Eylül 2023’te Telluride Film Festivali‘de prömiyerini yapan Rose’s War, İrlanda ve Birleşik Krallık ortak yapımı olarak gözümüze çarpıyor. Yazar, yapımcı ve yönetmen koltuğunda Rose Plays Julie isimli filmle ses getiren İrlandalı çift Christine Molloy ve Joe Lawlor ikilisi oturuyor. Filmin başrollerinde Imogen Poots, Tom Vaughan-Lawlor, Jack Meade ve Lewis Brophy‘nin yer aldığı Rose’s War, 1974 yılında İngiliz emperyalizmine karşı gelmek için Provisional İrlanda Cumhuriyet Ordusu’na katılıp 19 “eski usta” tablonun çalınmasını planlayan Rose Dugdale‘ın hayatını konu alıyor.
Film, zamanda ileri geri atlama yaparak Rose Dugdale‘ın ayrıcalıklı bir Oxford öğrencisinden siyasi muhaliflere dönüşme yolculuğunu Poots‘un performansı ile kusursuz bir şekilde ortaya koyuyor. Rose, erkek arkadaşı Eddie, diğer iki arkadaşı Dominic ve Martin ile birlikte, Wicklow Kontluğu koleksiyoncularından bir Vermeer ve Goya da dahil olmak üzere 19 paha biçilemez tabloyu çalıp, ardından adını aldığı Cork Kontluğu’ndaki köyde güvenli bir evde saklanırlar. Rose Dugdale’ın iktidar peşinde koşan hesapçı bir katil mi, yoksa şiddetten kaçınmayan siyasi bir aktivist mi olduğu film boyunca belirsiz bir şekilde bırakılıyor.

Baltimore’da Rose Dugdale ve Arkadaşları
22 Mart’ta Icon Film Distribution ve Eclipse Pictures aracılığıyla vizyona giren film, Baltimore adıyla festivallerden olumlu eleştiriler alsa da, yanıltıcı bir başlığa sahip. Baltimore; Amerikan şehri değil, Dugdale‘ın son hesaplaşmasını yaptığı küçük İrlanda kasabasının adı oluyor. ABD ve Almanya’da Rose’s War adıyla yayınlanan film, Rose’un ahlak anlayışını yakın planda inceleyerek, parçalanmış imgeleri kendisinin zihnine bağlıyor. Zamanda geriye götüren film, 1959 yılında Oxford Üniversitesi’nde Rose’un “ataerkilliğe son” diye bağırıp, kadın öğrencilerini harekete geçirmesi her ne kadar inandırıcı olsa da, 2024 feministleri için tasarlandığını söylemek mümkün.
Erkek karakterlere baktığımızda filmin duygusal kısmı kendilerine emanet edilmiş. Dominic ve Martin, Rose’dan hem korkup hem de saygı duyan yoldaşlar. Aralarında geçen her sohbet, filmin aktardığı duygusal kısmını sağlamlaştırıyor. Rose’un erkek arkadaşı Eddie, filmde çok fazla görünmese de, Rose ile Cork Kontluğu’ndaki köyde bir araya gelmeyi uman bir karakter. Film, başından bizlere Rose’un yoluna çıkan herkesi ortadan kaldırabileceğini gösteriyor. Yarı kör ve köyün yerlisi olan Donal (Dermot Crowley) ile tanışması, aralarındaki dramatik karşılaşmanın önünü açsa da, yanlış anlaşılma korkusuyla yüzleşerek Rose Donal’ı öldürmeyi ciddi olarak düşünür.
Filme baktığımızda, sanat hakkında bir şeyler aktarmayı amaçladığında yetersiz sahnelerle baş başa kalıyoruz. Dugdale’ın hayatını yok etmeye adadığı zenginlik ve adaletsizliğin sembolleri işe yarasa da, Vermeer’in tablosu olan Lady Writing a Letter with her Maid (Hizmetçisiyle Mektup Yazan Kadın), sınıf ve eşitsizlik temalarını mükemmel bir şekilde temsil ediyor. Fakat Rose’un parçanın anlamı üzerine düşünceleri ve çalınan sanata duygusal bir bağ geliştirdiği yönündeki geçici öneriler, onun kim olduğuyla pek uyuşmuyor.

Arada yerel bir bara gidip, komik derecede abartılı bir Fransız aksanıyla konuşan, İrlanda Ulusal Galerisi’ni arayarak bazı IRA üyeleri ve siyasi mahkumların serbest bırakılmasını ve tabloların güvenli bir şekilde iade edilmesi karşılığında talep etmesi gibi isteklerde bulunan Dugdale’ın davasına bizler de ortak olsak da, ne yazık ki hikâyenin aktarımıyla ilgili birçok sıkıntısını da beraberinde getiriyor.
Bazen sadece bir karakteri anlatmak yetmiyor. Zamanda ileri geriye götüren film bir noktadan sonra sıkıcı hale bürünerek ilgi çekecek konuyu daha da çuvallayarak Poots‘un güçlü performansına rağmen sıkıcı bir deneyim sunuyor. Imogen Poots, Rose Dugdale‘ın kırılganlıklarını abartmadan yalın bir anlatımıyla seyirciyi kendine çekiyor. Kendisini tehdit eden radikalizme adamış, hamile, yalnız, yanlış anlaşılmış, öfkeli bir kadının portresini çizdiren Rose’s War, çoğu soygun filmi gibi, bir anti-kahramanın bakış açısından anlatılarak Rose Dugdale’ın çok daha karmaşık bir hayata sahip olduğu net bir dille ifade ediyor.
Buket Kalkan’ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Twitter, Instagram, Discord ve Letterboxd aracılığıyla takip edebilirsiniz.


















Yorumlar