleri’nin meşhur Project Blue Book programının bilimsel danışmanlığını yapmış, başta şüpheci biriyken zamanla konunun ciddiyetine ikna olmuş saygın bir isimdi. Spielberg, filmini olabildiğince gerçek görgü tanıklıklarına sadık kılmak için Hynek’i teknik danışman olarak işe aldı. Hatta Hynek, filmin finalinde piposuyla beliren gözlüklü bir bilim insanı olarak kısa bir cameo bile yaptı. Spielberg, o dönem Hynek’in kendisine bu alanda profesyonel bir bakış açısı kazandırdığını ve filmi onun katkısı olmadan asla bu kadar inandırıcı olamayacağını söylemişti. İşte o zamanlarda konuya gösterdiği bu titizlik, filmlerine yansıyan o gerçeklik hissinin temelini oluşturuyordu.

Bu yüzden Disclosure Day‘in bu kadar temelsiz, klişe ve mantık sorunlarıyla dolu olması daha da büyük bir hayal kırıklığı yaratıyor. Filmi tam da son dönemdeki gerçek gelişmelere denk getirmesi ve önceki başarıları herkesi heyecanlandırmıştı. Ancak ortaya resmen parodi niteliğinde bir film çıkararak içi boş bir PR çalışması yürütüldüğü anlaşılıyor. Filmde gösterilen, gerçeklerden uyarlanan o gerçekçi UFO ve UAP görüntüleri bile o kadar kalitesiz ve absürt bir hale getirilmiş ki, insan şaşırıyor. İfşa görüntüleri de kötü CGI kullanımıyla iyice ucuz duruyor. Bütün bunlar, Close Encounters of the Third Kind gibi bir başyapıta imza atmış bir yönetmene kesinlikle yakışmıyor.

Filmin bu kadar zengin bir gerçeklik havuzuna sahip olmasına rağmen onu heba etmesi de ayrı bir tartışma konusu. Disclosure Day aslında konunun neredeyse tüm ikonik ögelerine değiniyor. Roswell olayından ekin çemberlerine, bastırılmış uzaylı temaslarından Pentagon görüntülerine kadar her şeye dokunuyor. Ancak bunların hepsi ucuz ve absürt bir parodi görünümünden öteye gidemiyor. Elinde bu kadar güçlü bir malzeme varken, filmin bunları har vurup harman savurması, izleyiciyi asıl üzen nokta oluyor.

İfşa Günü Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Steven Spielberg Emily Blunt Josh Oconnor Colin Firth Colman Domingo UIP Turkiye

John Williams’ın Filme Oturmayan İmzası

Spielberg, filmde yine efsane besteci John Williams ile çalışıyor. Filmin daha ilk dakikalarından itibaren bu müziklerin John Williams‘a ait olduğu kolayca anlaşılıyor. Parçalar, hepimizin bildiği gibi başlı başına oldukça etkileyici. Ancak buradaki asıl sıkıntı, bu müziklerin filmle bir türlü uyum sağlayamaması.

Williams‘ın görkemli, destansı tarzı; filmin atmosferine ve konusuna kesinlikle oturmuyor. İzleyici, film boyunca adeta sürekli bir Indiana Jones macerası izliyormuş hissine kapılıyor. Bu müzikler, o dönemin filmleri ve onların atmosferi için son derece uygun olabilir, ancak paranoyak ve gizemli olması gereken bu filmle kesinlikle uyuşmuyor. Sorun müziklerin kalitesi değil, bu filme ve konusuna ait olmamaları.

Bunun üzerine bir de Spielberg‘in neredeyse iki buçuk saat boyunca nefes aldırmadan, hiç ara vermeden sürekli müzik kullanması ekleniyor. Bu durum, zaten tempo sorunu yaşayan filmin üzerine fazladan bir yorgunluk bindiriyor. Sürekli çalan o görkemli müzikler, bir süre sonra etkisini kaybediyor ve sahnelerin nefes almasına izin vermiyor.

İfşa Günü Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Steven Spielberg Emily Blunt Josh Oconnor Colin Firth Colman Domingo UIP Turkiye

Oyuncular ve Sinematografi

Filmin oldukça zengin bir oyuncu kadrosu var. Disclosure Day, hem Colin Firth ve Emily Blunt gibi yıldız isimlere hem de Colman Domingo ile Josh O’Connor gibi son dönemin yükselen yıldızlarına yer veriyor. Performanslar genel olarak ortalamanın üstünde. Ancak karakter derinlikleri ve motivasyonları eksik kaldığı, diyaloglar da zayıf olduğu için oyuncular ne yazık ki olması gereken seviyeye bir türlü çıkamıyor.

Özellikle Colin Firth‘ün canlandırdığı Noah Scanlon, komik ve klişe bir profil çiziyor. Karakter, davranışlarıyla istemeden güldürüyor ve filmin o cheesy havasını daha da pekiştiriyor. Bu kadar yetenekli bir kadronun zayıf bir senaryonun elinde heba olması, filmin bir başka kaçırılmış fırsatı olarak öne çıkıyor.

Sinematografi tarafında ise tablo biraz daha karışık. Filmi baltalayan o kötü CGI kullanımını bir kenara bıraktığımızda, Janusz Kamiński‘nin imzasını taşıyan birkaç etkileyici kare mevcut. Ancak film, akıllara kazınacak derecede sıra dışı bir görsellik sunmuyor ve ortalama olmaktan öteye geçemiyor. Filmin en büyük handikaplarından biri olan kötü CGI kullanımı ise neredeyse her sahnede kendini hissettiriyor. Hayvanlardan UFO ve uzaylı arşiv görüntülerine kadar üretilen dijital efektlerin hepsi göz tırmalıyor ve kalitesiz gözüküyor. Bu durum, filmin anlatmaya çalıştığı o çarpıcı gerçekleri istemeden bir komediye çeviriyor. Daha önce nice görsel şölen sunmuş bir yönetmenin filminde böylesi bir özensizlikle karşılaşmak gerçekten şaşırtıcı.

İfşa Günü Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Steven Spielberg Emily Blunt Josh Oconnor Colin Firth Colman Domingo UIP Turkiye

Akış ve Tür Karmaşası

Disclosure Day, saydığım tüm bu sebeplerden ötürü akış bakımından da oldukça sorunlu. İki buçuk saatlik süre kesinlikle akmıyor ve bir türlü bitmek bilmiyor. Sürekli çalan müzik ile sonu gelmeyen kovalamaca sahneleri birleşince, izleyiciye nefes alacak bir an bile bırakılmıyor. Tür bakımından da filmin kafasının karışık olduğu anlaşılıyor. Filmin iddiası ve hikayesi, onun ağırlıklı olarak bir bilim kurgu – gizem filmi olduğu yönünde. Ancak filmin kendisindeki akışa ve sahnelere baktığımızda, çoğunlukla Minority Report ya da Mission: Impossible serisinde olduğu gibi gereksiz aksiyon sahneleri, araba takipleri ve kovalamacalar görüyoruz. Bir noktadan sonra bu durum, alakasız gelmeye başlıyor ve insanı bunaltıyor. Gizemli ve düşündürücü olması gereken film, sürekli olarak içi boş aksiyon kalıplarına yaslanarak kendi türsel kimliğini de baltalıyor.

Disclosure Day; elindeki muazzam potansiyeli, güncelliği ve zengin gerçeklik havuzunu heba eden büyük bir hayal kırıklığı olarak karşımıza çıkıyor. Steven Spielberg gibi bu türün kurucu isimlerinden birinin, üstelik kırk iki taslaktan geçen bir senaryoyla, bu kadar temelsiz ve parodi niteliğinde bir film ortaya koymuş olması açıkçası şaşırtıcı. Filmin en başından sürprizini kaçıran yapısı, mantık sorunlarıyla dolu senaryosu, klişe uzaylı tasvirleri, hayvanat bahçesine dönen temas sahneleri, göz tırmalayan CGI‘ları ve filme bir türlü oturmayan müzikleriyle ortaya tatsız tuzsuz bir yapım çıkıyor.

Emily Blunt ve Josh O’Connor başta olmak üzere güçlü oyuncu kadrosu ile Janusz Kamiński‘nin birkaç etkileyici karesi, bu durumu kurtarmaya yetmiyor. Tam da gerçek dünyada tarihi bir ifşa sürecinin yaşandığı bu dönemde, Spielberg‘in bu meseleyi böylesine yüzeysel ve naif bir biçimde ele alması, filmin asıl trajedisi oluyor. Close Encounters of the Third Kind‘ı çeken o meraklı ve titiz yönetmenin izlerini bu filmde bulmak ne yazık ki imkânsız. Disclosure Day, gerçeğin ifşasını anlatma iddiasıyla yola çıkıp o ifşayı en çok ıskalayan film olarak hafızalarda kalıyor.


Buğra Mert Alkayalar‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Scary Movie: Eşitsizlikleri Yeniden Meşrulaştırıyoruz

Backrooms: Kayıp Katlar Labirenti

Buğra Mert Alkayalar
Alkayalar, 1998 yılında Yozgat’ta doğdu. 2020’de Anadolu Üniversitesi Sinema ve Televizyon bölümünden lisans, 2024’te ise aynı alanda yüksek lisans derecesini aldı. Halen Marmara Üniversitesi’nde Sinema doktorası yapmaktadır. Yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendiği kısa filmleriyle Altın Koza Film Festivali, FABİSAD GİO Ödülleri, H.P. Lovecraft Film Festival ve Morbido Fest gibi ulusal ve uluslararası film festivallerinde yer aldı. 2023 yılında ilk öykü derlemesi Birtakım Rivayetler, Porsuk Kültür Yayınları’ndan yayımlandı. İstanbul Kültür Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümünde araştırma görevlisi olarak görev yapan Alkayalar, sinema çalışmalarını hem akademik hem de sanatsal üretim alanlarında sürdürmektedir. Aynı zamanda dijital mecrada sinema yazarlığı yapmaktadır.

    In the Grey: Siyah ve Beyazın Arasında

    önceki yazı

    The Furious: Kemik Kıranlar Derneği

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Leave a reply

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Bunlar da ilginizi çekebilir