Minions ve Despicable Me gibi önemli animasyon serilerinin yönetmenliğini üstlenen Kyle Balda bu kez karşımıza live-action bir yapım olan The Sheep Detectives ile çıkıyor. Ülkemizde 24 Haziran’da Prime Video kataloğuna eklenen filmin başrolünde Hugh Jackman yer alırken, Succession ile hafızamıza kazınan Nicholas Braun, ayrıca Hong Chau, Emma Thompson ve Molly Gordon gibi isimler ona eşlik ediyor. Filmin seslendirme kadrosunda ise Brett Goldstein, Regina Hall, Patrick Stewart ve Bryan Cranston başta olmak üzere önemli isimler yer alıyor.
Chernobyl, The Last of Us gibi önemli dizilerin yazarlığını üstlenen Craig Mazin’in Leonie Swann imzalı Three Bags Full isimli romanından uyarladığı The Sheep Detectives, bizi İngiltere kırsalındaki Denbrook kasabasında geçen bir polisiyeye götürüyor. Koyunlarıyla sevgi dolu bir ilişkiye sahip olan George Hardy, onlara polisiye hikayeler okuyup en ince ayrıntılarıyla ilgilenen bir çobandır. Kasabın hemen dışında yer alan bir karavanın içerisinde mutlu bir yaşam sürer. George bunun farkında değildir ancak koyunları onu anlamakta ve kendi aralarında iletişim kurabilmektedir. Bir gece yarısı yaşanan gizemli bir olay, bu kırsal kasabada koyunların çözmesi gereken bir cinayet olduğuna delalettir.

Birleştirici Duyguların Peşinde
Kyle Balda’nın yönetmenliğiyle Craig Mazin’in senaristliği, her yaşa hitap eden bir aile hikayesinin polisiyeyle birlikteliğine kapı aralıyor. Bu anlatıdaki dijital koyunlar; bizi yasla baş etme, farkındalığa sahip olma, cesaret etme gibi eylemleri sorguladığımız sekanslara sürüklüyor. Koyunların gerek kendi türleri gerek diğer türlerle aralarındaki önyargılar ve ikilemler, mizahi bir dille ve sahiplenici duygularla yeniden örülüyor. İkili ilişkilerinde koyun sürüsü harici nispeten huysuz bir mizaca sahip olan George, muhakeme konusunda yetersizlikleri olan polis memuru Tim, vejetaryanlara karşı düşmanca tutumlara sahip olan bir kasap ve George’dan hoşlanan Beth ile bir şüphe çemberinin içerisine alınıyoruz.
The Sheep Detectives’in bu çemberin dışında kalan, duygusal olarak etkileyici anlara sahip olduğunu söyleyebiliriz. Senaryodaki bazı manevralar ve numaralar izleyici üzerinde çalışan, işleyen motivasyonlarla yansıtılıyor. Koyunlar ve izleyici arasında kurulan bağ, samimi bir dille ve sahici karakter gelişimleriyle resmediliyor. Karakterlerin çıkmazları bütünleştirici ve kabullendirici bir sıcaklık içeriyor.
Polisiye türüne dair temel unsurlarla örülen bu hikâye; koyunların sahibiyle ilişkisine, aralarındaki sevgi dolu iletişime ve birlikte büyümelerine yönelik aktarımlarla dokunaklı bir ilişkiyi benimsiyor. Ancak bunu yaparken genellikle doğrudan duygusal bir aktarımın peşine düşmüyor. Senaryonun sıcaklığı ve samimiyeti, bize bu duyguların yarattığı doğal bir meyve gibi ulaşmasını sağlıyor. Çözümlemeye ilerleyen yolda ise basit bir sonuçlanmadan ziyade yine hitap ettiği kesimlerce şaşırtıcı olabilen sürprizler içeriyor.
Finaldeki bu kurulumun tonunun ilk dakikalardan itibaren her nesle hitap eden homojen yapısını koruması, aslında filmin benimsediği yoldaki sabit ilerleyişinin bir dışavurumu. Craig Mazin, önceki işlerinden tanık olduğumuz gibi hikayenin içerisine serpiştirdiği tüm donelerini finale doğru belirli bir düzlemin içerisinde, fena olmayan bir neden sonuçla elimine etmeyi başarıyor.

Yas, Ait Olma ve Ötekileştirme
The Sheep Detectives’in en önemli başarısı; yas tutma, ait olanı arama ve ölüme olan bakış açısının altında yatıyor. Koyunların yaşadıkları travmaları zihinlerinden silme arzusu, aslında insani olarak acılardan kaçınarak onlarla baş etme eyleminin bir tezahürü. Ölüm, onlar için George’un okuduğu romanlarda bulunan bir çeşit kurgusal öge. Unutma alışkanlıkları ise hayali olmaktan öte koyunların sığındığı en büyük baş etme yöntemi.
Koyunlar, ölümün olmadığı bir alanda hayatlarını kaybeden diğer koyunların buluta dönüştüğünü düşünüyorlar. Fedakarlığın, hatırlamanın ve sevginin varlığı, tıpkı güneşin önüne geçen bir bulut gibi bu alanda da ölümün üstünü örtüyor. Lily başta olmak üzere, yaşanılan yasın ve kaybın üzerine giderek onu kucaklamayı öğreniyorlar. Koyunlardan Mopple’ın unutma becerisine sahip olmaması, senaryoya temel ters köşe olarak ekleniyor. Onun yaşadığı travmalar, acılar ve tüm diğer kötü anılar ise bu koyun sürüsü içerisindeki paylaşımlar üzerinden gideriliyor.
Bu noktada, Sebastian yine zorlu anılara sahip olan bir diğer önemli karakter. Onu daha izole, ötekileşmiş, bıkkın ve ağırbaşlı olarak görürken fedakarlık eylemi de onunla kayda değer bir anlam kazanıyor. Bekçi köpeklerin arasında arkadaşlarını korumak adına ölüme teslim olan Sebastian, koyunlar için farklı bir kabullenme yöntemini doğuruyor. Arkadaşları bu anı hafızalarından silmek istemiyorlar, bu kez kaçınmada bulunmadan ya da unutmadan bir baş etme yöntemini benimsiyorlar.
Hikâyenin karakterleri üzerinden bu kavramlara takındığı önemi takdir etmekte yarar var. Zira, “kış kuzusu” (George) karakteri de gelenekselleşmiş ötekileştirmenin yansıtıldığı bir noktada yer alıyor. Ayrımcılığın ve azınlık olarak bir köşeye itilmenin örneği olan karakter, zamanla kendisine dair tüm önyargıları teker teker yıkıyor. Sürünün içerisine dahil oluşu toplumsal içselleştirmenin, kucaklayıcılığın başlıca bir sembolü oluyor.
The Sheep Detectives; temel kavramlarını karakterlerle aynı potada eritirken, kasabanın tasviri ve anlatının mizahi tonu da – prodüksiyon anlamında – bu bilinçli basitlikten besleniyor sanki. Ekrandan üzerimize doğru uzayan kucaklayıcı tavır, gösterişsiz olmakla beraber belirli temel teatral ilkelere sahip. İlk dakikasından son anına kadar hayvan dostu ilkelerle yola çıkan bu hikâyenin tüm nesiller adına her anlamda birlikte ve ait olmayı desteklediğini söylemekte fayda var.

Arzulanan Dengenin Yarattığı Duraksamalar
The Sheep Detectives’in tüm üstesinden geldiği unsurların yanında birtakım sorunlu kısımları olduğunu belirtmek gerek. Anlatının mizahla harmanladığı gizemli polisiye dokusu bu noktada önemli bir konuma sahip. Filmin çözümleme aşamasında hitap ettiği kesimler adına dengeli bir son hazırladığını söylemek mümkün. Ancak bu polisiye denkleme dair ipuçlarının tüm hikâye boyunca akışı önemli tempo sorunlarıyla dolu.
Filmin önemli süresince korumaya çalıştığı dengeli anlatım tonu, kırılma aşamalarının yavanlaşmasına neden oluyor. Bir sonraki replik tahmin edilebildiği gibi bir sonraki ipucunun nasıl sunulacağı da kolaylıkla öngörülebiliyor. Bu konuda, finaldeki sürprizleri daha vurucu yapmak için anlatı boyunca yer alan kısıtlı ipuçlarının sınırlılığı da bir diğer faktör oluyor. Kabullenme, yas ve ötekileştirme üzerine yansıtılan kavramlar önemli olsa da, tüm bu bağlamları kapsama arzusu hikâyenin ilerleyişinde kimi zaman başlıca duraksama noktaları yaratıyor.
Filmin içerdiği tüm kavramları farklı bir düzlem içerisinde yine insanbiçimci tavırla aktarmasının arkasında ise bizim de bu temalara ortak olmamızı isteyen bir gaye var. Film genellikle bize doğru adım atmıyor, tam tersi şekilde bilinçli bir şekilde karikatürize edilmiş bu dünyaya dahil olmamız için bizim emek vermemizi istiyor. Bunun nedeni de hedeflediği kesimlere hitap etmek isterken takındığı bazı temel kurallar. Filmin dile getirdikleri hakkında açıklayıcı olmaya çalışması, insanbiçimciliği vurgulayan sahnelere birebir örneklemlerle odaklanması, tiyatro oyunu gibi gözüken sekansları ve temel kodları içerisinde risk almaktan uzakta kalması… Bu unsurlar, alışageldiğimiz formülize anlatı tercihlerini farklı bir perspektiften risksiz bir şekilde aktarma çabasını yansıtıyor. Yeni olan öge burada koyunların insani özellikleriyken, senaryoda geriye kalan çoğu şey eski hissettiriyor. Eser, geniş çerçevede kanıksanan bir formülü başka bir noktadan kurmanın peşinde gibi gözüküyor. Bu arzunun tempo sorunlarıyla çatışması ise kayda değer kopuklukların ve boşlukların ekranda belirmesine vesile oluyor.
The Sheep Detectives, görsel olarak CGI kullanımı konusunda sorunlar içerse de, kurgusu çerçevesinde mekanla uyumlu olan basitliğini korumaya çalışıyor. Yönetmenliğin nispeten sınırlı kaldığı bu yapımda işleyen kısımlar, anlık sekanslardan ziyade senaryonun içerisine gizlemeyi başardığı insana dair unsurların zamanla bütünleştiği noktalar oluyor. The Sheep Detectives için ailelerin bir arada izleyebileceği, dengenin korunduğu, insana dair birçok meselenin altının çizildiği sıcak bir anlatı diyebiliriz. Kaçınmanın kabullenmeyle çözüldüğü bu hikayede, metnin kendi yarattığı iklimin içerisinde zaman zaman kaybolması da dengesiz olmaktan ne kadar kaçındığıyla ilgili.
Ahmet Duvan‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.



















Yorumlar